Ankara’da aylarca ödenmeyen ücretleri, gasp edilen tazminat hakları ve güvencesiz çalışma koşullarına karşı açlık grevine başlayan Doruk Madencilik işçilerinin direnişi 5. gününe girerken, bir işçinin daha fenalaşması mücadeleyi hayati bir eşiğe taşıdı. Bağımsız Maden İş, taleplerin derhal karşılanmaması halinde tablonun daha da ağırlaşacağı uyarısında bulundu.
Açlık Grevi Kritik Eşiğe Ulaştı
Doruk Madencilik işçilerinin Ankara’da başlattığı açlık grevi beşinci gününde sağlık açısından ciddi riskler üretmeye başladı. Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nın yaptığı açıklamaya göre, direnişin sürdürüleceğinin ilan edildiği sırada bir madenci daha fenalaştı.
Sendika, işçilerin yalnızca ücretlerini değil, aynı zamanda yaşam haklarını savunduğunu vurgulayarak, taleplerin ertelenemez olduğunu belirtti. Açıklamada, aylarca ödenmeyen maaşların ve tazminatların artık bir idari sorun değil, doğrudan emekçilerin yaşamını tehdit eden bir kriz haline geldiği ifade edildi.
Talepler Sadece Ücret Değil, Yaşam Güvencesi
İşçilerin temel talepleri arasında aylardır ödenmeyen ücret alacaklarının derhal ödenmesi, TMSF öncesi ve sonrasında işten çıkarılan emekçilerin tazminat haklarının eksiksiz verilmesi ve mevcut çalışanlara rızaları dışında dayatılan ücretsiz izin uygulamasının kaldırılması yer alıyor.
Bunun yanında işçiler, iş sağlığı ve iş güvenliği kurallarına uygun güvenli bir çalışma ortamı oluşturulmasını, sendikal mücadelede öncülük ettikleri gerekçesiyle işten çıkarılan işçilerin işe iadesini ve madenin kamulaştırılarak iş güvencesinin yasal teminat altına alınmasını talep ediyor.
Bu talepler, yalnızca bir işletme içi uyuşmazlıktan ibaret değil; Türkiye’de madencilik sektöründe yıllardır biriken yapısal güvencesizliğin ve emeğin sistematik değersizleştirilmesinin somut bir yansıması olarak okunuyor.
Kamulaştırma Talebi Ve Yapısal Kriz
Madencilerin “kamulaştırma” talebi, yalnızca mevcut patron yapısına karşı bir tepki değil; aynı zamanda özel sektör eliyle derinleşen güvencesizlik düzenine karşı siyasal bir itiraz niteliği taşıyor. Özellikle maden sektöründe sıklaşan iş cinayetleri, ücret gaspları ve sendikal baskılar düşünüldüğünde bu talep, işçilerin hayatta kalma stratejisine dönüşmüş durumda.
Açlık grevinin beşinci gününde yaşanan sağlık sorunları ise bu krizin artık ertelenebilir değil, doğrudan müdahale gerektiren bir emek ve insan hakları meselesi olduğunu gösteriyor.
Sessizlik Derinleştikçe Bedel Büyüyor
İşçilerin bedenleri üzerinden yürüyen bu direniş, yalnızca Doruk Madencilik’e değil; kamu otoritesine, çalışma yaşamını denetlemekle yükümlü kurumlara ve siyasal iktidara yöneltilmiş açık bir çağrı niteliği taşıyor.
Her geçen gün artan sağlık riski, çözülmeyen her talebin yalnızca ekonomik değil, insani bir sorumluluk alanına dönüştüğünü ortaya koyuyor. Sorun artık sadece ücret değil; emeğin yaşam karşısındaki değeri.

















