Türkiye’de çocuk işçiliği yalnızca artmıyor; eğitim politikaları ve ekonomik koşulların birleşimiyle daha erken yaşlara inen, daha yoğun ve daha güvencesiz bir sömürü biçimine dönüşüyor.
Kansu Yıldırım’ın Evrensel Gazetesi’nde yayımlanan “Çocuklar işçileşiyor, çocuk işçilik dönüşüyor” başlıklı köşe yazısı, Türkiye’de çocuk emeğinin geldiği noktayı yalnızca rakamlarla değil, üretim ilişkilerinin dönüşümü üzerinden analiz ediyor. Yazı, kapitalist üretim modelinin tarihsel sürekliliği içinde çocuk emeğinin nasıl yeniden üretildiğini ve günümüz Türkiye’sinde nasıl kurumsallaştırıldığını gözler önüne seriyor.
Çocuk İşçiliğinde Nicelik Artışı Ve Niteliksel Dönüşüm
Uluslararası verilere göre dünyada yaklaşık 160 milyon çocuk işçi bulunurken, Türkiye’de de tablo giderek ağırlaşıyor. Resmî verilere göre 15-17 yaş grubundaki çocukların yaklaşık dörtte biri çalışma hayatının içinde yer alıyor. Ancak yaz ayları ve kayıt dışı istihdam dikkate alındığında bu sayı milyonlara ulaşıyor.
Daha dikkat çekici olan ise yalnızca artış değil, dönüşümün kendisi. Eskiden daha çok aile yanında çalışan çocukların yerini bugün ücretli, güvencesiz ve doğrudan piyasa ilişkilerine dahil olan çocuk işçiler alıyor. Bu durum, çocuk emeğinin artık “yardımcı” değil, doğrudan üretimin bir parçası haline geldiğini gösteriyor.
Sektörel Yayılım: Tarladan Sanayiye, Sokaktan Hizmete
Çocuk işçiliği artık belirli alanlarla sınırlı değil; tarımdan sanayiye, inşaattan hizmet sektörüne kadar geniş bir alana yayılmış durumda. Organize sanayi bölgelerinin Anadolu’ya yayılmasıyla birlikte çocuk işçilik de coğrafi olarak genişliyor.
Kent merkezlerinde sanayi, inşaat ve hizmet sektörlerinde çalışan çocuklar; motokuryelikten atölye işçiliğine, sokak işlerinden AVM içi çalışmalara kadar çok farklı alanlarda yer alıyor. Bu tablo, çocuk emeğinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda mekânsal olarak da sistematik biçimde örgütlendiğini ortaya koyuyor.
MESEM: Eğitim Mi, Ucuz İş Gücü Politikası Mı?
Yazının en kritik başlıklarından biri, mesleki eğitim sistemi içinde yer alan MESEM uygulamaları. Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre yüz binlerce öğrenci haftanın büyük bölümünü işyerlerinde geçiriyor. Ancak bu süreç “eğitim” adı altında yürütülse de fiiliyatta uzun çalışma saatleri, düşük ücret ve denetimsizlik öne çıkıyor.
Öğrencilere ödenen ücretlerin büyük kısmı kamu kaynaklarından, özellikle işsizlik fonundan karşılanırken; patronlar için bu sistem neredeyse maliyetsiz bir iş gücü yaratıyor. Hesaplamalar, çocuk işçilerin alması gereken ücret ile fiilen aldıkları arasındaki farkın doğrudan sermayeye aktarıldığını gösteriyor.
Yoksulluk, Politika Ve Erken Yaşta İşçileşme
Çocuk işçiliğinin temelinde yatan ana dinamik ise yoksulluk. Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan ailelerin çocukları, eğitimden koparak erken yaşta çalışma hayatına katılıyor. Son düzenlemelerle mesleki eğitimin ortaokul düzeyine kadar indirilmesi, bu sürecin daha da erken yaşlara çekileceğini gösteriyor.
Bu durum yalnızca bugünü değil, geleceği de etkiliyor. Mesleki eğitim sistemine dahil olan çocukların önemli bir kısmı mezuniyet sonrası iş bulamazken, ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı artıyor. Böylece sistem, hem çocuk işçiliği üretmeye hem de işsizliği yeniden üretmeye devam ediyor.
Sistematik Bir Sorun: Çocuk Emeği Ve Geleceğin Kaybı
Kansu Yıldırım’ın analizi, çocuk işçiliğinin bireysel tercihler ya da istisnai durumlarla açıklanamayacağını ortaya koyuyor. Aksine bu durum, ekonomik model, devlet politikaları ve eğitim sistemi arasındaki yapısal bir ilişkinin sonucu.
Çocuk emeğinin yaygınlaşması yalnızca bir sosyal sorun değil; aynı zamanda uzun vadede toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren ve kuşaklar arası yoksulluğu kalıcı hale getiren bir mekanizma olarak öne çıkıyor.
- Kansu Yıldırım, “Çocuklar işçileşiyor, çocuk işçilik dönüşüyor”, Evrensel Gazetesi
- Eğitim Kılıfında Çocuk Emeği: Sistematik Sömürü Derinleşiyor - 24 Nisan 2026
- Çocuğun Ruhunu Coğrafya da Büyütür - 22 Nisan 2026
- Gazetecilik Suç Değil: Meclis’te Yükselen Özgürlük Çığlığı - 7 Nisan 2026












