back to top
Ana Sayfa Haber “Uyumlan Ya Da Suçlan”: İtirafçılığın Merkezileştiği Yerde Hukukun Geri Çekilişi

“Uyumlan Ya Da Suçlan”: İtirafçılığın Merkezileştiği Yerde Hukukun Geri Çekilişi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi, T24’te yayımlanan kapsamlı analizinde, itirafçı beyanlarının ceza yargılamalarının merkezine yerleştirilmesini tarihsel örnekler üzerinden ele alarak, bu yöntemin hukuk devletinin çözülüşü ve siyasal baskı rejimlerinin kurumsallaşmasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve hukukçu Gül Çiftçi, T24’te kaleme aldığı “Uyumlan ya da suçlan: Yargılamalarda bir yöntem olarak ‘iftiracılık’” başlıklı yazısında, Türkiye’de son dönemde artan itirafçı beyanlarına dayalı soruşturmaları tarihsel ve siyasal bir çerçeveye oturttu. Çiftçi’ye göre itiraf, modern hukukta tali ve sınırlı bir delil türüyken; otoriterleşen rejimlerde yargının ana işleyiş mekanizmasına dönüşüyor.

Hukuk Devletinden Siyasal Yargıya Geçiş

Çiftçi, modern ceza yargılamasının maddi gerçeğe ulaşma amacıyla, somut ve denetlenebilir delillere dayanması gerektiğini hatırlatıyor. İtiraf, ihbar ve tanık beyanlarının ise ancak bu çerçevede, tamamlayıcı nitelikte kullanılabileceğini vurguluyor. Ancak yazıya göre hukuk devletinin aşındığı ya da bilinçli biçimde zayıflatıldığı rejimlerde bu denge tersine dönüyor; beyana dayalı deliller yargının merkezine yerleşiyor.

Bu dönüşüm, yargıyı gerçeği araştıran bir kurum olmaktan çıkararak, siyasal iktidarın önceden belirlediği suç anlatılarını üretip meşrulaştıran bir aygıta dönüştürüyor.

Engizisyondan Faşizme: Tarihsel Süreklilik

Çiftçi, analizinde tarihsel örneklerle bu yöntemin sürekliliğini ortaya koyuyor. Ortaçağ Avrupa’sındaki cadı yargılamalarında, suçun maddi delille ispatlanamaz olması nedeniyle ihbarın kurucu unsur haline geldiğini hatırlatıyor. İhbar etmeyenlerin potansiyel sanık haline geldiği bu sistemde, itiraf hayatta kalma stratejisine dönüşüyordu.

Benzer bir mekanizma Nazi Almanyası’nda da işledi. Gestapo’nun sınırlı kurumsal kapasitesi, toplumun yaygın ihbar pratiğiyle tamamlandı. Çiftçi’ye göre burada itiraf, gerçeği açığa çıkarmaktan ziyade bireyin rejime sadakatini ilan etmesinin bir aracıydı.

Faşist İtalya ve Franco İspanya’sında ise yargı, fiili suçları değil, siyasal eğilimleri ve geçmiş aidiyetleri yargılayan bir yapıya dönüştü. Tanık beyanları ve ihbarlar, suçun değil “uyumsuzluğun” ispatı için kullanıldı.

Türkiye’de İtirafçılığın Güncel İşlevi

Çiftçi, yazısında Türkiye’de son dönemde sıkça gündeme gelen “itirafçı oldu” haberlerinin bu tarihsel çerçevede okunması gerektiğini savunuyor. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Aziz İhsan Aktaş dosyalarında, maddi delilden yoksun tanık beyanlarının soruşturmaların ana eksenini oluşturduğuna dikkat çekiyor.

Bu tür dosyalarda yargının artık “ne oldu?” sorusunu değil, “kimin hedef alınması gerekiyor?” sorusunu yanıtladığını belirten Çiftçi, itirafçı beyanlarının hukuki bir delil olmaktan çıkıp siyasal uyum mekanizmasına dönüştüğünü ifade ediyor.

“İtirafçı Oldu” Haberlerinin Politik Anlamı

Analize göre itirafçı beyanlarıyla genişleyen dosyalar ve zincirleme gözaltılar, yalnızca bireysel ceza soruşturmaları olarak görülmemeli. Bu süreçler, yargının hangi delil rejimiyle çalıştığını ve hangi siyasal iklime uyumlandığını açık biçimde ortaya koyuyor.

Çiftçi, itirafçılığın merkezileştiği hiçbir siyasal düzenin özgürlükçü ve demokratik bir karakter taşımadığını vurguluyor. Engizisyon mahkemelerinden faşist rejimlere uzanan tarihsel çizgide, bu yöntemin rejimlerin sürekliliğini sağlayan temel araçlardan biri olduğunu hatırlatıyor.

Yazı, “itirafın merkezileştiği yerde hukukun geri çekildiği, hukukun geri çekildiği yerde ise özgürlüklerin buharlaştığı” tespitiyle son buluyor. Çiftçi’ye göre bugün Türkiye’de verilen mesaj nettir: Uyumlan ya da suçlan.


Kaynak:
– Gül Çiftçi, “Uyumlan ya da suçlan: Yargılamalarda bir yöntem olarak ‘iftiracılık’”, T24