Güncel siyasal tartışmaların önemli bir kısmı, kamusal hayatı doğrudan etkileyen yapısal sorunlardan ziyade, sınırlı sayıda siyasetçi, gazeteci ve yorumcunun söylemleri etrafında dönmektedir. Bu durum, gazeteciliğin temel işlevi olan kamuyu bilgilendirme ve iktidarı denetleme sorumluluğundan giderek uzaklaşıldığını göstermektedir. Zira belirli isimlerin sosyal medya paylaşımlarını, polemiklerini ve kişisel çıkışlarını sürekli haberleştirmek; haber üretmekten çok, gündem inşa etmek anlamına gelmektedir.
Bu tür içerikler, ne toplumsal bir fayda üretmekte ne de yurttaşın siyasal karar alma süreçlerine katkı sunmaktadır. Aksine, görünürlükleri medya eliyle sürekli yeniden üretilen bu şahsiyetler, olduklarından daha etkili ve merkezi aktörler hâline getirilmekte; böylece kamusal tartışmanın ekseni bilinçli ya da bilinçsiz biçimde daraltılmaktadır.
Gündem Sapması Olarak Kişi Merkezli Habercilik
Siyasal iletişim literatüründe “gündem belirleme” (agenda-setting) kuramı, medyanın neyin önemli olduğuna karar verme gücüne işaret eder. Bugün gelinen noktada bu güç, kamu yararını önceleyen bir çerçeveden ziyade, dikkat ekonomisinin kurallarına göre işlemektedir. Kişilere odaklanan, çatışma ve polemik üzerinden ilerleyen haberler; hızla tüketilen, ancak kalıcı bir kavrayış üretmeyen içeriklere dönüşmektedir.
Bu süreçte asıl kaybeden, toplumun gerçek sorunlarıdır. Derinleşen yoksulluk, güvencesiz çalışma, adalete erişimde yaşanan yapısal engeller, kadınlara yönelik şiddet, çocuk işçiliği, çevre tahribatı ve hukuk devletinin aşınması gibi hayati meseleler, tali başlıklar hâline gelmektedir. Medyanın sınırlı gündem alanı, bu sorunlara değil; sürekli yeniden dolaşıma sokulan isimlere ayrılmaktadır.
Magazinleşme ve Siyasal İçeriğin Boşalması
Gazeteciliğin magazinleşmesi yalnızca eğlence kültürüyle sınırlı değildir; siyasal alan da bu dönüşümden payını almaktadır. Siyasal magazinleşme, içerikten çok kişiliğe, politikadan çok üsluba, yapısal analizden çok anlık tepkilere odaklanır. Böylece siyaset, bir fikir ve mücadele alanı olmaktan çıkarak, bir “seyirlik” hâline gelir.
Bu durum, iktidar ilişkilerini görünmez kılan bir işlev de görür. Zira kişisel tartışmaların ve sosyal medya çıkışlarının merkezde olduğu bir kamusal alanda, iktisadi tercihler, hukuki düzenlemeler ve kurumsal çöküşler arka plana itilir. Medya, farkında olarak ya da olmayarak, siyasal iktidarın hesap vermesini zorlaştıran bir perdeye dönüşür.
Gazetecilik Etiği ve Kamusal Sorumluluk
Gazetecilik, yalnızca olup biteni aktarma faaliyeti değildir; aynı zamanda neyin haber değeri taşıdığına dair etik bir tercihtir. Bu nedenle, belirli isimlerin her sözünü ve her paylaşımını haberleştirmek, teknik olarak mümkün olsa da, mesleki olarak meşru değildir. Haber değeri, toplumsal etki, kamusal önem ve yapısal bağlamla birlikte değerlendirilmelidir.
Toplumsal sorumluluk taşıyan bir medya anlayışı, kişileri değil süreçleri; polemikleri değil politikaları; gündemi oyalayan detayları değil, hayatı belirleyen kararları görünür kılar. Aksi hâlde medya, eleştirdiği iktidar pratiklerinin bir uzantısına dönüşme riskiyle karşı karşıya kalır.
Sonuç Yerine: Sessizliğin Gürültüsü
Bugün yaşanan sorun, yalnızca bazı isimlerin aşırı görünür olması değil; bu görünürlüğün bedelini toplumun geri kalanının ödemesidir. Adı anılmaya dahi değmeyecek ölçüde sınırlı bir etkiye sahip aktörlerin sürekli gündemde tutulması, kamusal aklın dağıtılmasına hizmet etmektedir. Bu, açık bir sansürden daha incelikli, ancak en az onun kadar etkili bir örtme mekanizmasıdır.
Gerçek gazetecilik, gürültünün değil hakikatin peşinden gitmeyi gerektirir. Ve çoğu zaman hakikat, en çok konuşulan yerde değil; sistematik olarak susturulan alanlarda saklıdır.
















