ABD’nin Venezuela’ya ait bir petrol tankerine açık denizde el koyması ve Donald Trump’ın “abluka”yı savunan küstah açıklamaları, uluslararası hukukun değil gücün konuştuğu bir dünya tablosunu yeniden gündeme taşıdı; Caracas olayı “korsanlık” olarak nitelendirirken, Washington tek taraflı yaptırımları fiili zor kullanımıyla dayattı.
Açık denizde müdahale: Yaptırım mı, zor kullanımı mı?
ABD güçlerinin Karayipler açıklarında Venezuela’ya ait bir petrol tankerine müdahale ederek el koyması, Washington’un yaptırım politikalarının geldiği noktayı gözler önüne serdi. ABD tarafı, tankerin yaptırım kapsamındaki petrolü taşıdığını öne sürerken, Venezuela yönetimi bu adımı egemenliğe açık saldırı ve “devlet eliyle korsanlık” olarak tanımladı. Müdahale, yalnızca ikili gerilimi değil, açık denizlerin hukuki statüsünü de tartışmaya açtı.
Uluslararası deniz hukukuna göre açık denizlerde zor kullanımı son derece istisnai koşullara bağlıyken, ABD’nin bu hamlesi, yaptırımların askeri ve fiili güçle uygulanması anlamına geliyor. Hukukçular, yaptırım ihlali iddiasının tek başına bir devlete ait ticari gemiye el koymayı otomatik olarak meşrulaştırmadığına dikkat çekiyor.
Trump’ın dili: Diplomasi yerine tehdit
Olayın ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın tankerlere yönelik “abluka” çağrısı ve petrolün “geri alınması” yönündeki açıklamaları, diplomatik teamüllerden ziyade güç siyasetini yansıtan bir ton taşıdı. Trump’ın söylemi, ABD’nin Latin Amerika politikasında uzun süredir eleştirilen müdahaleci çizginin daha da sertleştiğini ortaya koydu.
Bu dil, yalnızca Venezuela’yı değil, ABD’nin küresel ölçekte savunduğunu iddia ettiği “kurallara dayalı uluslararası düzen” söylemini de boşa düşürüyor. Güçlü olanın, kuralları kendi çıkarına göre eğip büktüğü bir tabloda, hukuk kavramı giderek anlamını yitiriyor.
Küresel sonuçlar: Enerji ve güvenlik riski
Tankere el konulması petrol piyasalarında dalgalanmaya yol açarken, uzmanlar benzer müdahalelerin yaygınlaşmasının küresel enerji güvenliği açısından ciddi riskler barındırdığı uyarısında bulunuyor. Açık deniz ticaretinin siyasallaşması, yalnızca hedef alınan ülkeleri değil, uluslararası ticaret zincirlerinin tamamını kırılgan hale getiriyor.
Latin Amerika’dan ve bazı uluslararası çevrelerden gelen tepkiler, bu tür tek taraflı adımların bölgesel istikrarsızlığı derinleştirdiği yönünde. Eleştirilerin ortak noktası ise net: Eğer açık denizlerde güç hukuku normalleşirse, yarın hiçbir ülkenin ticari gemisi güvende olmayacak.
Korsanlık çağrışımı tesadüf değil
Venezuela’nın “korsanlık” vurgusu retorik bir abartı değil; devlet gücüyle yapılan bu el koyma, modern çağın daha sofistike ama özünde aynı olan zorbalık biçimlerinden biri. Uluslararası hukuk, güçlü devletlerin keyfi uygulamalarını sınırlamak için vardır; ancak bugün gelinen noktada hukuk, gücün arkasından sürükleniyor.
Bu tablo, dünyayı daha güvenli değil, daha tehlikeli bir yere sürüklüyor. ABD’nin Venezuela tankerine müdahalesi, yalnızca bir yaptırım uygulaması değil; “güçlü olan alır” anlayışının açık denizlere taşınmasıdır. Bu anlayışın normalleştiği bir dünyada ne hukuktan ne de ortak bir gelecekten söz etmek mümkündür.
- NHY / Reuters, AP, Al Jazeera, ABD yönetimi ve Donald Trump’ın kamuya açık açıklamaları; Venezuela hükümetinin resmi beyanları.












