TİP Milletvekili Ahmet Şık, fon krizine ilişkin yeni paylaşımında soruşturmanın yalnızca finans çevreleriyle sınırlı kalmadığını, AKP ve devlet bürokrasisinin üst kademelerine doğru uzanan bir ağın ortaya çıkarıldığını öne sürdü. Şık, Erdoğan’a yapılan bürokratik sunumlardan Fatma Betül Sayan Kaya ve Nihat Zeybekci dosyalarına, Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı hakkında verilen ve kısa sürede kaldırılan tedbir kararından Yargıtay üyelerine, Erdin Özel’in konumundan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in geçmiş görüşmelerine kadar uzanan bir dizi iddia ve soru gündeme getirdi.

Fon krizinin ortaya çıkmasının ardından soruşturmanın siyasi boyutu giderek daha fazla tartışılırken, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık bu kez AKP içinden edindiğini belirttiği kulis bilgilerini kamuoyuyla paylaştı. Şık’ın anlatımına göre, krizin ortaya çıkmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ekonomi kurmayları tarafından sistemin işleyişine ilişkin sunumlar yapıldı. Şık, Adalet Bakanlığı’nın üst düzey bürokrasisi tarafından Erdoğan’a yapılan ayrı bir sunumda ise eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın sisteme nasıl dahil olduğunun ve yaptığı işlemlerin belgeleriyle aktarıldığını öne sürdü.

Şık, Kaya’nın adının gündeme gelmesine Erdoğan’ın tepki gösterdiğini ve Kaya’nın Erdoğan’la görüşme talebinin reddedildiğini ileri sürdü. Kaya, fon krizinin ardından AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etmişti. Uluslararası haber ajansları da istifanın, Kaya ve eşinin fon krizi öncesindeki hisse işlemlerine ilişkin iddiaların ardından geldiğini bildirmişti.

Zeybekci Dosyasından Yazıcı Ailesine

Şık’ın paylaşımındaki dikkat çekici başlıklardan biri de AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Ekonomi İşleri Başkanı Nihat Zeybekci. Şık, Adalet Bakanlığı sunumunda Zeybekci’nin de “şüpheli” olarak gündeme getirildiğini, ancak Erdoğan’a yakın bazı isimlerin uyarısı üzerine yapılan inceleme ve görüşmenin ardından Zeybekci’nin fon krizinde mağdur olduğunun anlaşıldığını öne sürdü.

Zeybekci ise kamuoyuna yaptığı açıklamada ortağı olduğu dört şirketin Tera’nın TP2 fonuna yatırım yaptığını, fonun tasfiye sürecinin ardından paralarının içeride kaldığını ve kendisinin de mağdur yatırımcılardan biri olduğunu söyledi. Zeybekci ayrıca SPK ve diğer düzenleyici kurumların sorumluluğuna dikkat çekerek devletin denetiminde ihmal bulunduğunu savundu.

Şık’ın aktardığı bir diğer gelişme ise Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı hakkında alınan malvarlığı tedbiri. Şık, Mustafa Yazıcı hakkında tedbir kararı alınmadan önce Adalet Bakanı Akın Gürlek’in görüşünün alındığını, ancak birkaç saat içinde tedbir kaldırılırken Gürlek’e danışılmadığını ileri sürdü. Bu iddia, soruşturmanın yalnızca fon işlemlerinin değil, soruşturma kapsamında alınan adli ve idari kararların da siyasi tartışmanın konusu haline geldiğini gösteriyor.

“Tepelere Doğru Uzanan İsimler Var”

Şık, Erdoğan’a fon krizine ilişkin AKP ve devlet bürokrasisinden önemli isimlerin de dosyada bulunduğunun aktarıldığını ileri sürerek, soruşturmanın bugüne kadar kamuoyuna yansıyan isimlerin çok daha ötesine uzandığını savundu.

Paylaşımında, bazı üst düzey AKP’lilerin doğrudan kendi adlarıyla değil, yakınları üzerinden sisteme dahil olduğunu öne süren Şık, bu kişilerin yakınlarına yapılan yüksek tutarlı EFT hareketleri üzerinden bazı bağlantıların tespit edildiğini iddia etti. Şık ayrıca bazı isimlerin yurtdışına para aktardığının veya elde ettikleri kazançları başta Almanya olmak üzere farklı ülkelerde yatırımlara dönüştürdüğünün belirlendiğini ileri sürdü.

Şık’ın bir başka iddiası ise Yargıtay üyelerine ilişkin. Paylaşımında, fon soruşturmasında bazı Yargıtay üyelerinin isimlerine ulaşıldığını ve bu kişiler arasında 400 bin TL ile 160 milyon TL arasında kazanç elde ettiği öne sürülen isimlerin bulunduğunu belirtti.

Bu iddialar, soruşturmanın siyasi çevrelerin yanı sıra yargı bürokrasisine kadar uzanıp uzanmadığı tartışmasını da beraberinde getiriyor.

Batuhan Mumcu Ve Bulls Yatırım İddiası

Şık, fon soruşturmasında adı geçen şirketlerden Bulls Yatırım üzerinden de AKP içindeki başka bağlantılara dikkat çekti. Bulls Yatırım’ın ortakları arasında Enver Çevik ve Kemal Akkaya’nın yanı sıra, eski Kültür Bakan Yardımcısı ve halen BTK üyesi olan Batuhan Mumcu’nun eşi Neslihan Mumcu’nun da bulunduğunu belirten Şık, Mumcu’nun AKP içerisinde dikkatlerin üzerinde toplandığını öne sürdü.

Şık’a göre Mumcu’nun sistem içerisindeki konumu “alt kadro” olarak değerlendiriliyor; ancak üzerine gidilmesi halinde dosyanın daha üst düzey isimlere uzanabileceği yönünde AKP içinde endişe bulunuyor.

Bu nedenle Şık, soruşturmanın yalnızca finansal işlemler üzerinden değil, bu işlemlerle bağlantılı siyasi ve bürokratik ilişkiler üzerinden de okunması gerektiğini savunuyor.

Erdin Özel İddiası Ve “Koruma” Sorusu

Şık’ın paylaşımındaki en önemli başlıklardan biri ise Tera’ya ait şirketlerde yönetim kurulu başkanı olarak görev yapan Erdin Özel. Şık, Özel’in AKP ve devlet bürokrasisi içerisindeki kişilerin para kazanma zaaflarını fark ederek onları fon sistemine dahil eden isimlerden biri olarak anıldığını ileri sürdü.

Şık, Özel’in başlangıçta adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasını da soru işareti olarak gündeme getirdi. Daha sonra Özel’in tutuklandığını belirten Şık, kendisine yönelik korumanın kim ya da kimler tarafından sağlandığının hâlâ ortaya çıkmadığını savundu.

Ahmet Şık daha önce de Erdin Özel’in bazı siyasetçi, bakan, milletvekili ve bürokratlara fon yatırımları konusunda danışmanlık yapıp yapmadığını ve Özel’in neden başlangıçta tutuklanmadığını kamuoyuna açık sorular olarak yöneltmişti.

Şık’ın son paylaşımındaki temel iddia ise şu: Erdin Özel’in konuşması halinde soruşturmanın ulaşacağı isimlerin genişlemesinden endişe ediliyor.

Gürlek’e Otel Görüşmeleri Sorusu

Şık’ın hedefindeki bir diğer isim Adalet Bakanı Akın Gürlek oldu. Daha önce Gürlek’e, fon soruşturması kapsamında tutuklanan Emre Tezmen ve Muhammed Yarız ile daha sonra tutuklanan Erdin Özel’le 2024, 2025 ve 2026 yıllarında İstanbul’daki belirli otellerde görüşüp görüşmediğini sorduğunu hatırlatan Şık, bu sorularına yanıt verilmediğini belirtti.

Bu kez otel isimlerini de vererek sorusunu yineleyen Şık, görüşmelerin Shangri-La İstanbul ve Hilton Bomonti’de gerçekleşip gerçekleşmediğinin açıklanmasını istedi. Görüşmeler olmuşsa tarihleri, yerleri, amaçları ve içeriklerinin kamuoyuna açıklanması gerektiğini savundu.

Şık ayrıca fon soruşturmasında hakkında yakalama kararı bulunduğunu belirttiği Bilal Çalışkan ile Akın Gürlek’in birlikte göründüğü fotoğraf üzerinden yapılan “Adalet Bakanlığı kaynakları” açıklamasını da gündeme taşıdı. Söz konusu açıklamada Gürlek’in Çalışkan’ı şahsen tanımadığı ve fotoğrafın bir program sırasında anlık olarak çekildiği belirtilmişti.

Şık ise Tezmen, Yarız, Özel ve Çalışkan’ın kullandığı telefonlara ilişkin HTS incelemelerinde Gürlek’le herhangi bir görüşme trafiği bulunup bulunmadığının ortaya çıkabileceğini belirterek, soruşturmanın “ucu nereye kadar giderse gitsin” denilerek yürütüldüğünün hatırlanması gerektiğini ifade etti.

Soruşturmanın Siyasi Sınırı Nerede?

Fon krizinin ekonomik boyutuyla siyasi boyutu arasındaki sınır, soruşturmanın büyümesiyle birlikte daha fazla tartışılıyor. Erdoğan’ın Devlet Denetleme Kurulu’nu görevlendirdiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmasının genişlediği ve yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren krizde çok sayıda kişinin soruşturma kapsamına alındığı daha önce kamuoyuna yansımıştı.

Şık ise meselenin bundan daha geniş olduğunu savunuyor. Ona göre soruşturmanın önünde yalnızca finansal işlemler değil, bu işlemlerle bağlantılı siyaset, bürokrasi ve yargı ilişkileri bulunuyor. Bazı isimlerin yurtdışına para aktardığı, bazı kişilerin yakınları üzerinden sisteme dahil olduğu ve soruşturmanın Yargıtay üyelerine kadar uzandığı yönündeki iddialar da bu çerçevede gündeme getiriliyor.

Şık’ın paylaşımının son bölümünde ise fon krizinin iktidar açısından siyasi sonuçlarına ilişkin bir değerlendirme yer alıyor. Şık, krizin Erdoğan’ın “atlatalım” yaklaşımıyla geçiştirilebilecek bir dosya olmadığı kanaatinin AKP içerisinde güçlendiğini, soruşturmanın yaratacağı siyasi maliyet nedeniyle seçimlerin erkene alınması fikrinin daha fazla konuşulduğunu ileri sürüyor. Bunun yanında iktidarın gündemi yalnızca belirleme değil, değiştirme konusunda da geçmişte çeşitli yöntemler kullandığını savunuyor.

Şık, son olarak Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı dönemindeki güç kazanımını, geçmişte Fethullahçı yapı ile AKP arasındaki iktidar ilişkilerinde yaşanan tasfiye süreçleriyle karşılaştırıyor. Gürlek’in de kendisinden önceki dönemde etkili olmuş bazı isimlerin bugün siyaset sahnesinde görünmemesinden ders çıkararak hareket ediyor olabileceğini ileri süren Şık, AKP ve devlet bürokrasisinde hiçbir gücün sınırsız olmadığını savunuyor.

Fon soruşturmasının bundan sonra nereye kadar uzanacağı ise, Şık’ın ortaya attığı bu iddiaların hangilerinin soruşturma dosyalarında karşılık bulacağı ve hangi yeni isimlerin kamuoyunun karşısına çıkacağı üzerinden şekillenecek. Şimdilik ortaya çıkan tablo, fon krizinin yalnızca finansal bir soruşturma olmaktan çıktığı ve AKP ile devlet bürokrasisi içerisindeki güç ilişkilerini de tartışmanın merkezine taşıdığı yönünde.


  • TB / Ahmet Şık’ın X paylaşımı, BirGün, Gazete Pencere, Medyascope, Reuters, AP, DW