back to top
Ana Sayfa Haber Bir ömür Çalıştılar, Şimdi Bir Yatak İçin Para Ödüyorlar

Bir ömür Çalıştılar, Şimdi Bir Yatak İçin Para Ödüyorlar

İstanbul’da barınma krizi, ev sahibi olmayı giderek imkânsızlaştırmakla kalmıyor; tek başına yaşamak için gerekli mekânı da lüks haline getiriyor. BirGün’den Meral Danyıldız’ın İstanbul pansiyonlarında yaptığı saha çalışması, emeklilerden emekli olamayan işçilere, öğrencilerden göçmenlere kadar farklı kesimlerin artık ev yerine ortak odalarda, hatta yalnızca bir yatakta hayat kurmaya çalıştığını ortaya koyuyor.

Türkiye’de barınma krizinin geldiği noktayı anlamak için kira ilanlarına bakmak artık tek başına yeterli değil. Çünkü sorun yalnızca kiraların yükselmesi değil; insanların kentte kendilerine ait bir yaşam alanı kurabilme imkânının giderek ortadan kalkması.

BirGün’den Meral Danyıldız’ın 29 Ağustos 2026 tarihli saha haberinde İstanbul’un Çağlayan, Dolapdere ve çevresindeki pansiyonlar üzerinden ortaya koyduğu tablo, ekonomik krizin barınma alanında nasıl somutlaştığını gösteriyor. Danyıldız’ın görüştüğü insanlar arasında yaklaşık 24 bin liralık emekli aylığıyla yaşayanlar, emeklilik hakkı kazanamamış işçiler, çalışmaya devam eden emekliler ve İstanbul’a eğitim ya da iş için gelenler bulunuyor.

Ortaya çıkan tablo, “ev kiralayamamak”tan daha ağır bir duruma işaret ediyor: İnsanlar artık bir evin değil, ortak bir odanın içindeki yatağın hesabını yapıyor.

Penceresi olmayan oda daha ucuz

Danyıldız’ın Çağlayan’da incelediği pansiyonlardan birinde odalar, neredeyse bir emlak ilanındaki gibi özelliklerine göre fiyatlandırılıyor.

Tek kişilik, televizyonlu ve pencereli odanın aylık fiyatı 13 bin 700 lira. Penceresiz oda ise 12 bin lira. İki kişilik, televizyonlu ve pencereli odanın fiyatı 20 bin 700 liraya çıkıyor.

Başka bir pansiyonda ise tek kişilik pencereli ve televizyonlu oda 15 bin lira, televizyonsuz pencereli oda 14 bin lira, televizyonlu penceresiz oda 13 bin lira, hem televizyonsuz hem penceresiz oda ise 11 bin lira olarak fiyatlandırılıyor.

Bu ücretlere yemek ya da kahvaltı dahil değil. Günlük konaklama ücretleri ise pansiyona göre 650-750 lira arasında değişiyor.

Buradaki ayrım, barınma krizinin yalnızca “kaç lira kira?” sorusundan ibaret olmadığını anlatıyor.

Gökyüzünü görmek bile artık fiyat farkına tabi.

“Allah kimseyi düşürmesin”

Danyıldız’ın görüştüğü emekli Bülent Ceylan, yaklaşık iki yıldır pansiyonda kalıyor. Doğup büyüdüğü Kartal’dan, yüksek maliyetler nedeniyle ayrılarak Çağlayan’a geldiğini anlatıyor.

Ceylan’ın kaldığı pencereli oda için aylık 14 bin lira ödediği belirtiliyor. Penceresiz odaların ise koridora baktığını, ışık alabilmek için kapının açık tutulması gerektiğini anlatıyor.

Ceylan için pencerenin anlamı yalnızca fiziksel bir açıklık değil. Gökyüzünü, yağmuru, güvercinleri görebilmek, sahip olduğu sınırlı yaşam alanının en önemli parçalarından biri.

Su yalıtımı ustası olan Ceylan, işinin zaman zaman bulunduğunu ancak düzenli olmadığını söylüyor. Pansiyon ücretini ödedikten sonra elinde yaklaşık 9 bin 500 lira kaldığını, günlük yaşamını 300 lira civarında sürdürmeye çalıştığını belirtiyor. Odaya ait özel banyo ve tuvalet bulunmuyor; ortak alanlar kullanılıyor.

Ceylan’ın sözleri, ekonomik tablonun bütün çıplaklığıyla özeti:

“Şartlar beni buraya getirdi.”

Sekiz, 12, 16 kişilik odalar

Danyıldız’ın Dolapdere’de ziyaret ettiği başka bir pansiyonda ise barınma koşulları daha da ağırlaşıyor.

Dört katlı binada bazı odalarda 8, 12, hatta 16-17 kişi aynı yerde uyuyor. Yataklar birbirine birkaç adım mesafede. Duş ve tuvaletler ortak. Bazı yatakların çevresine çekilen ince perdeler, kişilerin sahip olduğu neredeyse tek mahremiyet alanı.

Koridorlarda valizler ve kişisel eşyalar bulunuyor. Terasta kalanlar birbirleriyle sohbet ediyor; kimlerin yeni geldiğini, kimlerin aylardır orada kaldığını biliyorlar.

Bu mekânların bir özelliği daha dikkat çekiyor: Burada turist ile uzun süredir barınmak zorunda kalan kişi aynı binada yaşayabiliyor.

Bir turist için pansiyon, ertesi sabah terk edilecek geçici bir konaklama yeri olabilir.

Yanındaki yatakta uyuyan kişi içinse aylarca süren bir hayat anlamına gelebiliyor.

Emeklilik yaşına geldi ama emekli olamadı

Danyıldız’ın görüştüğü Çetin Tekin, bu dönüşümün başka bir yüzünü temsil ediyor.

1973 doğumlu Tekin, emeklilik yaşında olmasına rağmen yeterli prim gününe sahip olmadığı için emekli olamamış. İzmir’de tekstil sektöründe çalışırken işlerin durması üzerine İstanbul’a gelmiş ve yaklaşık bir yıldır Dolapdere’deki pansiyonda yaşıyor.

Aylık yaklaşık 10 bin lira ödediği pansiyonda kahvaltı ve akşam yemeğinin de ücrete dahil olduğunu söylüyor.

Tekin için alternatif, bağımsız bir ev kiralamak. Fakat kendi hesabına göre bunun maliyeti çok daha yüksek. En ucuz ev için bile yaklaşık 20 bin lira kira ödemesi gerekeceğini, gerçek anlamda bir ev bulmanın ise 35-40 bin lira seviyesine çıkabileceğini belirtiyor.

“E benim maaşım zaten o kadar” sözleri, barınma krizinin çalışan yoksullar açısından ulaştığı noktayı gösteriyor.

Tekin’in hikâyesinde ekonomik zorunlulukla başka bir ihtiyaç da yan yana duruyor: yalnızlık.

Ailesi İzmir’de. Eşi ve çocuğundan ayrı yaşıyor. Yaklaşık bin günlük sigorta primine sahip olduğunu, sigortalı çalışmaya devam edebilirse gelecekte emekli olabileceğini düşünüyor.

Pansiyonda yaşamanın zorluklarından söz ederken, burada tanıştığı insanlarla sohbet etmenin kendisi için önemli olduğunu da anlatıyor.

Bir evin yerini ortak oda almış olabilir; ama ortak oda aynı zamanda tamamen yalnız kalmamanın da adresine dönüşmüş.

İstanbul’da bir evin kirası iki emekli maaşına yaklaşıyor

BirGün’ün haberinde aktarılan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerinden yapılan hesaplamaya göre, 2026’nın üçüncü çeyreğinde İstanbul’da 100 metrekarelik bir konutun ortalama kira değeri 44 bin 332 lira.

Temmuz 2026 itibarıyla en düşük emekli aylığı ise 23 bin 552 lira.

Başka bir ifadeyle İstanbul’daki 100 metrekarelik ortalama kira değeri, en düşük emekli aylığının yaklaşık iki katına ulaşmış durumda.

Bu karşılaştırmanın çarpıcı tarafı şu:

Bir insanın emekli maaşı artık ortalama bir konutun kirasını karşılamaya yetmiyor.

Dolapdere’de ise bunun karşılığında kiralanan şey bir ev değil.

Bir odanın içindeki yatak.

Pansiyon artık geçici değil, kalıcı

Pansiyonların klasik anlamı da değişiyor.

Eskiden birkaç geceliğine, birkaç haftalığına kullanılan bu mekânlarda “dönüş tarihi” belirsizleşmiş durumda. Bir geceliğine gelenler bir hafta kalıyor; birkaç haftalığına gelenlerin konaklaması aylara uzuyor. Bazılarının kalışı bir yılı geçiyor.

Pansiyon işletmecisi Abdullah Receb, kalanların yalnızca emeklilerden oluşmadığını söylüyor. Turistler, göçmenler, öğrenciler, çalışanlar ve emekliler aynı binada kalıyor.

Günlük konaklama ücretinin yaklaşık 400 lira olduğu pansiyonda uzun süre kalanların ödemesi oda ve koşullara göre değişiyor.

Receb, insanların burada kalmasının nedeninin yalnızca ekonomik olmadığını, sosyal bir boyutun da bulunduğunu ifade ediyor. Ay sonunu getiremeyenlerin çıkmak zorunda kaldığını, bazı durumlarda ise ödeme güçlüğü yaşayanlara kolaylık sağlandığını anlatıyor.

Bu durum, pansiyonları yalnızca ucuz konaklama mekânları olmaktan çıkarıyor.

Bunlar giderek yoksulluğun kalıcı barınma alanlarına dönüşüyor.

“Öğrenci evi gibi”

Barınma krizinin emeklileri nasıl ortak yaşam modellerine ittiğini gösteren başka bir örnek ise Metin Duyan.

Duyan, emekli bir başka meslektaşıyla birlikte ev paylaşımı yaptığını anlatıyor. İkisi de çalışıyor ancak buna rağmen ev kirasının altından kalkamıyor.

Önce birlikte tuttukları evin kirası 40 bin liraya ulaşınca çözüm aramaya başlıyorlar.

Duyan’ın tanımlaması dikkat çekici:

“Öğrenci evi gibi.”

Yıllarca çalışmış, emekli olmuş insanların barınma biçimi ile üniversite öğrencilerinin yıllardır kullandığı ortak ev modeli aynı noktada buluşuyor. Fark yalnızca yaşlarda; ekonomik zorunluluk aynı.

Emekli olup çalışmaya devam eden 2,1 milyon kişi

Pansiyonlarda gündüzleri emeklilerin bulunmaması da haberin ortaya koyduğu başka bir gerçeği görünür kılıyor.

İşletmeci Abdullah Receb’in “Çalışıyorlar” yanıtı, bireysel bir gözlem olmanın ötesinde, Türkiye’de emekliliğin ekonomik anlamının nasıl değiştiğine ilişkin verilerle de örtüşüyor.

SGK verilerinden yapılan hesaplamaya göre, emekli aylığı alırken kayıtlı çalışmaya devam edenlerin sayısı Şubat 2026 itibarıyla 2 milyon 130 bin 20’ye yükselmiş durumda. Şubat 2023’te bu sayı 920 bin 119 olarak veriliyor.

TÜİK verileri de 65 yaş üzerindeki nüfusta çalışma eğiliminin yükseldiğini gösteriyor. 65 yaş ve üzerindekilerin işgücüne katılım oranı 2020’de yüzde 10 iken 2024’te yüzde 13,1’e çıktı. Erkeklerde oran yüzde 21,4’e ulaştı.

İstanbul Planlama Ajansı’nın 2024 araştırmasına göre İstanbul’da aktif çalışanı bulunmayan ve yalnızca emekli aylığıyla geçinen 811 bin 40 hane bulunuyor. Bunların 148 bin 420’si kiracı.

Dolayısıyla Dolapdere’deki görüntü münferit bir barınma tercihi olarak okunamıyor.

Bu, emekliliğin kendisinin artık güvenli ve bağımsız bir yaşamın garantisi olmaktan çıkmasının sonuçlarından biri.

Bir yatak, biraz gökyüzü, biraz sohbet

Türkiye’nin yaşlanan nüfusu açısından sorunun bir başka boyutu da yalnızlık.

TÜİK’e göre 65 yaş ve üzerindeki nüfus 2025’te 9 milyon 583 bine ulaştı. Bu grubun 1 milyon 836 bin 496’sı tek başına yaşıyor.

Dolapdere’deki pansiyon bu nedenle yalnızca ucuz bir barınma seçeneği değil.

Bazen bir yatağın yanında başka bir yatağın bulunması, terasta birkaç kişiyle sohbet edebilmek veya akşam işten döndüğünde binada birilerinin olduğunu bilmek de ekonomik sıkışmanın içinde değer kazanıyor.

Tekin’in “yalnızlıktan bıktım” sözünün anlamı burada ortaya çıkıyor.

Barınma krizi insanları yalnızca daha küçük alanlara sıkıştırmıyor; özel hayat ile ortak hayat arasındaki sınırları da eritiyor.

Evden yatağa: Krizin gerçek ölçüsü

Meral Danyıldız’ın BirGün için yaptığı saha çalışmasının ortaya koyduğu tabloyu yalnızca “pansiyon fiyatları arttı” şeklinde okumak eksik kalır.

Burada daha büyük bir dönüşüm yaşanıyor.

Bir zamanlar ev sahibi olmak için çalışan insanlar artık ev kiralamak için çalışıyor. Kirayı karşılayamayanlar oda paylaşmaya başlıyor. Oda da pahalı gelince penceresiz odaya geçiliyor. O da mümkün olmadığında ortak odadaki bir yatak çözüm oluyor.

Üstelik bu mekanlarda kalanların önemli bölümü çalışıyor.

Yani mesele yalnızca işsizliğin değil, çalışmanın artık insanca barınmaya yetmemesinin meselesi.

Bir işçinin emeklilik yaşına geldiği halde emekli olamaması, emeklinin maaşını tamamlamak için yeniden çalışması, iki emeklinin 40 bin liralık kirayı paylaşmak zorunda kalması ve insanların 8-16 kişilik odalarda yaşamaya başlaması aynı ekonomik tablonun farklı yüzleri.

Bu nedenle Danyıldız’ın haberindeki en çarpıcı ayrıntı, belki de fiyat listesinde yazan “camlı” ve “camsız” ayrımı.

Çünkü burada yalnızca bir oda kiralanmıyor.

İnsanlar artık gökyüzünü görebilmenin de bedelini ödüyor.

Ve bir ülkenin barınma krizini ölçmek için bundan daha çıplak bir gösterge bulmak kolay değil.