“Kent Uzlaşısı” davasında İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi sekiz sanığın beraatine karar verdi. Bugün beraat edenlerin tamamı Şubat 2025’te tutuklanmış, aralarında iki belediye başkan yardımcısı ile farklı ilçelerden seçilmiş belediye meclis üyelerinin bulunduğu yedi kişi ancak üçüncü duruşmada, dokuz aydan fazla cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilmişti. Yaklaşık bir yıl daha tutuksuz yargılanan bu isimler bugün suçsuz bulunurken geriye basit ama ağır bir soru kaldı: Beraatla sonuçlanan bir dosya nedeniyle aylarca özgürlüklerinden ve seçilmiş görevlerinden uzak bırakılan insanların kaybettikleri zamanı kim geri verecek?

On Kişi Tutuklandı, Sekizi Bugün Beraat Etti

Dosyanın başlangıcı 11 Şubat 2025’e uzanıyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının “Kent Uzlaşısı” soruşturması kapsamında dokuz belediyeye yönelik operasyonunda 10 kişi gözaltına alındı; 13 Şubat’ta iki belediye başkan yardımcısı, yedi belediye meclis üyesi ve Beyoğlu Belediyesi Başkan Danışmanı İkbal Polat tutuklandı. Savcılık, 2024 yerel seçimlerinde CHP ile DEM Parti arasında bazı ilçelerde gerçekleşen seçim işbirliğini PKK/KCK bağlantılı bir yapılanmanın parçası olarak değerlendirdi ve sanıklar hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlaması yöneltti.

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi bugün görülen altıncı duruşmada dosyayı karara bağladı. Mahkeme, 10 sanıktan sekizinin beraatine karar verirken Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi Elif Gül ile Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi Turabi Şen’e “örgüt üyeliği” suçlamasından 6 yıl 3’er ay hapis cezası verdi. Böylece Şubat 2025’te aynı operasyonla tutuklanan 10 kişiden sekizi, yaklaşık 20 ay sonra haklarında beraat kararıyla mahkeme salonundan ayrıldı.

Beraat Edenler Kimler?

Beraat kararı verilen isimlerden Cemalettin Yüksel, tutuklandığında Kartal Belediye Başkan Yardımcısıydı. Livan Gür, Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı ve belediye meclis üyesiydi. Bülent Kaygun, Üsküdar Belediye Meclis Üyesi olmasının yanında İBB Meclisi’nde de görev yapıyordu. Güzin Alpaslan Fatih, Hasan Özdemir Tuzla, Nesimi Aday Adalar ve Sinan Gökçe Şişli Belediye Meclisi üyeleriydi. Beraat eden sekizinci isim İkbal Polat ise Beyoğlu Belediyesi Başkan Danışmanı olarak görev yapıyordu.

Bu insanların ortak özelliği yalnız aynı davada yargılanmaları değildi. Belediye başkan yardımcıları atanmış bir bürokratik görevin yanında yerel yönetimde sorumluluk taşıyor, meclis üyeleri ise yurttaşların oylarıyla seçildikleri ilçelerde kamusal görev yürütüyordu. Tutuklama kararı bu nedenle yalnız kişisel özgürlüklerini değil, seçmenlerinden aldıkları temsil görevini de fiilen kesti.

Üç Duruşma Boyunca Cezaevinde Kaldılar

Davanın ilk duruşması 21 Mayıs 2025’te yapıldı. Sanıklar suçlamaları reddetti ancak tahliye talepleri kabul edilmedi. Sonraki duruşmalarda da tutukluluk sürdü. İkbal Polat, 18 Eylül’de görülen duruşmada adli kontrolle tahliye edildi; diğer dokuz sanık cezaevinde kaldı.

27 Kasım 2025’teki üçüncü duruşmaya gelindiğinde ise savcı, tutuklu dokuz kişiden sekizinin tahliyesini istedi. Mahkeme Cemalettin Yüksel, Livan Gür, Bülent Kaygun, Güzin Alpaslan, Hasan Özdemir, Nesimi Aday ve Sinan Gökçe’nin tahliyesine karar verdi; Elif Gül ile Turabi Şen’in tutukluluğunu sürdürdü. Yedi kişi böylece 13 Şubat’tan 27 Kasım’a kadar, dokuz aydan uzun süre cezaevinde kaldı.

Bugünkü beraat kararı bu geçmişi yeniden önemli hale getiriyor. Çünkü yedi kişi tahliye edildiğinde haklarındaki dava bitmemişti; yalnız tutuklulukları sona ermişti. Yaklaşık 10 ay özgürlüklerinden uzak kaldıktan sonra bir yıla yakın süre daha haklarında 15 yıla kadar hapis tehdidi bulunan bir davanın sanığı olarak yaşadılar. Bugün ise aynı mahkeme bu kişilerin beraatine hükmetti.

Suçsuz Bulundular, Ama Zaman Geri Gelmiyor

Beraat kararı bir mahkeme dosyasını kapatabilir; insan hayatında geçen ayları ise geri getiremez. Dokuz ay bir takvim yaprağında kısa görünebilir ama cezaevinde dokuz ay, dışarıdaki yaşamın dokuz ay boyunca başkaları tarafından sürdürülmesi demektir. Çocukların büyüdüğü, ailelerin yaşlandığı, insanların işlerinden ve seçildikleri görevlerden uzak kaldığı bir zaman dilimidir.

Üstelik burada yalnız bireysel hayatlar söz konusu değil. Beraat edenlerin büyük bölümü yerel yönetimlerde seçilmiş görevler üstleniyordu. Bir belediye meclis üyesi tutuklandığında yalnız o kişi cezaevine girmiyor; ona oy veren seçmenin temsil hakkı da eksiliyor. Bugünkü beraat kararı bu nedenle yalnız sekiz kişinin dosyasına ilişkin değil, tutuklama tedbirinin seçilmiş yerel yönetimler üzerinde yarattığı sonuçlara ilişkin de yeniden düşünülmesi gereken bir tablo ortaya çıkarıyor.

Bir Seçim İşbirliği Nasıl “Terör” Dosyasına Dönüştü?

“Kent Uzlaşısı”, DEM Parti’nin 2024 yerel seçimleri öncesinde bazı kentlerde geniş toplumsal ve siyasal mutabakat oluşturma amacıyla geliştirdiği seçim stratejisiydi. Bazı İstanbul ilçelerinde DEM Parti aday çıkarmadı, bazı isimler CHP listelerinden belediye meclislerine girdi. Savcılık ise bu siyasi işbirliğinin PKK tarafından yönlendirildiğini ve belediyelere örgüt bağlantılı kişilerin yerleştirilmesini amaçladığını ileri sürdü.

Dosya uluslararası basında da Türkiye’de muhalefet belediyelerine yönelik daha geniş yargı süreçlerinin parçası olarak izlendi. Reuters, “Kent Uzlaşısı”nı CHP ile DEM Parti arasındaki 2024 yerel seçim işbirliği olarak aktarırken savcılığın bunu PKK bağlantılı bir yapı olarak değerlendirdiğini; CHP ve DEM Parti cephesinin ise suçlamaları reddettiğini yazdı. İnsan Hakları İzleme Örgütü de savcılığın olağan ve hukuka uygun bir seçim işbirliği görüntüsündeki modeli terör suçu kapsamında değerlendirdiğine dikkat çekti.

Bugünkü karar bu tartışmanın ortasına yeni ve önemli bir veri bıraktı: Bu model kapsamında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklanan ve yıllarca yargılanan 10 kişiden sekizi hakkında mahkeme beraat kararı verdi.

İki Kişiye Ceza Verildi

Kararın diğer tarafında ise Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi Elif Gül ile Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi Turabi Şen bulunuyor. Mahkeme iki isme “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasından 6 yıl 3’er ay hapis cezası verdi. Gül ve Şen, diğer yedi sanığın Kasım 2025’te tahliye edilmesinden sonra cezaevinde kalmaya devam etmiş, Şubat 2026’da adli kontrolle tahliye edilmişlerdi.

Dolayısıyla bugünkü karar dosyanın tamamında beraat anlamına gelmiyor. Ancak sekiz sanık açısından artık çok daha somut bir hesap ortaya çıkıyor: gözaltı, tutuklama, aylar süren cezaevi, görevden uzak kalma, üç duruşma boyunca tahliye edilmeme ve sonunda beraat.

Şimdi Görevlerine Dönmeleri İçin Neden Beklesinler?

Beraat eden belediye meclis üyeleri ve yerel yöneticiler açısından bundan sonraki mesele yalnız mahkeme kararının kâğıda geçirilmesi değildir. Tutuklanmaları nedeniyle yerel yönetim görevlerinden uzaklaştırılan isimlerin idari durumlarının da beraat kararının ardından gecikmeden ele alınması gerekiyor.

Çünkü devlet bir insanı özgürlüğünden mahrum bıraktığında geçen zamanı sonradan geri veremez. Ama bugün yapabileceği bir şey var: beraat etmiş seçilmişlerin görevlerine dönüşünün önünde artık ortadan kalkmış olan dosyanın yarattığı engelleri sürdürmemek.

Bu insanlar zaten aylarını kaybetti. Yedi kişi dokuz aydan fazla cezaevinde kaldı; ailelerinden, işlerinden ve seçmenlerinden uzaklaştırıldı. Üç duruşmada tahliye edilmeyi beklediler ve sonunda özgür kaldılar. Yaklaşık bir yıl sonra ise mahkeme, haklarında beraat kararı verdi.

Şimdi onların ömründen alınmış dokuz ayı geri vermek mümkün değil. Belediye meclislerinde temsil edemedikleri seçmenin kaybolan zamanını da geri getirmek mümkün değil.

Ama kaybedilecek bir gün daha var.

Ve beraat kararından sonra o bir günün neden kaybedilmesi gerektiğini açıklamak artık bu insanlara değil, onları görevlerinden uzak tutmaya devam edecek makamlara düşüyor.


NHY / DHA, Cumhuriyet, T24, Evrensel, Bianet, Medyascope, DW Türkçe, Reuters, Anadolu Ajansı, Human Rights Watch, Sözcü, PİRHA