İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin Eylül 2026 raporuna göre yalnızca bir ayda en az 226 işçi çalışırken yaşamını yitirdi. Yılın ilk dokuz ayındaki toplam iş cinayeti sayısı 1.736’ya ulaştı. İSİG Meclisi’nin 2013’ten bu yana tuttuğu kayıtlarda ilk kez beş ay üst üste 200’ün üzerinde işçi ölümü yaşandı. En fazla ölüm inşaat, tarım, taşımacılık ve belediye-genel işler işkollarında görülürken sekiz çocuk, 21 kadın ve 14 göçmen işçi de Eylül ayında çalışırken yaşamını yitirdi. Ölenlerin yüzde 97’sinin sendikasız olması ise iş cinayetleriyle örgütsüz çalışma arasındaki bağı bir kez daha görünür hale getirdi.

Beş Aydır Her Ay 200’ün Üzerinde İşçi Ölüyor

İSİG Meclisi’nin verilerine göre 2026’nın ilk dokuz ayında ocakta 155, şubatta 129, martta 151, nisanda 190, mayısta 214, haziranda 228, temmuzda 216, ağustosta 227 ve eylülde 226 işçi yaşamını yitirdi.

Toplam sayı 1.736.

Bu tablo, yılın ilk üç ayında görece daha düşük seyreden işçi ölümlerinin nisanla birlikte yükseldiğini, mayıstan itibaren ise beş ay boyunca 200 sınırının altına inmediğini gösteriyor.

İSİG Meclisi de bu noktaya özellikle dikkat çekiyor: İş cinayetleri raporlarının tutulmaya başlandığı 2013 yılından bu yana ilk kez beş ay üst üste 200’ün üzerinde işçi ölümü kayda geçti.

Bu, tek tek “kaza”ların toplamından daha ağır bir tabloya işaret ediyor.

Çünkü sayı istisna olmaktan çıkıp süreklilik kazandığında artık ortada rastlantı değil, çalışma rejiminin kendisi vardır.

Eylül’de En Çok İnşaat İşçileri Öldü

Eylül ayında iş cinayetlerinin en yoğun yaşandığı işkolu inşaat ve yol oldu.

Ay boyunca 50 inşaat işçisi hayatını kaybetti. Tarım ve ormanda 45, taşımacılıkta 28, belediye ve genel işlerde 16, gemi-tersane-deniz-liman işkolunda 15 işçi öldü.

Ticaret, büro, eğitim ve sinema işkolunda 10; konaklama ve eğlencede 9; madencilikte 7; petro-kimya, tekstil ve metal işkollarında altışar işçi yaşamını yitirdi.

Gıda ve güvenlikte dörder, ağaç-kâğıt, çimento-toprak-cam ve enerjide üçer işçi öldü. İletişim ve sağlık-sosyal hizmetlerde birer işçi yaşamını yitirirken dokuz işçinin çalıştığı işkolu belirlenemedi.

Sektörel toplamda ise sanayide 79, inşaatta 54, hizmetlerde 48 ve tarımda 45 işçi yaşamını yitirdi.

İSİG Meclisi, inşaat ölümlerinin özellikle lüks konut şantiyeleri, otoyol ve tünel projelerinde; İstanbul, Ankara ve deprem bölgesinde yoğunlaştığını belirtiyor.

Tarımda ise mevsimlik işçiler ve çiftçilerin yanı sıra dokuz orman işçisi ve altı çoban yaşamını yitirdi.

Ölümün İlk Nedeni Trafik Ve Servis Kazaları

Eylül ayında 49 işçi trafik ve servis kazalarında yaşamını yitirdi.

41 işçi yüksekten düşerek, 40 işçi ezilme ve göçük sonucu, 30 işçi kalp krizi veya beyin kanaması nedeniyle öldü.

Elektrik çarpması 15, zehirlenme ve boğulma 14, şiddet 13, patlama ve yanma 5, kesilme-kopma 4, intihar 4, nesne çarpması veya düşmesi 3 işçinin yaşamına mal oldu.

Sekiz işçi ise diğer nedenlerle hayatını kaybetti.

İSİG Meclisi, trafik ve servis kazalarının yüzde 61’inin taşımacılık ve tarımda; yüksekten düşmelerin yüzde 61’inin inşaatlarda yaşandığını belirtiyor.

Ezilme ve göçüklerin yüzde 58’i tarım ve inşaatta, yüzde 38’i sanayide meydana geldi.

Kalp krizi ise artık tek bir sektörün değil, bütün çalışma yaşamının ortak ölüm nedenlerinden biri haline gelmiş durumda.

Uzun çalışma saatleri, ağır iş yükü, aşırı mesai, yaşlanan işgücü ve ekonomik baskı bu ölümleri yalnız sağlık sorunu olmaktan çıkarıp çalışma koşullarının bir sonucu haline getiriyor.

Sekiz Çocuk İşçi Bir Ayda Öldü

Eylül ayının en ağır verilerinden biri çocuk işçilerle ilgili.

Ay boyunca sekiz çocuk işçi yaşamını yitirdi.

Bunların beşi 14 yaş ve altında, üçü 15-17 yaş grubundaydı. Çocuklardan üçü tarımda, biri gıdada, biri tekstilde, biri metalde, biri inşaatta ve biri konaklama sektöründe çalışıyordu.

2026 yılı boyunca hayatını kaybeden çocuk işçi sayısı ise en az 66’ya ulaştı.

İSİG Meclisi özellikle MESEM modeline dikkat çekiyor. Rapora göre son iki yılda Mesleki Eğitim Merkezleri çocuk işçiliğinin en görünür alanlarından biri haline geldi.

İSİG’in eleştirisi yalnız iş güvenliği önlemlerinin yetersizliğine değil, modelin kendisine yöneliyor.

Raporda MESEM’in çocuk emeğini düşük maliyetli, güvencesiz ve denetimsiz biçimde üretime dahil eden kurumsal bir araç haline geldiği belirtiliyor.

Üstelik mesele MESEM’lerle sınırlı değil.

Tarımda, sanayi sitelerinde, küçük işletmelerde, inşaatlarda ve hizmet sektöründe kayıt dışı çalışan binlerce çocuk hâlâ istatistiklerin büyük ölçüde dışında kalıyor.

İSİG Meclisi’nin sorduğu soru bu nedenle önemli: Devlet tarafından düzenlenen, kayıt altına alınmış ve “eğitim” adı altında sürdürülen çalışma biçiminde bile çocuklar ölüyorsa, kayıt dışılığın egemen olduğu alanlarda çocukların hangi koşullarda çalıştığı nasıl görülecek?

21 Kadın İşçi Öldü

Eylül ayında en az 21 kadın işçi hayatını kaybetti.

Kadın işçi ölümlerinin yedisi tarımda, altısı genel işlerde, üçü tekstilde, ikisi ticarette, ikisi konaklamada ve biri gıda sektöründe meydana geldi.

Kadınların toplam iş cinayetleri içindeki payı Eylül ayında yüzde 9’a ulaştı.

İSİG Meclisi, SGK istatistiklerinde kadın işçi ölümlerinin toplam ölümlerin yalnızca yüzde 2’si olarak görünmesine dikkat çekiyor. Kendi kayıtlarında ise kadın işçi ölümlerinin bu oranın çoğu zaman üç-dört katına ulaştığını belirtiyor.

Farkın önemli nedenlerinden biri tarım.

Kadınlar tarımda, aile işçiliğinde ve kayıt dışı alanlarda yoğun biçimde çalışıyor; sigortalı görünmedikleri için ölümleri de çoğu zaman resmi iş kazası istatistiklerinin dışında kalıyor.

İSİG ayrıca kadın cinayetleri ile iş cinayetlerinin kesiştiği ölümleri de kayıt altına aldığını belirtiyor.

Kadının emeği görünmez kaldığında ölümü de kolayca görünmezleşebiliyor.

Göçmen İşçiler İçin Ölüm Daha Sessiz

Eylül ayında 14 göçmen işçi çalışırken yaşamını yitirdi.

Bunların beşi Suriyeli, üçü Azerbaycanlı, ikisi Türkmenistanlı, biri Bulgaristanlı, biri Iraklı, biri Rusyalı ve biri Ukraynalıydı.

İSİG Meclisi, göçmen işçi ölümlerindeki artışı savaşlar, bölgesel askeri müdahaleler ve zorunlu göçlerle birlikte değerlendiriyor.

Göçmenlerin kayıt dışı, düşük ücretli ve en güvencesiz işlerde yoğunlaşması, iş cinayetlerinin de bu kesim üzerinde daha ağır sonuçlar doğurmasına yol açıyor.

Göçmen işçinin çoğu zaman sendikası yok.

Sigortası yok.

İş değiştirme gücü yok.

İtiraz ettiğinde işini, bazen oturma hakkını kaybetme korkusu var.

Böyle bir çalışma düzeninde tehlikeli işe “hayır” deme hakkı kâğıt üzerinde kalıyor.

Ölenlerin Yüzde 97’si Sendikasız

Eylül ayında yaşamını yitiren 226 işçiden yalnız yedisinin sendika üyesi olduğu tespit edildi.

Bu, toplamın yüzde 3’ü.

219 işçi, yani yüzde 97’si sendikasızdı.

Sendikalı olarak kayda geçen yedi işçiden üçü madende, ikisi kimyada, biri metalde ve biri belediye işkolunda çalışıyordu.

İSİG Meclisi ayrıca bazı işyerlerinde yetkili sendika bulunmasına rağmen ölen işçinin sendikalı olup olmadığının tespit edilemediğini, özellikle taşeron sisteminde sendikanın ana işyerinde yetkili olmasına karşın taşeron işçiye ulaşamadığını belirtiyor.

Yüzde 97’lik oran tek başına neden-sonuç ilişkisi kurmaya yetmez.

Ama örgütsüz işçinin iş güvenliği talep etme, fazla mesaiyi reddetme, tehlikeli işe itiraz etme ve işyerinde söz sahibi olma gücünün ne kadar sınırlı olduğunu göstermesi bakımından ağır bir veri.

Denizlerde Savaş, Gemilerde İş Cinayeti

Eylül raporunun üzerinde özellikle durduğu başka bir alan deniz işçileri.

Rusya-Ukrayna savaşı ticari deniz taşımacılığını durdurmadı.

Gemiler savaş alanlarının yakınından geçmeye, yük taşımaya ve ticaret zincirlerini ayakta tutmaya devam ediyor.

Bunun bedelini ise deniz işçileri ödüyor.

İSİG Meclisi, savaş bölgelerinde çalışan denizcilerin mayın, füze ve drone saldırılarıyla birlikte çatışma riskine açık biçimde çalıştırıldığını belirtiyor.

Eylül ayında Silivri açıklarında Tuğberk İmamoğlu adlı kuru yük gemisinin Kocaeli’nden Aliağa’ya giden Alsu tankeriyle çarpışıp batması sonucu 10 kişilik mürettebat kayboldu; kaptanın cansız bedenine ulaşıldı.

Karadeniz’de Rusya-Ukrayna savaşı kapsamındaki saldırılarda ise Türkiye merkezli firmaların işlettiği gemilerde dört deniz işçisi yaşamını yitirdi.

İSİG Meclisi bu ölümleri birbirinden bağımsız “deniz kazaları” olarak değil, savaş koşullarına rağmen ticari taşımacılığın kesintisiz sürdürülmesi baskısıyla birlikte ele alıyor.

Savaşın cephesi yalnız siperlerde değildir.

Bazen bir yük gemisinin makine dairesindedir.

Çünkü ticaret durmasın diye savaş bölgesine gönderilen gemide risk sermayenin bilançosuna değil, işçinin bedenine yazılır.

Yoksullaşma Da İş Güvenliği Sorunu

İSİG Meclisi raporunda 2027-2029 Orta Vadeli Program’a da özel bir yer ayırıyor.

Rapora göre gelir kaybı ve yoksullaşmayı derinleştiren ekonomi politikaları, işçi sağlığı ve güvenliğinden ayrı düşünülemez.

Reel ücret düştükçe işçi daha uzun çalışıyor.

Fazla mesaiye kalıyor.

İkinci işe gidiyor.

Kayıt dışı veya güvencesiz işleri kabul etmek zorunda kalıyor.

İşsizlik arttıkça “Bu koşullarda çalışmam” deme gücü azalıyor.

İSİG Meclisi bu nedenle OVP’deki dezenflasyon ve işgücü piyasasında esneklik hedeflerinin yalnız makroekonomik göstergeler olarak değil, doğrudan işçinin çalışma süresi, gelir düzeyi, sağlığı ve yaşamıyla ilişkili politikalar olarak görülmesi gerektiğini savunuyor.

Bir insan geçinemiyorsa daha fazla çalışıyor.

Daha fazla çalıştıkça yoruluyor.

Yoruldukça dikkati azalıyor.

Tehlikeli işi reddedemiyor.

Ve ekonomik programla iş cinayeti arasındaki mesafe bazen düşünüldüğünden çok daha kısa hale geliyor.

En Fazla Ölüm İstanbul’da

İSİG Meclisi Eylül ayında Türkiye’nin 62 şehrinde ve yurtdışındaki altı ülkede iş cinayetleri tespit etti.

İstanbul 39 ölümle ilk sırada.

Gaziantep’te dokuz; Ankara ve Şanlıurfa’da sekizer; Düzce ve Manisa’da yedişer; Samsun ve Trabzon’da altışar işçi yaşamını yitirdi.

Antalya, Bursa, Elazığ ve Kocaeli’nde beşer; Adana, Artvin, Balıkesir, Hatay, Kahramanmaraş, Kastamonu ve Mersin’de dörder ölüm kaydedildi.

Afyon, Aydın, Batman, Çorum, İzmir, Kırşehir, Ordu, Sakarya, Şırnak, Yalova ve Zonguldak’ta üçer işçi; Adıyaman, Ağrı, Bartın, Burdur, Denizli, Eskişehir, Kayseri, Kilis, Konya, Kırıkkale, Malatya, Muğla, Osmaniye, Siirt ve Sivas’ta ikişer işçi hayatını kaybetti.

Bilecik, Bingöl, Bitlis, Bolu, Çanakkale, Diyarbakır, Erzurum, Isparta, Karaman, Kırklareli, Mardin, Nevşehir, Niğde, Sinop, Tekirdağ, Uşak ve Van’da birer iş cinayeti kayda geçti.

Yurtdışında ise Romanya ve Ukrayna’da ikişer; Azerbaycan, Güney Afrika, Sırbistan ve Suudi Arabistan’da birer Türkiye bağlantılı işçi ölümü tespit edildi.

Ölüm En Çok Orta Ve İleri Yaşlarda

Eylül ayında hayatını kaybedenlerin yaş dağılımı da çalışma yaşamının başka bir yönünü gösteriyor.

14 yaş ve altında beş çocuk, 15-17 yaş arasında üç genç işçi öldü.

18-29 yaş grubunda 41, 30-49 yaş grubunda 77, 50-64 yaş grubunda 75, 65 yaş ve üzerinde ise 11 işçi yaşamını yitirdi.

14 işçinin yaşı belirlenemedi.

30-64 yaş grubunda toplam 152 işçinin ölmesi, iş cinayetlerinin üretimin ana gövdesini oluşturan yaş gruplarında yoğunlaştığını ortaya koyuyor.

Ama tablonun iki ucunda başka bir Türkiye var.

Bir tarafta 14 yaşından küçük çocuk çalışıyor.

Öte tarafta 65 yaşını geçmiş insan hâlâ çalışmak zorunda.

İkisinin ortasında ise hayatının en üretken yıllarında işyerinde ölen yüzlerce emekçi bulunuyor.

Raporda Direnişler De Var

İSİG Meclisi Eylül raporuna yalnız ölüm sayılarını koymadı.

Aksa Bursagaz’dan Smart Solar’a, Tüvtürk’ten İzEnerji’ye, A101’den Diyarbakır Şehir Hastanesi inşaat işçilerine, İBB özel güvenlik işçilerinden tekstil ve maden işçilerine kadar ay boyunca süren onlarca işçi direnişi ve örgütlenme girişimi de raporun başlangıcında selamlandı.

Dilovası ve Gayrettepe’de yakınlarını iş cinayetlerinde kaybeden ailelerin adalet mücadelesi de özellikle anıldı.

Bu tercih önemli.

Çünkü iş cinayetlerini yalnız ölülerin listesinden okumak, işçiyi yalnız öldüğü anda görünür hale getirir.

Oysa işçi ölmeden önce ücret isteyen, güvenli çalışma isteyen, sendikalaşan, greve çıkan, iş bırakıp kapının önünde bekleyen insandır.

İSİG raporunun söylediği biraz da budur.

Bir Ayda 226 Hayat

226 sayısı bir aylık istatistik gibi okunabilir.

Ama o sayının içinde sekiz çocuk var.

21 kadın var.

14 göçmen var.

Denizde kaybolan işçiler var.

İnşaattan düşenler, göçük altında kalanlar, servis aracında ölenler, elektrik akımına kapılanlar var.

Ve bunların 219’u sendikasız.

Bir ülkede bir ay içinde 226 insan çalışırken ölüyorsa mesele yalnız iş güvenliği uzmanının tuttuğu tutanak, işçinin taktığı baret ya da işyerindeki uyarı levhası değildir.

Mesele nasıl üretildiği, ne kadar çalışıldığı, kimin denetlediği, işçinin itiraz edip edemediği, sendikalı olup olmadığı, çocukların neden çalışmak zorunda kaldığı ve insanların neden emeklilik yaşını geçtikten sonra hâlâ işyerinde bulunduğudur.

İSİG Meclisi’nin Eylül raporunun en ağır cümlesi belki rakamlardan çıkıyor:

Mayıstan bu yana Türkiye’de her ay en az 200 işçi çalışırken hayatını kaybediyor.

Bu kadar düzenli tekrarlanan bir ölüm artık istisna sayılamaz.

İşyerleri değişiyor.

Şehirler değişiyor.

Ölenlerin isimleri değişiyor.

Ama çalışma düzeni değişmediği sürece sayı yeniden geliyor.

Bir ay 214.

Bir ay 228.

Bir ay 216.

Bir ay 227.

Eylülde 226.

Ve yılın bitmesine daha üç ay varken sayı şimdiden 1.736.

Türkiye’de işçi için hâlâ en temel talep, sekiz saat çalışıp eve dönebilmekten önce geliyor:

Akşam eve sağ dönmek.


NHY / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) – Eylül 2026 İş Cinayetleri Raporu