Türkiye’de internet üzerindeki denetim ve müdahale yetkilerini Siber Güvenlik Başkanlığı’nda merkezileştiren 7590 sayılı düzenleme Anayasa Mahkemesi’nin önünde. CHP İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, gazeteciler, akademisyenler, hak savunucuları ve milletvekilleriyle birlikte AYM önünde “Dijital ablukaya hayır” çağrısı yaptı. CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de düzenlemenin ifade ve basın özgürlüğü açısından taşıdığı risklere dikkat çekerek, internet erişimi üzerinde yargı kararı öncesinde kullanılabilen geniş idari yetkilerin iptalini istedi. Tartışmanın merkezinde artık yalnız hangi sitenin kapatıldığı değil, dijital dünyanın anahtarının kimin elinde tutulacağı sorusu var.
BTK’nın Yetkileri Siber Güvenlik Başkanlığı’na Geçti
24 Temmuz 2026’da TBMM’de kabul edilen, 31 Temmuz’da Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7590 sayılı yasa, Türkiye’nin internet yönetiminde önemli bir değişiklik yaptı. Daha önce Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından kullanılan internet alanındaki çok sayıda yetki Siber Güvenlik Başkanlığı’na devredildi.
Düzenleme yalnız kurum tabelasının değişmesinden ibaret değil. “Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde” Siber Güvenlik Başkanlığı’na güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebiyle ya da doğrudan harekete geçerek çeşitli dijital önlemler belirleme yetkisi veriliyor. Başkanlığın aldığı kararların işletmecilere, erişim sağlayıcılarına, veri merkezlerine, içerik ve yer sağlayıcılara bildirilmesi ve en geç iki saat içinde uygulanması gerekiyor.
Kararın daha sonra, 24 saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulması öngörülüyor.
İtiraz da tam burada başlıyor.
Çünkü önce erişim engellenebiliyor, bant daraltılabiliyor ya da dijital hizmete müdahale edilebiliyor; yargısal denetim daha sonra geliyor.
Rızvanoğlu: “Dijital Ablukaya Hayır”
Evrim Rızvanoğlu, Anayasa Mahkemesi önünden yaptığı paylaşımda düzenlemeyi “dijital abluka” olarak nitelendirdi.
Rızvanoğlu, milletvekillerinin yaptığı iptal başvurusuna gazeteciler, akademisyenler, hak savunucuları ve erişim engellemelerinden etkilenenlerin de destek verdiğini belirterek, “Özgürlüğümüze sahip çıkmak, sansüre dur demek için Anayasa Mahkemesi önündeyiz” dedi.
Paylaşımındaki asıl vurgu ise yetkinin merkezileşmesi üzerindeydi. Dijital alana müdahale ve erişim engelleme yetkisinin tek bir idari yapı içinde toplanmasına karşı çıktıklarını söyleyen Rızvanoğlu, “Dijital ablukaya, sansüre dur diyoruz” çağrısında bulundu.
Bu itiraz yalnız muhalefet milletvekillerine ait değil. Bilgisayar Mühendisleri Odası, Elektrik Mühendisleri Odası, Alternatif Bilişim Derneği, Linux Kullanıcıları Derneği ve başka dijital hak örgütlerinin oluşturduğu İnternet Yaşamdır bileşenleri de düzenleme yürürlüğe girdikten sonra yaptıkları ortak açıklamada 7590 sayılı yasayı “internet sansürü” olarak nitelendirmişti.
Murat Emir: Mesele Siber Güvenlik Değil, Yetkinin Sınırı
Murat Emir’in AYM önündeki açıklamasında öne çıkan nokta ise siber güvenlik ihtiyacının kendisiyle, bu gerekçeyle tanınan yetkilerin birbirinden ayrılması oldu.
Muhalefet daha önce Meclis görüşmelerinde de Siber Güvenlik Başkanlığı’nın varlığına kategorik olarak karşı çıkmadığını açıklamıştı. İtiraz, siber güvenliğin gerekli olup olmamasına değil; güvenlik gerekçesiyle idareye ne kadar geniş müdahale yetkisi verilebileceğine yöneliyor.
Emir, bu yetkilerin ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve haber alma hakkı bakımından ciddi sonuçlar doğurabileceğini savundu. Muhalefetin AYM’ye taşıdığı düzenlemede temel tartışma da buradan çıkıyor: Bir internet sitesi, sosyal medya hesabı ya da dijital hizmet hakkında önce idarenin karar verip sonradan hâkim denetimine gitmesi, dijital iletişim üzerinde fiili bir ön sansür mekanizmasına dönüşebilir mi?
Anayasa Mahkemesi, 7590 sayılı yasanın bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açılan davayı 29 Eylül’de ilk incelemeden geçirdi ve düzenlemenin esasını incelemeye karar verdi.
İki Saatte Kapanabilen Bir Dijital Alan
Yasanın belki de en kritik tarafı sürenin kısalığı.
Bir karar geliyor.
İki saat içinde uygulanması gerekiyor.
Bir haber sitesi erişilemez hale gelebiliyor, bir uygulamanın işleyişine müdahale edilebiliyor, internet trafiği sınırlandırılabiliyor.
Hâkim kararı ise daha sonra geliyor.
Dijital iletişimin hızı düşünüldüğünde iki saat bazen yalnız iki saat değildir. Bir haberin okunacağı zaman, bir toplumsal olay sırasında insanların bilgiye ulaşacağı dönem, bir gazetecinin yaptığı haberin kamuoyuna yayılacağı kritik aralık olabilir.
Bir gazetenin ertesi gün baskısını toplatmakla, internet sitesini olayın yaşandığı anda erişilemez hale getirmek arasında teknolojik fark vardır; ama ifade özgürlüğü bakımından ortaya çıkan sonuç birbirine şaşırtıcı ölçüde benzeyebilir.
Eskiden sansür matbaanın kapısına polis göndermeyi gerektiriyordu.
Şimdi bir tuşa basmak yeterli.
T24 Örneği Tartışmayı Yeniden Büyüttü
Tartışmanın soyut olmadığı son haftalarda bir kez daha görüldü. T24’ün internet sitesine 30 Eylül’de 5651 sayılı yasanın 8/A maddesi kapsamında erişim engeli getirildi. Kararın gerekçesi “suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu düzeninin korunması” olarak açıklandı.
T24’e yönelik kararın ardından gazetecilik örgütleri, milletvekilleri ve basın kuruluşları dayanışma ziyaretleri gerçekleştirirken, erişim engellemelerinin bir haber kuruluşunun bütün yayın alanını etkileyebilmesi yeniden tartışmaya açıldı.
Türkiye’de internete yönelik müdahalenin tarihi elbette 7590 sayılı yasayla başlamadı. Wikipedia’dan haber sitelerine, sosyal medya hesaplarından tek tek haberlere kadar yıllardır binlerce içerik erişim engeli kararlarına konu edildi.
Yeni olan, bu yetkilerin daha geniş bölümünün Siber Güvenlik Başkanlığı çevresinde yeniden örgütlenmesi.
AYM Daha Önce De İfade Özgürlüğü İhlali Dedi
Tartışmanın ilginç taraflarından biri de aynı Anayasa Mahkemesi’nin internet sansürü konusunda geçmişte verdiği kararlar.
AYM, Wikipedia erişim engelinde ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi. Haber siteleri ve çevrimiçi içeriklerle ilgili çok sayıda bireysel başvuruda da erişim engellemenin ifade ve basın özgürlüğüyle birlikte etkili başvuru hakkını ihlal ettiğini tespit etti.
15 Eylül 2026 tarihli kararlarından birinde Mahkeme, 5651 sayılı Kanun kapsamında haber içeriklerine getirilen erişim engellerinde ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine yeniden hükmetti.
Şimdi aynı mahkemenin önünde daha büyük bir soru bulunuyor.
Tek tek erişim engellerinden önce, bu engelleri üretmeye imkân veren kurumsal yapının sınırları tartışılıyor.
Güvenlik Nerede Biter, Gözetim Nerede Başlar?
Hiçbir devlet siber güvenliği görmezden gelemez.
Bankalar, enerji sistemleri, hastaneler, kamu kurumları ve milyonlarca yurttaşın kişisel verileri siber saldırılara karşı korunmak zorunda. Dijital dünyanın güvenliği artık elektrik şebekesinin ya da ülke sınırlarının güvenliğinden tümüyle ayrı düşünülemiyor.
Fakat sorun zaten “güvenlik gerekli mi?” sorusunda değil.
Sorun, güvenlik adına verilen yetkinin sınırında.
Devlet yurttaşını siber saldırıdan korumak için güçlü olabilir. Ama aynı güç, haber alma hakkını, eleştiriyi ve siyasal tartışmayı denetlemeye başladığında koruma ile gözetim arasındaki çizgi silinir.
Bir kurum hem internet altyapısını koruyup hem hangi içeriğin erişilebilir olduğuna karar veriyorsa, burada artık teknik bir siber güvenlik meselesinden daha fazlası vardır.
Bu, iktidarın bilgiyle kurduğu ilişkinin meselesidir.
Artık Meydanlar Kadar Ekranlar Da Önemli
Siyasetin yapıldığı yer değişti.
Bir zamanlar meydanlarda dağıtılan bildiri, bugün sosyal medya paylaşımı.
Duvara asılan afiş bugün internet haberi.
Miting meydanında kurulan kürsü bugün milyonlarca insanın cep telefonundaki ekran.
Bu nedenle dijital alan üzerindeki denetim sıradan bir teknoloji politikası sayılamaz.
İnterneti denetleyen, yalnız kabloları ve sunucuları denetlemez.
Hangi haberin görülebileceğini, hangi sözün yayılabileceğini, hangi görüntünün milyonlara ulaşabileceğini de etkiler.
Evrim Rızvanoğlu’nun AYM önündeki “Dijital ablukaya hayır” sözünün taşıdığı anlam biraz da burada yatıyor.
Murat Emir’in ve iptal başvurusunda bulunan milletvekillerinin önüne koyduğu soru da aynı:
Devlet dijital alanı korurken yurttaşın özgürlüğünün sınırını kim koruyacak?
Bu sorunun yanıtını şimdi Anayasa Mahkemesi verecek.
Ama mesele yalnız mahkemenin vereceği bir karardan ibaret değil.
Çünkü günümüz dünyasında ifade özgürlüğü artık yalnız konuşabilmek değildir.
Söylediğinin başkalarına ulaşabilmesidir.
Ve iktidarın elindeki düğme, bir sözü iki saat içinde görünmez hale getirebiliyorsa, demokrasinin yeni sınırı artık yalnız meydanlarda değil, ekranların arkasındaki o düğmenin başında çiziliyor.
TB / Evrim Rızvanoğlu’nun sosyal medya paylaşımı, Anayasa Mahkemesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanakları, 7590 sayılı Kanun, 5651 sayılı Kanun, TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, İnternet Yaşamdır Bileşenleri, T24, İletişim Başkanlığı.












