Astor Enerji patronu Feridun Geçgel’in Ankara’daki fabrikasında işçilerin boynuna takılan ve mesai boyunca konumlarını, hareketlerini ve molalarını izlediği belirtilen çipli kartlar, “iş güvenliği” gerekçesiyle açıklanıyor. Ancak işçilerin anlattıkları, uygulamanın güvenlikten çok emeğin her saniyesini denetleyen yeni bir gözetim rejimine dönüştüğünü gösteriyor. Geçgel’in serveti milyarlarca dolara çıkarken, işçinin tuvalet ve mescit molasına kadar izlenmesi, Türkiye’de servet ile emek arasındaki uçurumun nasıl büyüdüğünü de gözler önüne seriyor.

İşçinin Boynunda Yeni Denetim Aparatı

Astor Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Feridun Geçgel’in Ankara Yapracık’taki Astor 3 fabrikasında çalışan işçilere yaklaşık üç ay önce çipli kartlar dağıtıldığı ve bu kartların çalışma süresi boyunca boyunda taşınmasının istendiği bildirildi.

İlke TV’ye konuşan bir Astor işçisi, yaklaşık 1000 çalışanın bulunduğu fabrikada uygulamanın “güvenlik” gerekçesiyle başlatıldığını ancak işçilerin bu gerekçeye inanmadığını söyledi. İşçinin anlatımına göre kartlar yalnızca işçinin fabrikadaki konumunu değil, yemek, tuvalet ve mescit molalarını da takip edebiliyor.

İşçinin kullandığı ifade ise uygulamanın işçilerde yarattığı tepkiyi özetliyor: “Tasma gibi boynumuza takıyorlar.”

Kartların üreticisi Enges tarafından “Personel Güvenlik ve İzleme Kartı” olarak tanıtılan sistem için “konum sinyalini yayınlayarak anlık takip ve güvenlik izlemesi” sağladığı belirtiliyor.

İşçilerin aktardığına göre sistem vücut ısısını da algılayabiliyor. Böylece fabrika yönetiminin elindeki veri, klasik giriş çıkış kontrolünün ötesine geçerek işçinin üretim alanındaki hareketlerine kadar uzanıyor.

“Güvenlik” Deniliyor, İşçi Her Adımını Soruyor

Yönetimin işçilere aktardığı gerekçe, afet veya acil durumda çalışanların yerinin hızla tespit edilebilmesi.

Ancak işçiler açısından soru başka:

Eğer mesele gerçekten işçinin güvenliği ise neden işçinin çalışma koşulları, iş sağlığı ve güvenliği önlemleri ve üretim alanındaki riskler yerine işçinin boynuna takip cihazı takılıyor?

Sincan İşçi Birliği temsilcileri de uygulamanın güvenlikten ziyade üretim temposunu ve işçi üzerindeki denetimi artıracağını savunuyor. Kalyon PV’de de benzer bir uygulamanın daha önce başlatıldığı ve işçilerin tepki gösterdiği aktarılıyor.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun dikkat çektiği nokta ise meselenin özünü ortaya koyuyor: Toplanan verilerin bugün “güvenlik” amacıyla tutulup yarın işçinin mola süresi, tuvalette geçirdiği zaman veya üretim temposu üzerinden işten çıkarma kriterine dönüştürülüp dönüştürülmeyeceği.

Bu nedenle mesele yalnızca bir çip değil; işverenin işçinin bedeninden ve hareketlerinden sürekli veri topladığı yeni bir çalışma rejimi.

KVKK’dan Patronlara Kritik Uyarı

Çipli takip uygulamasını tartışmalı hale getiren en önemli gelişmelerden biri ise Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun 2026 yılında yayımladığı ilke kararı.

KVKK, 29 Nisan 2026 tarihli 2026/921 sayılı kararında, çalışanların mesai takibinin biyometrik veriler kullanılarak yapılmasını ayrıca değerlendirdi ve açık bir kanuni düzenleme bulunmadığı durumlarda bunun hukuka aykırı olabileceğini belirtti.

Kurum ayrıca işçi ile işveren arasındaki güç dengesizliğine dikkat çekti. Çalışanın “rıza göstermemesi” nedeniyle işten çıkarılma veya başka bir olumsuzlukla karşılaşma ihtimali varsa, verilen rızanın gerçekten özgür iradeye dayanıp dayanmadığının sorgulanması gerektiğini vurguladı.

KVKK’nın başka kararlarında da işçinin tuvalet, mescit ve dinlenme alanlarındaki makul mahremiyet beklentisinin korunması gerektiği açıkça ortaya konuldu. Bir işyerinde mescit görüntülerinin işveren tarafından kullanılması konusunda Kurul, ibadethanenin gözetlenmesini hukuka uygun bir veri işleme faaliyeti olarak kabul etmedi.

Dolayısıyla Astor’daki uygulamada gerçekten işçinin vücut ısısı, konumu, mola süreleri ve benzeri veriler işleniyorsa artık sorulması gereken soru basit:

Bu veriler nerede tutuluyor, kimler tarafından görülebiliyor, ne kadar süre saklanıyor ve işçinin gelecekteki çalışma koşullarına ilişkin hangi kararlarda kullanılabiliyor?

Patronun Serveti Büyürken İşçinin Mola Süresi Ölçülüyor

Bu tablo, Feridun Geçgel’in servetindeki olağanüstü yükselişle yan yana geldiğinde daha çarpıcı hale geliyor.

Geçgel, 2026’da Türkiye’nin en zengin iş insanları sıralamasında milyarlarca dolarlık servetiyle zirveye çıkan isimlerden biri oldu. Astor’un piyasa değerindeki yükseliş ve şirketin uluslararası ihracat anlaşmaları patronun servetini büyütürken, aynı dönemde Astor işçileri ücretlerinin geçim koşullarının gerisinde kaldığını ve fazla mesaiye bağımlı hale geldiklerini anlattı. Evrensel, Haziran 2026’da Astor işçilerinin ücretlerinin açlık sınırına kadar gerilediğini ve uzun çalışma sürelerine ilişkin şikâyetleri gündeme taşıdı.

Daha önce yayımlanan bir başka işçi haberinde ise Astor fabrikasında bazı bölümlerde 12 saatlik gece ve gündüz vardiyalarının uygulandığı, prim ve ikramiye sisteminin belirli koşullara bağlandığı ve işçilerin fazla mesai olmadan geçinmekte zorlandığı işçilerin anlatımlarıyla aktarılmıştı.

Bugün ise aynı fabrikanın işçisi yalnızca kaç saat çalıştığını değil, kaç dakika mola verdiğini de ölçen bir sistemin boynuna asıldığını söylüyor.

Servet yukarı doğru giderken gözetim aşağıya, işçinin bedenine doğru genişliyor.

Astor’da Rekabet Cezası Da Var

Geçgel ve Astor Enerji açısından kamuoyunun bilmesi gereken başka önemli bir başlık da Rekabet Kurumu kararı.

Rekabet Kurumu, güç ve dağıtım transformatörü sektöründeki soruşturma sonucunda Astor Enerji ve EFG Elektrik’ten oluşan ekonomik bütünlüğe 339 milyon 807 bin 744 TL idari para cezası verdi. Kurum, soruşturma kapsamında bazı teşebbüslerin satışlarda danışıklı hareket ettiği ve fiyatlara yönelik koordinasyon sağladığı sonucuna ulaştı.

Astor karara karşı yargı yolunun açık olduğunu bildirdi. Şirket daha sonra yüzde 25 peşin ödeme indiriminden yararlanarak 254 milyon 855 bin 808 TL ödeme yaptığını açıkladı. Şirketin açıklamasında bu ödemenin yargı yoluna başvurma hakkını ortadan kaldırmadığı da belirtildi.

Bu nedenle burada hukuki sonucu birbirine karıştırmamak gerekiyor: Ortada Rekabet Kurulu tarafından verilmiş bir idari para cezası ve şirket tarafından yapılmış bir ödeme bulunuyor; şirket ise kararın yargısal denetimi için başvuru hakkının sürdüğünü söylüyor.

Fon Soruşturması Dosyası Da Patronun Kapısını Çaldı

Geçgel’in adının son dönemde yeniden gündeme gelmesinin bir başka nedeni ise fon soruşturması.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Feridun Geçgel ile Astor Enerji Yönetim Kurulu Başkan Vekili Enver Geçgel’in kişisel mal varlıklarına tedbir uygulanmış, daha sonra bazı şirketler ve fonlar üzerindeki tedbirlerin kaldırıldığı bildirilmişti. Geçgel hakkında yurt dışına çıkış yasağı bulunduğu ve ABD’den Türkiye’ye dönüşünde pasaportuna el konulduğu da haberleştirildi.

Astor Enerji ise 28 Eylül’de yaptığı KAP açıklamasında, SPK tarafından tasfiyeye tabi tutulan üç fonda toplam 376 milyon 611 bin 868 TL yatırımının bulunduğunu açıkladı. Şirket ayrıca Tera ve Pusula gruplarında herhangi bir yatırımı olmadığını bildirdi.

Burada da şirketin açıklaması açık: Astor, söz konusu üç fondaki yatırımını kabul ediyor ancak Tera ve Pusula gruplarında yatırımının bulunmadığını söylüyor.

İşçiye Çip, Patrona Milyarlar

Asıl mesele tam da burada ortaya çıkıyor.

Bir tarafta Türkiye’nin milyarderleri arasına giren, şirketinin patronu olarak milyarlarca dolarlık servet biriktiren bir sermaye sahibi var. Diğer tarafta aynı şirketin fabrikasında çalışan ve aldığı ücretin yetmediğini söyleyen, uzun vardiyalarda çalışan ve şimdi de boynunda kendisini takip eden bir cihaz taşımak zorunda olduğunu anlatan işçiler bulunuyor.

Bu tabloyu yalnızca “teknoloji kullanımı” diye açıklamak mümkün değil.

Çünkü teknoloji kimin elinde ve ne için kullanıldığıyla anlam kazanıyor.

İşçinin çalışma koşullarını iyileştirmek, iş kazalarını azaltmak, ağır işleri makinelerle yapmak ve çalışma süresini kısaltmak için kullanılan teknoloji emeğin yanında durur.

Ama işçinin tuvalette kaç dakika kaldığını, mescitte ne kadar bulunduğunu, nerede durduğunu ve ne kadar hareket ettiğini ölçmek için kullanılıyorsa, teknoloji artık üretimin değil denetimin aracı haline geliyor.

Charlie Chaplin’in “Modern Zamanlar”daki işçiyi yemek yerken bile üretim bandından koparmayan makinesi bugün gerçek bir fabrikada başka bir biçimde karşımıza çıkıyor: İşçinin boynunda asılı bir kart.

Bir zamanlar patron işçinin başında bekliyordu.

Şimdi patronun yerine algoritma bekliyor.

Ve işçiye söylenen yine aynı:

Daha hızlı çalış. Daha az dur. Daha az nefes al. Daha az sorgula.

Türkiye’nin milyarderleri servetlerini büyütürken, işçinin çalışma hakkının “kaç dakika mola verdiğine” indirgenmesi, yalnızca bir fabrika uygulaması değil, emeğin giderek daha fazla metalaştırıldığı çalışma düzeninin çarpıcı bir fotoğrafıdır.

Astor işçisinin “tasma” benzetmesi bu nedenle yalnızca öfkeli bir işçinin sözü değildir.

Bir işyerinde insanın boynuna takılan cihaz, işçinin güvenliğini değil, sermayenin işçi üzerindeki denetimini büyütüyorsa, orada tartışılması gereken şey teknolojinin kendisi değil, teknolojinin kimin hizmetinde olduğudur.

NHY / İlke TV, Evrensel, Kadın İşçi, Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Rekabet Kurumu, KAP, Sözcü, CNBCE