back to top
Ana Sayfa Haber Cezaevi Kapısı Açıldı, Soru İşaretleri Kaldı

Cezaevi Kapısı Açıldı, Soru İşaretleri Kaldı

“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklanan Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ile Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu tahliye edildi. İşçilerin hak arama mücadelesinin cezaeviyle karşılandığı bir tablonun ardından gelen tahliye, kuşkusuz sevindirici; ancak asıl soru, sendikacıların neden baştan tutuklandığı ve demokratik hak arama alanının neden bu kadar kolay biçimde adli soruşturmaların konusu haline getirildiği.

On Günlük Tutukluluk Sona Erdi

Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ile sendikanın Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, haklarında yürütülen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” soruşturması kapsamında tutuklanmalarının ardından tahliye edildi.

Çakır 26 Ağustos’ta tutuklanmasının ardından yaklaşık 10 gün cezaevinde kalırken, Aksu da tutuklu bulunduğu süre boyunca beş gündür açlık grevi yapıyordu.

Tahliye haberi, her şeyden önce, olmaması gereken bir tutukluluğun sona ermesi bakımından olumlu bir gelişme.

Fakat demokratik bir hukuk düzeninde sevinilmesi gereken şeyin insanların özgürlüklerine kavuşması değil, özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarını gerektiren koşulların ortadan kaldırılmış olması gerektiğini de hatırlamak gerekiyor.

Sendikal Mücadele Cezaeviyle Karşılaştı

Çakır, soruşturma kapsamında Soma’daki sendika genel merkezinde gözaltına alınmıştı. Başaran Aksu ise Ankara’da, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde sürdürülen maden işçileri eylemi sırasında gözaltına alınmıştı.

Her iki isim de daha sonra sevk edildikleri hakimlik tarafından tutuklanmıştı.

Bu tablo, yalnızca iki sendikacının tutuklanması olarak okunamayacak kadar önemli.

Çünkü sendikalar, çalışma yaşamındaki uyuşmazlıkların ve işçilerin taleplerinin demokratik biçimde ifade edildiği en temel örgütlenme alanlarından biri. İşçilerin ücret, çalışma koşulları, iş güvenliği ve hak kayıpları konusunda seslerini yükseltmeleri, demokratik toplum düzeninin olağan unsurları arasında yer alıyor.

Bu nedenle sendikal faaliyet yürüten kişilerin ceza soruşturmaları ve tutuklama tedbirleriyle karşılaşması, yalnızca ilgili kişiler açısından değil, hak arama özgürlüğünün sınırları açısından da ciddi bir tartışma yaratıyor.

Tahliye Sevindirici, Tutuklama Sorusu Yerinde Duruyor

Bugün yapılması gereken elbette tahliyeyi küçümsemek değil.

Tam tersine, Gökay Çakır ve Başaran Aksu’nun özgürlüklerine kavuşmuş olmaları önemlidir. Özellikle Aksu’nun açlık grevi sürerken tahliye edilmesi, insan hayatı ve özgürlüğü açısından ayrıca önem taşıyor.

Ancak tahliye, tutuklama kararının yarattığı soruları kendiliğinden ortadan kaldırmıyor.

Asıl mesele tam da burada başlıyor:

Bir sendika yöneticisi ve bir sendika örgütlenme uzmanı, işçilerin hak mücadelesiyle bağlantılı bir süreçte neden tutuklanacak kadar ağır bir adli tedbirle karşı karşıya kaldı?

“Tutuklama”nın istisnai bir tedbir olması gereken hukuk düzenlerinde, insanların özgürlüklerinden mahrum bırakılması başlı başına ağır bir sonuçtur. Sonrasında tahliye edilmeleri ise bu ağır müdahalenin yarattığı mağduriyeti tamamen ortadan kaldırmaz.

Çünkü cezaevinde geçirilen her gün, yalnızca takvim yaprağından düşen bir gün değildir. Aynı zamanda kişinin ailesinden, işinden, sendikal faaliyetinden ve yaşamından koparıldığı bir gündür.

İşçinin Sesi Susturulamaz

Maden işçilerinin çalışma koşullarının ve hak taleplerinin Türkiye’nin en ağır emek sorunlarından biri olduğu biliniyor. Madencilik, iş güvenliği tartışmalarının, taşeronlaşmanın, ücret baskısının ve örgütlenme sorunlarının iç içe geçtiği alanlardan biri.

Böyle bir alanda faaliyet gösteren sendikacıların, işçilerin taleplerini görünür kılmaya çalışırken cezaeviyle karşılaşması, yalnızca sendikacıların değil, işçilerin demokratik ifade alanının da daralması anlamına gelir.

İşçinin sesini kısmak, yalnızca bir insanın konuşmasını engellemek değildir.

Bir işyerinde yaşanan haksızlığın, bir maden ocağındaki güvensiz çalışma koşulunun, ödenmeyen bir ücretin ya da toplu sözleşme talebinin kamusal alana taşınmasını da zorlaştırır.

Bu nedenle Çakır ve Aksu’nun tahliyesiyle birlikte yeniden hatırlanması gereken en temel ilke şudur:

İşçinin hakkını araması suç değil, demokratik hayatın kendisidir.

Şimdi Asıl Soru Sorulmalı

Gökay Çakır ve Başaran Aksu artık özgür.

Bu iyi haber.

Fakat özgürlüğe kavuşmuş olmaları, yaşananların unutulmasını gerektirmiyor.

Tam tersine, şimdi daha sakin ve daha temel bir soru sormanın zamanı:

Hak arama eylemlerinin karşılığı neden önce tutuklama, sonra tahliye olmak zorunda?

Demokratik toplumların gücü, iktidarın hoşuna gitmeyen seslerin ne kadar hızlı susturulabildiğiyle değil, o seslerin ne kadar güvenli biçimde duyulabildiğiyle ölçülür.

Bir sendikacının işçilerin yanında durabilmesi, bir örgütlenme uzmanının işçilerin taleplerini savunabilmesi ve bir emekçinin hakkını ararken ceza tehdidiyle karşılaşmaması; yalnızca sendikal özgürlüğün değil, hukuk devletinin de asgari şartıdır.

Çakır ve Aksu’nun tahliyesi bu nedenle sevindiricidir.

Ama sevincin yanında hafızayı da korumak gerekir.

Çünkü bazen adalet, yalnızca cezaevinin kapısının açılması değil; o kapının neden kapatıldığının da sorgulanmasıyla başlar.