back to top
Ana Sayfa Haber Gazze’de Silahsızlanma Denklemi: Barışın Önündeki Engel Kim?

Gazze’de Silahsızlanma Denklemi: Barışın Önündeki Engel Kim?

Hamas’ın silahsızlandırılmasını Gazze’nin yeniden inşasının temel koşullarından biri olarak belirleyen uluslararası plan, ateşkesin kırılganlığı ve İsrail’in askeri varlığını sürdürmesi nedeniyle yeni bir çıkmaza sürükleniyor; Le Monde’un aktardığı tablo, silahsızlanma talebinin Hamas’a yöneltilirken İsrail’in ateşkes yükümlülüklerinin uygulanmasının aynı ölçüde güvence altına alınmadığı eleştirilerini güçlendiriyor.

Silahsızlanma Pazarlığın Merkezinde

Fransız gazetesi Le Monde’un haberine göre Hamas’ın silahsızlandırılması, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de barışı teşvik etmek ve savaşın yıktığı bölgenin yeniden inşasını denetlemek amacıyla oluşturduğu Barış Kurulu’nun temmuz ayında belirlediği yol haritasının sekizinci maddesini oluşturuyor. Konu, Kurulun yüksek temsilcisi Nickolay Mladenov ile Hamas arasında aylar boyunca yürütülen müzakerelerin de temel başlıklarından biri oldu.

Hamas açısından mesele, örgütün yalnızca askeri kapasitesinden vazgeçmesi anlamına gelmiyor. Silahlı mücadele, hareketin kuruluşundan bu yana siyasal kimliğinin temel unsurlarından biri olarak görülüyor. Bu nedenle Hamas, daha önce silahsızlanmayı reddederken, 9 Ekim 2025 tarihli Şarm el-Şeyh anlaşması çerçevesinde İsrail’in ateşkes ve insani yardım yükümlülüklerini yerine getirmesini ön koşul olarak öne sürdü.

Ancak Le Monde’un aktardığı gelişmeler, anlaşmanın uygulanmasındaki asimetrinin sorunun merkezinde olduğunu gösteriyor. Hamas’ın silahsızlanmasının Gazze’nin yeniden inşası ve İsrail ordusunun çekilmesiyle ilişkilendirildiği bir denklemde, İsrail’in ateşkes kapsamındaki yükümlülüklerini ne ölçüde yerine getirdiği tartışması çözülmeden kalıyor.

Ateşkes Var, Savaşın Sonuçları Sürüyor

Habere göre İsrail, söz konusu anlaşmanın ardından 1.260’tan fazla Filistinliyi öldürdü ve 4.100’den fazla kişiyi yaraladı. İsrail ordusunun askeri kontrolünün de Gazze’nin yaklaşık yüzde 70’ine yayıldığı belirtiliyor. İnsani yardım kuruluşları ise yardımın bölgeye ulaştırılmasının önündeki engelleri sürdürdüğü gerekçesiyle İsrail’i eleştirmeye devam ediyor.

Bu tablo, “ateşkes” kavramının sahadaki karşılığını tartışmalı hale getiriyor. Bir yandan Hamas’tan silahlarını bırakması ve askeri kapasitesini tasfiye etmesi beklenirken, diğer yandan Gazze’nin büyük bölümünde İsrail askeri varlığının devam etmesi ve insani yardımın yeterince ulaşamaması, taraflar arasındaki güven sorununu derinleştiriyor.

Gazze’de yaklaşık 2,2 milyon kişinin büyük bölümünün çadırlarda veya yıkılmış evlerinin bulunduğu alanlarda yaşamaya devam ettiği belirtilirken, yeniden inşa sürecinin önündeki en büyük sorunlardan biri de güvenlik düzeninin nasıl kurulacağı. Dolayısıyla Hamas’ın silahsızlandırılması, yalnızca askeri bir düzenleme değil; Gazze’nin gelecekteki yönetiminin ve egemenlik yapısının nasıl şekilleneceği sorusuyla doğrudan bağlantılı.

“Her Şey Hamas’ın Hayır Demesi İçin Tasarlandı”

Le Monde’a konuşan ABD merkezli Middle East Institute araştırmacısı Filistinli Jaser Abu Mousa, planın yapısına yönelik eleştirisini sert biçimde dile getiriyor. Abu Mousa’ya göre süreç, Hamas’ın silahsızlanmayı reddetmesini kolaylaştıracak şekilde kurgulanmış durumda.

Bu eleştiri, müzakerelerin temel çelişkisini ortaya çıkarıyor: Hamas’tan geri dönüşü olmayan bir silahsızlanma istenirken, karşılığında İsrail’in askeri çekilmesi, ateşkesin kalıcılaştırılması ve insani yardımın engelsiz biçimde ulaştırılması gibi başlıkların ne ölçüde ve hangi mekanizmalarla güvence altına alınacağı belirsizliğini koruyor.

Başka bir ifadeyle sorun yalnızca Hamas’ın silah bırakmaya hazır olup olmadığı değil. Silahsızlanmanın ardından ortaya çıkacak siyasi ve güvenlik düzeninin kim tarafından güvence altına alınacağı, İsrail ordusunun Gazze’den ne ölçüde çekileceği ve Filistinlilerin yeniden inşa edilen bölgede nasıl bir siyasal statüye sahip olacağı da sürecin geleceğini belirleyecek.

Barış Kurulu’nun Tarafsızlığı Sorgulanıyor

Le Monde’un haberinde dikkat çekilen bir diğer nokta ise Barış Kurulu’nun kadrosu. Kurulun ekibinde Amerikalı Aryeh Lightstone ve İsrailli Liran Tancman gibi isimlerin bulunması, Filistin tarafında sürecin tarafsızlığına ilişkin soru işaretlerini artırıyor.

Kurulun İsrail’in temel talepleriyle büyük ölçüde örtüşen bir yaklaşım benimsemesi, özellikle İsrail ordusunun çekilmesi ile Hamas’ın tamamen silahsızlandırılması arasında kurulan ilişki açısından eleştiriliyor. Gazze’nin yeniden inşasının Hamas’ın askeri kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılmasına bağlanması, Filistin tarafında yeniden yapılanmanın bir tür siyasi ve güvenlik koşuluna dönüştürüldüğü algısını güçlendiriyor.

Buradaki kritik soru şu: Gazze’nin yeniden inşası, savaşın yarattığı insani yıkımın giderilmesi için koşulsuz bir hak mı, yoksa Hamas’ın silahsızlandırılmasına bağlanan bir pazarlık unsuru mu?

Silahsızlanma Kadar İsrail’in Çekilmesi De Belirleyici

Gazze’de kalıcı bir barışın kurulabilmesi için Hamas’ın askeri kapasitesinin geleceği kadar İsrail ordusunun bölgedeki varlığının geleceği de belirleyici. Hamas açısından İsrail’in askeri varlığının devam ettiği bir ortamda silah bırakmak, örgütün kendi güvenliği ve siyasi geleceği bakımından ciddi bir risk olarak değerlendiriliyor.

İsrail açısından ise 7 Ekim 2023 saldırısının ardından Hamas’ın yeniden silahlı bir güç olarak ortaya çıkmasının engellenmesi temel güvenlik önceliği. Bu iki yaklaşım arasındaki boşluk kapatılmadığı sürece, silahsızlanma görüşmelerinin teknik bir müzakerenin ötesine geçerek siyasi bir çözüme dönüşmesi zor görünüyor.

Bu nedenle Gazze’deki denklem, basit biçimde “Hamas silah bırakacak mı?” sorusuna indirgenemez. Asıl mesele, silahsızlanmanın ardından Gazze’de kimin güvenliği sağlayacağı, İsrail’in askeri kontrolünün nasıl sona ereceği, Filistinlilerin siyasal temsilinin nasıl kurulacağı ve yeniden inşanın hangi koşullarda gerçekleştirileceğidir.

Tarihi Fırsat mı, Yeni Bir Çıkmaz mı?

Hamas’ın silahsızlanması, Gazze’de kalıcı bir siyasi çözümün önünü açabilecek tarihi bir fırsat yaratabilir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi, silahsızlanmanın tek taraflı bir güvenlik dayatmasına dönüşmemesine bağlı.

Le Monde’un aktardığı eleştiriler, mevcut planın bu açıdan ciddi bir meşruiyet sorunu taşıdığını ortaya koyuyor. Hamas’tan silah bırakması istenirken İsrail’in askeri çekilmesi, ateşkesin uygulanması ve insani yardımın engelsiz ulaştırılması konusunda bağlayıcı ve karşılıklı güvenceler oluşturulamazsa, silahsızlanma barışın başlangıcı olmak yerine yeni bir çıkmazın koşuluna dönüşebilir.

Gazze’nin geleceği bu nedenle yalnızca Hamas’ın ne yapacağıyla değil, İsrail’in ne yapacağıyla da belirlenecek. Kalıcı barış için silahların susması kadar işgalin, askeri kontrolün ve sivillerin temel ihtiyaçlara erişimini engelleyen koşulların sona erdirilmesi de çözümün parçası olmak zorunda.

  • TB / Le Monde