Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Aziz İhsan Aktaş davasındaki savunmasında mahkemeye yalnızca kendi özgürlüğünü değil, hukukun geleceğini de hatırlattı. Bir yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Tekin, hakkındaki suçlamaları destekleyen somut delil bulunmadığını belirterek, “Tutukluluk hüküm değil tedbirdir” dedi. Savunma, kişisel bir tahliye talebinden çok, yargılamanın delile mi yoksa kanaate mi dayanacağı sorusunu Türkiye kamuoyunun önüne taşıdı.
Bir Belediye Başkanının Değil, Hukukun Yargılandığı Gün
Aziz İhsan Aktaş davasında mahkeme heyeti karşısına çıkan Seyhan’ın seçilmiş Belediye Başkanı Oya Tekin, savunmasını yalnızca kendisine yöneltilen suçlamalarla sınırlamadı. Tekin, verilecek kararın bir belediye başkanının kaderinin ötesinde, kamu görevlilerinin hangi ölçütlerle suçlanabileceğine ve özgürlüklerinden hangi gerekçelerle mahrum bırakılabileceğine ilişkin emsal niteliği taşıyacağını vurguladı.
Hukukçu kimliğini özellikle hatırlatan Tekin, yargılamanın başladığı günden bu yana aynı soruyu sorduğunu belirtti: “Şahsıma ilişkin rüşvet aldığımı ya da suç işlediğimi ortaya koyan somut delil nedir?” Tekin’e göre bu sorunun cevabı dosyada bulunmuyor. Savunmasının merkezine de tam olarak bu eksiklik yerleşiyor.
“Ayrıcalık Değil, Eşit Hukuk İstiyorum”
Mahkeme heyetine seslenirken ne siyasi kimliğine ne de belediye başkanlığı makamına sığındığını ifade eden Tekin, kendisi için özel muamele talep etmediğini söyledi.
Savunmasında dikkat çeken en önemli vurgu, hukukun eşit uygulanması ilkesine ilişkin oldu. Bir yılı aşkın süredir özgürlüğünden mahrum bırakıldığını hatırlatan Tekin, tutukluluğun cezalandırma aracına dönüşmemesi gerektiğini belirterek, “Tutukluluk bir tedbirdir, hüküm değildir” ifadelerini kullandı.
Bu vurgu, son yıllarda Türkiye’de sıkça tartışılan uzun tutukluluk süreleri ve yargılamaların cezaya dönüşmesi eleştirileri açısından da dikkat çekici bir anlam taşıyor. Tekin’in savunması, yalnızca kendi dosyasına değil, yargı pratiğine yönelik daha geniş bir sorgulama içeriyor.
Karar Delillere Mi, Kanaatlere Mi Dayanacak?
Savunmasının en çarpıcı bölümlerinden birinde Tekin, mahkeme heyetine yıllar sonrasını işaret etti. Bir gün bu dosyanın yeniden açılıp inceleneceğini belirten Tekin, insanların o gün geldiğinde verilen kararların delillere mi yoksa kanaatlere mi dayandığını sorgulayacağını söyledi.
Bu sözler, davanın hukuki boyutunun yanı sıra tarihsel ve vicdani boyutuna da gönderme niteliği taşıyor. Çünkü modern hukuk sistemlerinde mahkemeler yalnızca bugünün değil, geleceğin hukuk hafızasını da oluşturuyor. Verilen her karar, sonraki kuşaklar için bir referans niteliği taşıyor.
Tekin, suç işlediğini gösteren somut ve tartışmasız bir delil bulunması halinde bunun sonucuna katlanmaya hazır olduğunu da ifade etti. Ancak böyle bir delil ortaya konulmadan özgürlüğün varsayımlar üzerinden sınırlandırılmasının kabul edilemeyeceğini belirtti.
Savunmanın Özeti: Merhamet Değil Adalet
Oya Tekin’in savunması boyunca dikkat çeken unsur, duygusal bir mağduriyet dili yerine hukuk dili kullanmayı tercih etmesi oldu. Mahkemeden merhamet istemediğini özellikle vurgulayan Tekin, yalnızca dosyaya, delillere ve hukukun evrensel ilkelerine bakılmasını talep etti.
Savunma bu yönüyle bir tahliye talebinden çok daha fazlasına dönüştü. Mahkeme heyetine yöneltilen temel soru şuydu: Bir insanın özgürlüğü, somut delil olmadan ne kadar süreyle sınırlandırılabilir?
Bu soru yalnızca Oya Tekin’in değil, Türkiye’de devam eden çok sayıda siyasi ve kamuoyu tarafından yakından izlenen davanın merkezinde yer alan temel tartışmayı da yeniden görünür hale getirdi.
Adalet Talebi Mahkeme Tutanaklarına Geçti
Tekin, savunmasını “Bugün sizden bir ayrıcalık değil, adalet istiyorum” sözleriyle tamamladı. Kararın mahkeme heyetine ait olduğunu belirten Tekin’in savunması, dosyanın hukuki içeriğinden bağımsız olarak, yargılamalarda delilin rolü, tutukluluğun sınırları ve hukuk devletinin temel ilkeleri üzerine yeni bir tartışma başlatacak nitelikte değerlendiriliyor.









