back to top
Ana Sayfa Yorum Seçim Tarihini Kim Belirliyor?

Seçim Tarihini Kim Belirliyor?

Siyasette bazen bir cümle, uzun nutuklardan daha fazla şey anlatır.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un seçimler için işaret ettiği 16 Nisan 2028 tarihi de böyle bir açıklamaydı.

İlk bakışta teknik bir değerlendirme gibi görünüyordu. Anayasa hükümleri, seçim takvimi, Cumhurbaşkanının adaylık hakkı ve Meclis’in seçimlerin yenilenmesine ilişkin yetkileri üzerine yapılmış hukuki bir yorum…

Ama biraz yakından bakınca bunun yalnızca bir tarih önerisi olmadığı görülüyor.

Çünkü o tarihin içinde matematik var.

Ve Türkiye siyasetinde bazen matematik, siyasetin kendisinden daha fazla şey anlatır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesinin yolu biliniyor.

Anayasa’nın mevcut hükümleri çerçevesinde bunun gerçekleşebilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçimlerin yenilenmesine karar vermesi gerekiyor.

Yani mesele yalnızca Erdoğan’ın aday olmak istemesi değil; Meclis’te bunun için gerekli çoğunluğun sağlanabilmesi.

İşte tam bu noktada siyaset yerini aritmetiğe bırakıyor.

AKP ile MHP’nin toplam sandalye sayısı bu kararı tek başına almaya yetmiyor.

Cumhur İttifakı’nın ihtiyaç duyduğu şey yalnızca siyasi destek değil, sayısal destek.

Bu nedenle Meclis aritmetiğine bakan herkes aynı sonuca ulaşıyor:

DEM Parti’nin desteği olmadan seçimlerin yenilenmesine ilişkin bir kararın çıkması son derece zor.

Belki de bu yüzden Tuncer Bakırhan’ın tepkisi yalnızca bir siyasi cevap değildi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı’nın “Türkiye’nin ne zaman seçime gideceğini Mehmet Uçum değil, halk belirler” sözleri, aslında bu matematiğe verilmiş bir yanıttı.

Çünkü Uçum’un açıklaması satır aralarında başka bir varsayım içeriyordu.

Sanki gerekli çoğunluk şimdiden oluşmuş.

Sanki seçimlerin yenilenmesi kararı alınacakmış.

Sanki DEM Parti’nin nasıl davranacağı belliymiş.

Sanki muhalefetin itiraz etme ihtimali yokmuş.

Sanki Türkiye’nin siyasi dengeleri bugünden 2028’e kadar hiç değişmeyecekmiş.

İtiraz tam da burada başlıyor.

Çünkü siyaset, matematik kadar kesin değildir.

Ve demokratik siyaset, kimsenin iradesini peşinen yazabileceği bir denklem değildir.

Türkiye son yıllarda ilginç bir yönetim anlayışıyla karşı karşıya.

Henüz gerçekleşmemiş olaylar olmuş gibi konuşuluyor.

Henüz alınmamış kararlar alınmış gibi sunuluyor.

Henüz oluşmamış çoğunluklar varmış gibi davranılıyor.

Mehmet Uçum’un açıklamasındaki asıl dikkat çekici nokta da burada.

Çünkü ortada henüz seçimlerin yenilenmesine ilişkin bir Meclis kararı yok.

DEM Parti’nin bu konuda verilmiş bir desteği yok.

Muhalefet partilerinin ortaklaşmış bir tutumu yok.

Ama bütün bunlar olmuş gibi bir seçim takvimi açıklanabiliyor.

Bu, yalnızca bir özgüven meselesi değildir.

Bu aynı zamanda siyasi güç ilişkilerinin nasıl okunduğuna dair bir ipucudur.

Sanki Türkiye Büyük Millet Meclisi, iradesi olan bir siyasal alan değil de önceden sonucu belli bir prosedürün uygulanacağı bir mekanizma gibi görülmektedir.

Oysa Meclis’in varlık nedeni tam da budur.

Kararların önceden verilmediği, müzakere edildiği, tartışıldığı ve siyasal iradenin orada oluştuğu yer olmasıdır.

Daha da önemlisi, bu yaklaşım DEM Parti’yi yalnızca bir siyasi aktör olarak değil, bir sayı olarak görme riskini taşıyor.

Oysa DEM Parti’nin temsil ettiği milyonlarca seçmen var.

O partinin kendi siyasi öncelikleri, kendi hesapları, kendi karar mekanizmaları bulunuyor.

Dolayısıyla DEM Parti’nin nasıl davranacağını bugünden varsaymak, yalnızca siyasi bir tahmin değil; aynı zamanda o iradeyi küçümsemek anlamına da geliyor.

Bakırhan’ın tepkisinin sertliği biraz da bundan kaynaklanıyor.

Çünkü mesele yalnızca seçim tarihi değil.

Mesele, bir siyasi öznenin karar hakkının önceden yazılmış bir senaryonun parçası gibi görülmesi.

Bu tartışmanın bir başka boyutu da muhalefet açısından ortaya çıkıyor.

Mehmet Uçum’un açıklaması, yalnızca DEM Parti’ye değil, bütün muhalefete verilmiş bir mesaj olarak da okunabilir.

Bu mesajın özeti şudur:

“Biz 2028’i konuşuyoruz. O tarihe giden yolu da görüyoruz.”

Bu nedenle açıklama, teknik olmaktan çok siyasi bir karakter taşıyor.

Çünkü seçim tarihini konuşmak başka şeydir.

Seçim tarihini mümkün kılacak çoğunluğun oluşacağını varsaymak başka şeydir.

Birincisi analizdir.

İkincisi siyasi iddiadır.

Uçum’un metni tam da bu ikinci kategoriye giriyor.

Fakat Türkiye siyaseti son yıllarda defalarca gösterdi ki, sandık hesabı yapmakla seçmen hesabı yapmak aynı şey değildir.

Meclis’teki matematik değişebilir.

İttifaklar değişebilir.

Partilerin pozisyonları değişebilir.

Ekonomik krizler, toplumsal hareketler ve siyasal gelişmeler bütün hesapları altüst edebilir.

Bu yüzden demokratik siyasette hiçbir tarih kesin değildir.

Hiçbir sonuç garanti değildir.

Hiçbir çoğunluk önceden yazılamaz.

Ve hiçbir siyasi öznenin iradesi peşinen satın alınmış gibi kabul edilemez.

Belki de bu tartışmanın bize gösterdiği en önemli şey budur.

Mehmet Uçum bir tarih açıkladı.

Tuncer Bakırhan ise o tarihin içindeki hesabı görünür hale getirdi.

Şimdi asıl soru şudur:

Ortada gerçekten bir seçim takvimi mi var, yoksa henüz kurulmamış bir siyasi çoğunluğun varmış gibi kabul edildiği bir senaryo mu?

Bu sorunun cevabı yalnızca 2028’i değil, Türkiye’de siyasetin nasıl yapıldığını da anlamamıza yardımcı olacaktır.