Doruk Madencilik işçilerinin aylardır ödenmeyen ücretleri ve tazminatları için başlattığı direniş sürerken, CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Asu Kaya’nın Kurtuluş Parkı’ndan yaptığı açıklama iktidarın emek politikalarına sert bir teşhir niteliği taşıdı. Kaya, devletin görevinin hak arayan işçiye biber gazı sıkmak değil, gasp edilen emeğin hesabını sormak olduğunu vurgulayarak, yaşanan tabloyu “AKP’nin kara düzeni” olarak tanımladı.
Emekçinin Sofrasından Çalınan Üç Ay
Ankara Kurtuluş Parkı’nda günlerdir oturma eylemi ve açlık greviyle seslerini duyurmaya çalışan Doruk Madencilik işçileri, yalnızca maaşlarını değil, insanca yaşam hakkını talep ediyor. Aylardır ücretlerini alamayan, tazminatları ödenmeyen ve çocuklarına harçlık veremeyen işçiler, yeraltında verdikleri emeğin karşılığını sokakta aramak zorunda bırakıldı.
CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Asu Kaya’nın dikkat çektiği en temel gerçek de buydu: Bir ülkede maden işçisi yarı çıplak halde açlık grevine yatıyorsa, bu yalnızca bir şirketin sorunu değil, doğrudan siyasal iktidarın tercihidir. Kaya, “Bu insanlara görülen reva mıdır?” sorusuyla yalnızca patronlara değil, suskun kalan devlete de seslendi.
Şirketin yaptığı resmi açıklamada yaklaşık üç aydır maaş ödenemediğinin kabul edilmesi ise işçilerin iddialarını tartışmasız biçimde doğruladı. Ancak aynı açıklama, sorumluluğu ekonomik gerekçelere havale ederek patronun yükümlülüğünü görünmez kılmaya çalıştı.
Devletin Tarafı Adalet Mi, Sermaye Mi?
Asu Kaya’nın açıklamasındaki en sert vurgu, devletin pozisyonuna ilişkindi. Kaya’ya göre mesele yalnızca ücret gaspı değil; devletin, emeğini isteyen işçiye karşı polisi, copu ve biber gazını tercih etmesi.
“Devletin görevi adaleti tesis etmektir” diyen Kaya, iktidarın ise bunun tam tersini yaptığını belirtti. Hak arayan işçilerin karşısına sosyal devlet refleksiyle değil, güvenlikçi baskı aygıtlarıyla çıkıldığını ifade etti. Bu tablo, Türkiye’de emek-sermaye ilişkisinin hangi tarafta kurulduğunu bir kez daha görünür hale getirdi.
İşçiler yalnızca patronla değil; patronu koruyan siyasal düzenle de mücadele ediyor. AKP iktidarının yıllardır inşa ettiği bu modelde, üretimi yapan görünmez; serveti biriktiren ise dokunulmaz hale geliyor.
23 Nisan’da Aç Yatan Çocuklar
Kaya’nın en çarpıcı cümlelerinden biri, çocuklar üzerinden kurduğu vicdani hesaplaşmaydı: “23 Nisan’da bu babaların çocuklarını siz ağlattınız.”
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlandığı bir günde, maden işçilerinin çocuklarının açlıkla baş başa bırakılması; iktidarın sosyal adalet söylemi ile gerçeklik arasındaki uçurumu ortaya koydu. Bayram meydanlarında çocuklara umut vaat edilirken, emekçi ailelerin çocukları temel yaşam hakkından mahrum bırakıldı.
Kaya, patronlara şu soruyu yöneltti: “Çok kazandığınızda bu madencilere daha fazla maaş ödüyor muydunuz?” Bu soru yalnızca bir retorik değil; Türkiye’de sermaye birikiminin ahlaki temelini sorgulayan politik bir itham niteliği taşıyor.
Barete Vuran Ses: Ölmek Var, Dönmek Yok
Kurtuluş Parkı’nda işçilerin eylemi sürüyor. Barete vurarak yükselttikleri “Ölmek var, dönmek yok” sloganı, yalnızca kararlılığı değil, çaresizliğin vardığı son eşiği de anlatıyor.
İşçilere destek için CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı Aylin Nazlıaka, ODTÜ’lü öğrenci toplulukları, TMMOB temsilcileri ve farklı siyasi yapılardan isimler de alana geldi. Dayanışma büyürken, iktidarın sessizliği daha da ağırlaşıyor.
Türkiye’de madenciler yıllardır ya yeraltında ölüyor ya da yerüstünde açlığa terk ediliyor. Doruk Madencilik işçilerinin mücadelesi bu nedenle yalnızca bir işçi direnişi değil; emeğin, onurun ve kamusal adalet talebinin açık bir sınavıdır.
- NHY / ANKA Haber Ajansı











