The Atlantic’te tarihçi Timothy W. Ryback imzasıyla yayımlanan analiz, Adolf Hitler’in Grönland’a yönelik ilgisinin romantik keşif merakından stratejik kaynak ve askeri üstünlük arayışına evrildiğini; II. Dünya Savaşı öncesi ve sırasında Arktik coğrafyanın küresel güç mücadelesinde kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor.
Kişisel Meraktan Stratejik Hesaba
The Atlantic’te yayımlanan ve tarihçi Timothy W. Ryback imzasını taşıyan “Hitler’s Greenland Obsession” başlıklı makale, Adolf Hitler’in Grönland’a ilgisinin gençlik yıllarına uzandığını aktarıyor. Hitler’in, Norveçli kaşif Fridtjof Nansen ve Grönland seferleriyle tanınan Alman bilim insanı Alfred Wegener’den etkilendiği; özel kütüphanesinde Wegener’in trajik Grönland ekspedisyonuna dair bir kitabın bulunduğu belirtiliyor.
Ryback’e göre bu ilgi, 1933’te Hitler’in iktidara gelmesiyle birlikte kişisel bir hayranlıktan stratejik bir hesaplamaya dönüştü. 1934’te Nazi yönetiminin Grönland’ın nüfusunu ve özellikle Ivittuut’taki kriyolit madenini envanter altına aldığı aktarılıyor. Kriyolit, ABD’nin alüminyum üretimi için kritik bir hammaddaydı ve savaş ekonomileri açısından hayati önem taşıyordu.
Ekonomik Çıkmazdan Arktik Açılıma
Makale, Hitler’in ekonomik kendi kendine yeterlilik (otarki) politikaları çerçevesinde ağır gümrük tarifeleri uyguladığını, dış borçları reddettiğini ve Almanya’yı Norveç balina yağına bağımlılıktan kurtarmaya çalıştığını hatırlatıyor. Balina yağı, hem gıda üretiminde hem de mühimmat sanayisinde kullanılıyordu.
Bu bağlamda Nazi Almanyası, Antarktika açıklarında geniş çaplı balina avcılığı operasyonları başlattı; 1939’da Alfred Ritscher liderliğinde gerçekleştirilen keşif uçuşlarıyla kıtanın bazı bölgelerinde sembolik egemenlik iddiasında bulundu. Ryback, bu adımları Hitler’in Avusturya’nın ilhakı ve Çekoslovakya’nın parçalanmasıyla paralel ilerleyen “barış dönemi toprak genişletme” stratejisinin bir uzantısı olarak değerlendiriyor.
Hitler’in Mein Kampf’ta dile getirdiği “Sınırlar insanlar tarafından yapılır ve değiştirilebilir” anlayışı, makalede bu yayılmacı zihniyetin ideolojik çerçevesi olarak sunuluyor.
Grönland’da ABD-Almanya Rekabeti
Almanya’nın 1940’ta Danimarka ve Norveç’i işgal etmesiyle Grönland’ın stratejik önemi arttı. Makaleye göre, ABD yönetimi, Ivittuut’taki kriyolit madenlerinin Alman sabotajına uğramasını önlemek amacıyla bölgeye sahil güvenlik unsurları gönderdi.
Washington’daki Danimarka Büyükelçisi Henrik Kauffmann, Nazi işgali altındaki Kopenhag’dan bağımsız hareket ederek ABD ile 1941’de Grönland’ın savunulmasına ilişkin bir anlaşma imzaladı. ABD Dışişleri Bakanı Cordell Hull ile imzalanan anlaşma, Grönland’ın Kuzey Amerika’nın güvenliği açısından “potansiyel bir saldırı noktası”na dönüşebileceği gerekçesine dayanıyordu.
Nazi yanlısı Danimarka hükümeti anlaşmayı geçersiz ilan ederken, ABD yönetimi Kauffmann’ı “özgür Danimarka”nın temsilcisi olarak tanıdı. Bu durum, Londra’daki sürgün lider Charles de Gaulle’ün Britanya tarafından tanınmasıyla benzerlik gösterdi.
Jeopolitik Dersler
Ryback’in analizi, Grönland’ın II. Dünya Savaşı boyunca Müttefikler için kritik bir transit ve savunma üssüne dönüştüğünü; savaş sonrası 1951 tarihli ABD-Danimarka Savunma Anlaşması’nın bu stratejik iş birliğini kalıcı hale getirdiğini vurguluyor.
Makale, Hitler’in Grönland’a yönelik ilgisini yalnızca ideolojik bir yayılmacılık örneği olarak değil, ekonomik darboğaz, hammadde bağımlılığı ve güvenlik kaygılarının birleştiği bir jeopolitik hesap olarak ele alıyor. Arktik bölgenin kaynaklar ve askeri konum açısından taşıdığı önem, 20. yüzyılın ortasında olduğu gibi bugün de küresel güç rekabetinin merkezinde yer almayı sürdürüyor.
NHY / Timothy W. Ryback, “Hitler’s Greenland Obsession”, The Atlantic













