İstanbul BüyükÅŸehir Belediyesi’ne (İBB) baÄŸlı İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) hazırladığı ‘İstanbul’un Kapısındaki Kriz: Deprem’ raporda, olası bir depremde Avrupa Yakası’nda 10 ilçe ile Anadolu Yakası’nda da sahil ÅŸeridinde bulunan eski binaların ağır veya çok ağır hasar alabileceÄŸi öngörüldü. 2003 yılından bugüne kadar çıkarılan 7 imar affının riskli yapıların dönüştürülmesinde önemli bir zafiyete neden olduÄŸu belirtilen rapora göre, olası bir depremde hasar alması muhtemel bina sayısı 86 bin 400’den fazla.
İstanbul BüyükÅŸehir Belediyesi’ne (İBB) baÄŸlı İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) , ‘İstanbul’un Kapısındaki Kriz: Deprem’ raporunu yayınladı. Raporda, İstanbul’da son 20 yılda tamamlanan ve yapımı devam eden büyük ölçekli inÅŸaat projelerine dikkat çekildi.
ÇeÅŸitli fonksiyon deÄŸiÅŸimleri, mevzuata aykırı uygulamalar ve imara açılan alanlarda üretilen inÅŸaat alanları ile elde edilen maddi kazancın 1,4 trilyon lirayı bulduÄŸu belirtilen raporda, “Elde edilen bu maddi kazanç ile İstanbul’daki orta ve üzeri riskli yapıların tamamı 4 kere dönüştürülür ve İstanbul’un deprem riski önemli ölçüde azaltılabilirdi” denildi.
Olası İstanbul depreminde ağır hasar beklenen bina sayılarının ilçe ilçe açıklandığı rapor, özetle şöyle:
İstanbul’da deprem riski, Avrupa Yakası’nda Haliç ile Küçükçekmece Gölü arasındaki geniÅŸ bölgeyi, sahil hattında Bakırköy, Zeytinburnu ve Fatih ilçeleriyle meskûn nüfus yoÄŸunluÄŸu yüksek olan Bahçelievler, Güngören, BaÄŸcılar, Esenler, BayrampaÅŸa ve Küçükçekmece ilçelerini kapsayan bir alanı tehdit etmekte. Anadolu Yakası’nda ise sahil ÅŸeridi boyunca, özellikle eski yapı stokunun yoÄŸun olduÄŸu alanlarda öne çıkmakta.
İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileÅŸtirme Dairesi BaÅŸkanlığı’nca yapılan güncel tahminler doÄŸrultusunda ağır veya çok ağır hasar alması öngörülen binaların, tahmin edilenden 1,8 kat (yaklaşık 86 bin 400 bina) fazla olduÄŸu öngörülüyor.
“İSTANBULLULAR DEPREM SONRASI OLUÅžACAK TSUNAMİ RİSKİYLE KARÅžI KARÅžIYA”
Öngörülen depremin yıkıcı etkilerinin sadece yapı stokunda değil, altyapı sistemlerinde de önemli hasarlar meydana getirmesi beklenmekte. Yapı stoku ve altyapı sistemlerinde beklenen hasarlara ek olarak, deprem sonrası meydana gelmesi olası bir tsunami nedeniyle Marmara Denizi’ne kıyısı bulunan tüm ilçeler ek risklere maruz kalmakta. Kıyılarda yer alan balıkçı barınakları, yeşil ve kamusal alanlar ve dere ağızları, tsunami karşısında hasar görebilirliği yüksek bölgeler. Tüm bunlar nedeniyle İstanbul’un karşı karşıya olduğu deprem tehlikesi, beraberinde getireceği tüm risklerle birlikte ele alınmayı zorunlu kılıyor.
İRAP (İl Afet Risk Azaltma), dört amaç çerçevesinde afet riskini azalmayı hedefliyor: Fiziksel çevre, yönetiÅŸim, ekonomi ve toplum. Buna karşın özellikle deprem konusunda en temel fakat en zorlu risk azaltma yöntemlerinden biri olan fiziksel hasar görebilirliÄŸin azaltılması, baÅŸka bir deyiÅŸle kentsel dönüşüm sorumluluÄŸu, süreç ve mali yük kaynaklı zorlukların en yoÄŸun yaÅŸandığı alan olarak, İstanbul BüyükÅŸehir Belediyesi’ne yüklenmiÅŸ durumda. Dahası, İRAP kapsamında süren ‘plandan doÄŸan plan’ yaklaşımı ile ilçe ve büyükÅŸehir belediyeleri kentsel dönüşüm odaklı plan ve strateji üretmeye yönlendiriyor.
Bu durum, hâlihazırda plansız kentleşmenin deprem riskinin artmasında en önemli etkenlerden biri olduğu ve planlama sisteminin güçsüzleştirildiği günümüz gerçekliğinde, uygulama ve çözüm odaklı eylemlerden uzaklaşma anlamına geliyor. 1999 depremi sonrasında birçok uzmanın hemfikir olduğu bir durum, imar aflarının deprem tehlikesine ek bir tehlike oluşturduğu ve riski artırdığı yönündeydi. Buna karşın 2003 yılından günümüze çıkartılan 7 imar affı, riskli yapıların dönüştürülmesinde önemli bir zafiyeti ortaya çıkardı.
Seçim dönemlerinin önemli hamlelerinden biri hâline gelen imar afları, Hazine’ye ait taşınmazların üzerinde bulunan yapı sahiplerine satışından yönetmeliÄŸe uymayan kaçak yapılara altyapı götürülmesine, kaçak ya da kullanım izni bulunmayan, imar planlarına aykırı yapıların ücret karşılığı ‘Yapı Kayıt Belgesi’ düzenlenmesine kadar farklı araçlarla, yönetmeliÄŸe uymadan yapılmış yapıların ücret karşılığında yasallaÅŸmasına olanak saÄŸladı. ‘Af’ ve ‘barış’ gibi kavramların temeline oturan bu düzenlemeler, kentsel adaletin tahsisine bir fayda sunmadığı gibi hâlihazırda mevcut olan kırılganlıkları daha da derinleÅŸtirdi.
İstanbul’da son 20 yılda tamamlanan ve yapımı devam eden büyük ölçekli inşaat projelerinden çeşitli fonksiyon değişimleri, mevzuata aykırı uygulamalar ve imara açılan alanlarda üretilen inşaat alanları ile elde edilen maddi kazanç, 1,4 trilyon lira olarak açıklanmıştı. Elde edilen bu maddi kazanç ile İstanbul’daki orta ve üzeri riskli yapıların tamamı 4 kere dönüştürülür ve İstanbul’un deprem riski önemli ölçüde azaltılabilirdi. Zira İstanbul’daki orta ve riskli üzeri binaların dönüştürülmesinin maliyeti, İBB’nin 2022 bütçe gelirlerinin 10 katından fazla. Bu durum, aynı zamanda deprem riskinin azaltılmasında kentsel dönüşüm sorumluluğunun belediyelerin kaldırabileceğinden çok daha ağır bir yük olduğu anlamına geliyor. Bu sorumluluk hanelere yüklendiğinde ise yıllık ortalama eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirinin yaklaşık 9,6 katı bir maliyet ortaya çıkıyor.
“DEPREM RİSKİNİN AZALTILMASI EN KRİTİK ÖNCELİK”
Deprem riskinin azaltılması, Türkiye tarihinde yaşanan afet ve krizler ele alındığında en kritik önceliklerden biri hâline gelmekte. Buna karşın deprem riskinin azaltılmasındaki temel uygulamalar olan yapısal risklerin azaltılması ve kentsel dönüşüm uygulamaları gerek finansal gerekse süreçte yaşanan aksaklıklar nedeniyle çeşitli kesintilere uğruyor. 17 Ağustos depreminin yıl dönümünde İstanbul’da arazi değişimleri ve imar uygulamalarından elde edilen gelirle deprem riski önemli ölçüde engellenebilecekken bu gelirin kamuya geri kazandırılmamış olması, İstanbul’da yetkisi bulunan farklı kurumların deprem riskine yönelik yaklaşımına ilişkin önemli ipuçları sunuyor.
Merkezi yönetimin çeÅŸitli plan ve kararlarla afet riskinin azaltılmasında sorumluluÄŸu büyükÅŸehir belediyesi, ilçe belediyeleri ve vatandaÅŸlara yönlendirmesi, esasında deprem ve diÄŸer tüm risklerde önümüzde uzun bir süreç olacağına iÅŸaret ediyor. Özellikle riskli yapıların dönüştürülmesinde ihtiyaç duyulan bütçenin elde edilen ranttan karşılanmamış olması, kurum ve kiÅŸilerin özünde deprem riskini ciddiye almadığını, bütçenin yaratılamayan bir öğe deÄŸil, var iken kullanılması tercih edilmeyen bir kalem olduÄŸunu ortaya koyuyor. Bu konuda baÅŸka bir örnek de CumhurbaÅŸkanlığı’nın ‘örtülü ödenek’ olarak tabir edilen ‘Gizli Hizmet Giderleri’ üzerinden verilebilir. 2011 yılından günümüze, söz konusu giderlerin toplamı ile İstanbul’daki orta ve üzeri riskli yapıların yüzde 36,6’sı belediyelere ya da vatandaÅŸlara herhangi bir yük olmaksızın dönüştürülebilirdi.












