Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın ikinci duruşmasının 6’ncı, toplam yargılamanın 70’inci gününde sanık savunmaları sürerken, mahkemenin gelecek hafta tahliye taleplerine geçeceğini açıklaması davanın seyrinde yeni bir aşamanın kapısını araladı; İmamoğlu’nun tahliye talebinin 3 Eylül’de dinlenmesi beklenirken, günün en dikkat çekici savunmalarından biri eski CHP Milletvekili Turan Aydoğan’ın “Bizi bu dertten kurtarın” sözleri oldu.
70 Günlük Yargılamada Yeni Aşama
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde oluşturulan yeni duruşma salonunda görülen İBB Davası, ikinci celsesinde toplam 70’inci gününe ulaştı. İmamoğlu’nun yanı sıra 413 sanığın daha yargılandığı davada 53 kişi tutuklu bulunurken, ikinci duruşmanın bu bölümünde ağırlık tutuksuz sanıkların savunmalarına veriliyor.
70 günlük yargılama, dosyanın yalnızca sanık sayısıyla değil, kapsamı ve duruşma süresinin uzunluğuyla da Türkiye’deki en geniş kapsamlı siyasi ve adli süreçlerden biri haline geldiğini gösteriyor. Yargılamanın ikinci celsesinin altıncı gününde mahkeme salonuna getirilen tutuklu sanıkların ardından ilk savunmayı Metro İstanbul Bakım Mühendisi Mesut Taşkın yaptı.
Taşkın, iddianamede Murat Ongun ve firari sanık Emrah Bağdatlı ile bağlantılı olduğu ve Karpuz/Kaktüs Medya üzerinden para aldığı yönündeki değerlendirmeleri reddetti. Söz konusu kişileri ve şirketi tanımadığını, herhangi bir talimat ya da para almadığını belirten Taşkın, hakkındaki suçlamaları destekleyen somut delil bulunmadığını savundu. YTÜ Kampüs adlı sosyal medya hesabını 2016’da öğrencilerin kullanımına yönelik kurduğunu, 2021’de mezun olduktan sonra hesabı kullanmadığını da anlattı.
“Bizi Bu Dertten Kurtarın”
Günün siyasi açıdan en dikkat çekici savunmalarından biri eski CHP İstanbul Milletvekili ve yaklaşık 40 yıllık hukukçu olduğunu belirten Turan Aydoğan’a aitti. Aydoğan, kendisine yöneltilen rüşvet, nüfuz kullanma ve örgüt üyeliği suçlamalarını reddederken, İBB bürokratlarıyla herhangi bir “akçeli” ilişkisinin bulunmadığını söyledi.
Aydoğan, herhangi bir İBB bürokratının kendisinin “tavassutta” bulunduğunu söylemesi halinde kendisini yakacağını ifade ederken, milletvekilliğinin 2023’te sona ermiş olmasına rağmen 2024’te gerçekleştiği öne sürülen bir olayda nüfuz kullanmakla suçlanmasına tepki gösterdi. “Vekilliğim bitmiş, ben nasıl nüfuz kullanayım?” diye soran Aydoğan, mahkeme heyetine “Allah’ınızı severseniz bizi bu dertten kurtarın” sözleriyle seslendi.
Aydoğan ayrıca, İmamoğlu’nun siyasi olarak düşmesini bekleyen ve ardından kendisine karşı harekete geçmek isteyen kişilerin bulunduğunu ileri sürerek, hakkındaki suçlamaların siyasi atmosferden bağımsız ele alınamayacağını savundu. Ancak bu iddialar, sanığın savunmasında dile getirdiği beyanlar olarak değerlendirilmeli; mahkemenin bunlara ilişkin henüz bir hüküm vermediği belirtilmeli.
İddialar İle Somut Delil Tartışması
70’inci günün dikkat çeken ortak başlıklarından biri de sanıkların, iddianamede kendileriyle ilişkilendirilen kişiler ve eylemler bakımından somut delil bulunmadığı yönündeki savunmaları oldu.
Taşkın’ın ardından Aydoğan’ın savunmasında da benzer bir çizgi öne çıktı. Sanıkların bir bölümünün savunmalarında, kişiler arasındaki tanışıklıkların, telefon görüşmelerinin, sosyal medya faaliyetlerinin veya ticari ilişkilerin doğrudan suç örgütü bağlantısı olarak yorumlanmasına itiraz edildi.
Bu tartışma, davanın temel hukuki sorunlarından birini de görünür hale getiriyor: Bir kişinin başka bir kişiyle tanışması, iletişim kurması veya ticari ilişkide bulunması hangi noktada örgütsel bağın kanıtına dönüşebilir? Bunun sınırı somut delillerle mi, yoksa çıkarımlarla mı çizilecektir?
Davanın ilerleyen günlerinde mahkemenin bu bağlantıları hangi delil standardı üzerinden değerlendireceği, yargılamanın güvenilirliği açısından belirleyici olacak.
İmamoğlu İçin 3 Eylül Tarihi
70’inci günün en önemli gelişmesi ise mahkemenin gelecek haftaya ilişkin takvimi açıklaması oldu.
Mahkeme başkanı, gelecek hafta yeni savunmaların alınmayacağını, bunun yerine tutuklu sanıkların tahliye taleplerinin dinleneceğini açıkladı. Her sanık veya avukatına tahliye talebini sunması için yarım saat süre verilecek. Talepler ilk duruşmadaki sanık sıralamasına göre ele alınacak. Bu sıralamaya göre Ekrem İmamoğlu’nun tahliye talebinin 3 Eylül Perşembe günü dinlenmesi bekleniyor.
Bu tarih, 70 gündür tutuklu bulunan İmamoğlu bakımından davanın önemli eşiklerinden biri olacak. Ancak burada kritik nokta, tahliye talebinin dinlenmesinin tahliye kararı anlamına gelmemesi. Mahkeme, savunmalar ve talepler tamamlandıktan sonra tutukluluk koşullarını değerlendirecek.
Dolayısıyla 3 Eylül, İmamoğlu açısından hukuken bir “tahliye günü” değil, tahliye talebinin mahkeme önünde ele alınacağı gün olarak ifade edilmeli.
Sosyal Medya Paylaşımları Da Dosyada
Duruşmanın ilerleyen bölümünde sosyal medya faaliyetleri nedeniyle yargılanan sanıkların savunmaları da dikkat çekti. CHP’nin dijital medya ekibinde çalışan Utku Doğruyol, kendisine yöneltilen “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasının iki sosyal medya paylaşımına dayandığını belirtti.
Doğruyol, paylaşımlardan birinin Özgür Özel’in kamuya açık paylaşımı olduğunu, konuyla ilgili haber ajanslarının da yayın yaptığını söyledi. Sosyal medya hesabının gizli bir yapı olmadığını, magazin içeriklerinin yanı sıra Türkiye gündemine ilişkin paylaşımların da yapıldığını savundu.
Doğruyol’un avukatı Doğa Can Coşar ise müvekkilinin örgüte somut yardım yaptığına ilişkin delil bulunmadığını ileri sürdü. Coşar, müvekkilinin hesabının “troll” hesap olarak nitelendirilemeyeceğini savunarak, soruşturma ve iddianamenin hazırlanma biçimine ilişkin eleştiriler yöneltti.
Bu savunmalar, davanın kapsamının yalnızca belediye yönetimi ve kamu ihaleleriyle sınırlı olmadığını; sosyal medya faaliyetlerinin, gazetecilik faaliyetlerinin ve siyasi iletişimin de ceza soruşturmasının konusu haline geldiğini gösteren başka bir örnek olarak kayda geçti.
Gazeteci Yavuz Oğhan Da Sanık Kürsüsünde
Duruşmada gazeteci Yavuz Oğhan’ın savunmasına da geçildi. Oğhan, kendisi hakkında ortaya atılan iddialara ve Emrah Bağdatlı ile ilişkilendirilmesine itiraz etti. Savunmasında evinin ve ofisinin Beşiktaş’ta bulunduğunu, bu nedenle bazı mekânsal kesişmelerin sanki Bağdatlı ile bağlantı anlamına geliyormuş gibi yorumlandığını belirtti.
Bir gazetecinin haber kaynakları, mesleki temasları veya aynı kentte bulunduğu kişiler üzerinden örgütsel ilişki çıkarımı yapılması, davanın basın özgürlüğü açısından da izlenmesini gerektiren başlıklardan biri.
Bu noktada yargılamanın temel sorusu yine aynı yerde ortaya çıkıyor: Ceza sorumluluğu somut eyleme mi dayanacak, yoksa ilişkiler ağı üzerinden yapılan yorumlara mı?
İkinci Celsenin Arka Planında Ertan Yıldız Tartışması
70’inci güne gelmeden bir gün önce, 69’uncu duruşma gününde eski İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız’ın savunması da davanın önemli başlıklarından biri olmuştu. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak tahliye edilen Yıldız, hakkındaki suçlamalara ilişkin savunma yaptı ve bazı iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyledi. (T24)
Yıldız’ın konumu ayrıca siyasi iktidarın soruşturma sürecine ilişkin önceki açıklamaları nedeniyle de önem taşıyor. Dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, mevcut Adalet Bakanı Akın Gürlek, daha önce Yıldız’ın etkin pişmanlık kapsamındaki ifadelerini soruşturmanın “dönüm noktası” olarak nitelendirmişti.
Bir gün önce Yıldız ile bazı sanıkların beyanlarının birbirini karşılamadığı görülürken, 70’inci günde ise başka sanıklar kendi dosyalarındaki iddiaların somut delille desteklenmediğini savundu.
Bu tablo, davada itirafçı veya etkin pişmanlık kapsamındaki beyanların delil değerinin yargılamanın merkezindeki tartışmalardan biri olmaya devam ettiğini gösteriyor.
70 Gün Sonra Hâlâ Cevap Bekleyen Sorular
İBB Davası’nın 70’inci günü, bir yandan yüzlerce sanığın tek bir dosyada yargılanmasının yarattığı olağanüstü hukuki ve pratik yükü, diğer yandan sanık savunmalarında tekrar eden ortak itirazları ortaya koydu.
Sanıkların önemli bir bölümünün savunmalarında “tanışıklık”, “iletişim”, “ticari ilişki”, “sosyal medya paylaşımı” ve “duyum” gibi unsurların suçlamalara nasıl dönüştürüldüğünü sorgulaması, mahkemenin ilerleyen aşamalarında delillerin niteliğinin belirleyici olacağını gösteriyor.
Üstelik dava, yalnızca hukuk tekniği açısından değil, Türkiye’de siyaset, yargı ve muhalefet arasındaki ilişkinin sınırlarını göstermesi bakımından da kritik. İmamoğlu’nun tutuklu olması ve cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmasının merkezinde bulunması, davada alınacak her kararın hukuki sonuçlarının yanında güçlü siyasi sonuçlar da doğuracağı anlamına geliyor.
70 günün sonunda dosyada hâlâ yüzlerce sanığın savunması, çok sayıda delilin değerlendirilmesi ve tutuklulukların yeniden ele alınması bekleniyor.
Şimdilik mahkemenin önündeki en yakın eşik belli: Gelecek hafta tahliye talepleri dinlenecek; mevcut sıralamaya göre Ekrem İmamoğlu 3 Eylül’de mahkemenin karşısına tahliye talebiyle çıkacak.
Ancak 70 günlük yargılamanın asıl sınavı bundan daha büyük: Mahkemenin yalnızca karar vermesi değil, kararlarını hangi somut delil standardıyla ve hangi gerekçeyle kurduğunu kamuoyunu ikna edecek açıklıkta ortaya koyması.
Çünkü 414 kişinin sanık sandalyesinde bulunduğu bir davada adaletin terazisi yalnızca sonuca değil, o sonuca giderken kullanılan ölçüye de bakacaktır.
- TB / T24, Anka Haber Ajansı, Medyacoıpe, BirGün, Odatv









