Dünya Adalet Projesi’nin (WJP) 21 Ekim’de açıkladığı 2026 Hukukun Üstünlüğü Endeksi, Türkiye’de temel haklar, ifade özgürlüğü ve yargının yürütme üzerindeki denetimi bakımından süregelen sorunları yeniden gündeme taşıdı. Türkiye’nin genel endeks puanı 0,41 olarak hesaplanırken, temel haklara ilişkin göstergelerdeki olumsuz tablo dikkat çekti. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonunun 2026 raporu da Türkiye’de örgütlenme ve çalışma haklarına yönelik ihlalleri kayda geçirdi. Gazetecilere yönelik adli işlemler, medya kuruluşlarına müdahaleler ve grev hakkına getirilen sınırlamalar, uluslararası raporlardaki bulguların Türkiye’deki karşılığını tartışmaya açıyor.
Dünya Adalet Projesi’nin 143 ülke ve yargı bölgesini kapsayan 2026 Hukukun Üstünlüğü Endeksi, Türkiye’de hukuk devleti ilkelerinin uygulanmasına ilişkin sorunların devam ettiğini ortaya koydu. Araştırmada hükümet yetkilerinin sınırlandırılması, yolsuzlukla mücadele, açık yönetim, temel haklar, kamu güvenliği, düzenleyici uygulamalar ve yargı sisteminin işleyişi değerlendirildi. Türkiye’nin genel puanı geçen yıla göre yüzde 1’den az gerileyerek 0,41 oldu.
Endeksin Türkiye’ye ilişkin sonuçlarında özellikle temel haklar, yürütme yetkisinin denetlenmesi ve hukuk adaletinin işleyişi öne çıktı. İfade özgürlüğü ve yurttaşların kamusal karar süreçlerine katılımında gerileme saptanırken, yargının yürütme üzerindeki denetimine ilişkin göstergelerde de düşüş kaydedildi. Buna karşılık rapor, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü göstergesinde bir önceki yıla göre gerileme belirlemedi; adalete erişim ve yargılama maliyetleri bakımından ise sınırlı iyileşmeye işaret etti.
Bu sonuçlar, hukukun üstünlüğünün yalnızca yasaların varlığıyla ölçülemeyeceğini bir kez daha gösteriyor. Yasaların herkese eşit uygulanması, yönetenlerin yetkilerinin bağımsız kurumlar tarafından denetlenebilmesi ve yurttaşların temel haklarını herhangi bir siyasal müdahale olmadan kullanabilmesi, hukuk devletinin temel koşulları arasında bulunuyor.
Gazetecilik, İfade Özgürlüğü Ve Yargı
WJP’nin temel haklar değerlendirmesi, ifade özgürlüğünü ve hukuki güvenceleri ayrı göstergeler üzerinden inceliyor. Türkiye’de gazetecilere yönelik soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar ve yayın kuruluşlarına yapılan müdahaleler de bu hakların uygulamada nasıl korunduğuna ilişkin tartışmaların merkezinde yer alıyor.
Basın özgürlüğü açısından belirleyici sorun, gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle karşılaşabildikleri hukuki süreçlerin mesleki faaliyetleri üzerindeki etkisi. Bir gazetecinin haberinin doğruluğunun veya hukuka uygunluğunun yargısal denetime konu olmasıyla, gazetecilik faaliyetinin sürekli bir cezai yaptırım tehdidi altında yürütülmesi arasında önemli bir fark bulunuyor. Basın meslek örgütleri, özellikle tutuklama tedbirlerinin ve yayınlara yönelik erişim engellerinin bu açıdan değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Halk TV’ye kayyum atanması ve yayınlarının durdurulmasıyla yeniden gündeme gelen tartışma da aynı çerçevede ele alınıyor. Bir medya kuruluşunun sahibi hakkında yürütülen mali soruşturma ile o kuruluşta çalışan gazetecilerin haber üretme ve toplumun haber alma hakkı arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı, hukuki müdahalenin kapsamı bakımından önem taşıyor.
Bu tür uygulamaların her biri kendi yasal dayanakları ve somut koşulları içinde değerlendirilmek zorunda. Ancak uluslararası endeksin ifade özgürlüğü alanında kaydettiği gerileme, Türkiye’deki bu tartışmaların yalnızca tekil davalarla sınırlı olmadığını gösteren karşılaştırmalı bir veri sunuyor.
İşçinin Hakkı Da Hukukun Üstünlüğünün Parçası
Hukukun üstünlüğü tartışmasının çoğu zaman gözden kaçırılan boyutu, çalışma yaşamındaki temel haklar. Sendika kurabilmek, toplu pazarlık yapabilmek, ayrımcılığa uğramadan çalışabilmek ve çalışma koşullarına ilişkin hak arama yollarını kullanabilmek, WJP’nin temel haklar kapsamında incelediği alanlar arasında bulunuyor.
DİSK Araştırma Merkezinin Ocak 2026’da yayımladığı sendikalaşma ve toplu pazarlık raporu, WJP’nin 2025 verilerini kullanarak Türkiye’nin çalışma ve sendikal haklar bakımından karşılaştığı sorunlara dikkat çekmişti. Raporda çalışma hakları göstergesinin yanı sıra toplu iş sözleşmesi kapsamı ve sendikalaşmanın önündeki engeller de ele alındı.
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonunun 2026 Küresel Haklar Endeksi ise Türkiye’yi sendikal hak ihlallerinin ciddi boyutlara ulaştığı ülkeler arasında gösterdi. Konfederasyon, Türkiye’de sendika yöneticilerine yönelik ev hapsi uygulamalarına dikkat çekerken dünya genelinde grev hakkı, toplu pazarlık ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik sınırlamaların yaygınlaştığını bildirdi.
Türkiye’de grevlerin Cumhurbaşkanı kararlarıyla ertelenmesi de sendikal haklar açısından uzun süredir tartışılıyor. Mevzuatta millî güvenlik ve genel sağlık gibi gerekçelerle öngörülen grev erteleme yetkisinin kullanılması, sendikalar tarafından toplu pazarlık gücünü sınırlandırdığı gerekçesiyle eleştiriliyor. İşveren ve kamu yönetimi açısından ise grevlerin ertelenmesi, belirli koşullarda kamu hizmetlerinin ve ekonomik faaliyetlerin sürekliliğini korumaya yönelik yasal bir araç olarak savunuluyor.
Ancak işçinin toplu pazarlıkta sahip olduğu en önemli araçlardan birinin kullanılamaması, taraflar arasındaki güç dengesini doğrudan etkiliyor. Sendika hakkının kâğıt üzerinde tanınmasıyla işçinin bu hakkı işini kaybetme korkusu olmadan kullanabilmesi aynı anlama gelmiyor.
Hukuk Devleti Yalnızca Mahkeme Salonlarında Ölçülmüyor
WJP’nin 2026 raporu, hukukun üstünlüğündeki gerilemenin Türkiye’yle sınırlı olmadığını da ortaya koyuyor. Araştırmaya göre ülkelerin yüzde 62’sinde genel hukuk devleti göstergesi geçen yıla göre geriledi. İncelenen ülkelerin yüzde 86’sından fazlasında ise son beş yılda yürütmenin denetlenmesi, açık yönetim veya temel haklar alanlarından en az birinde kalıcı zayıflama yaşandı.
Bu küresel tablo, hukukun üstünlüğünü yalnızca yargı kurumlarının işleyişiyle açıklamanın yetersizliğine işaret ediyor. Hukuk devleti, mahkemelerin bağımsızlığı kadar yurttaşların örgütlenme, düşüncelerini açıklama, hak arama ve yönetenleri denetleme olanaklarıyla da ilgili.
Türkiye’de gazetecilerin haber yapma koşulları, sendikaların toplu pazarlık gücü, grev hakkının kullanılması ve yurttaşların kamusal kararlara katılımı bu nedenle birbirinden bağımsız başlıklar değil. Her biri, devletin sahip olduğu yetkiler karşısında bireylerin ve toplumun ne ölçüde korunabildiği sorusuna bağlanıyor.
Hükümetin hukuk alanında yaptığı reform açıklamaları, yargısal süreçleri hızlandırma ve adalete erişimi kolaylaştırma hedeflerini öne çıkarıyor. WJP’nin adalete erişim ve maliyetlere ilişkin bazı göstergelerde kaydettiği iyileşmeler de bu alanlarda gelişmeler yaşanabildiğini gösteriyor. Bununla birlikte temel haklar ve yürütmenin denetlenmesi alanındaki bulgular, hukuk devletinin değerlendirilmesinde yalnızca yargı hizmetlerinin hızına veya mevzuat değişikliklerine bakılamayacağını ortaya koyuyor.
Uluslararası raporlar, tek başlarına belirli bir davanın hukuka aykırı olduğunu kanıtlamıyor. Ancak farklı ülkelerde aynı yöntemle toplanan veriler, yurttaşların haklarını kullanabilme koşullarını ve kurumların işleyişini karşılaştırmaya olanak sağlıyor. Türkiye’ye ilişkin bulguların önemi de burada ortaya çıkıyor.
Bir ülkede hukuk devleti, yalnızca mahkemelerin karar vermesiyle değil, gazetecinin haberini yayımlayabilmesi, işçinin sendikasında örgütlenebilmesi, yurttaşın yönetenleri eleştirebilmesi ve bütün bu hakları kullanırken etkili hukuki güvencelere sahip olmasıyla anlam kazanıyor. WJP’nin 2026 verileri, Türkiye’de bu güvencelerin nasıl güçlendirileceği sorusunu yeniden kamuoyunun önüne koyuyor.
🔵 Nokta Haber Ajansı / World Justice Project, Reuters, Independent Türkçe, DİSK Araştırma Merkezi, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu, Uluslararası Çalışma Örgütü.












