back to top
Ana Sayfa Haber Fabrikanın Kapıları Sanata Açıldı: İşçilerin Sesi Salt Galata’da

Fabrikanın Kapıları Sanata Açıldı: İşçilerin Sesi Salt Galata’da

Salt Galata’da açılan “İşi Olmayan Giremez” sergisi, fabrikaların görünmeyen dünyasını, emeğin kentten uzaklaştırılan tarihini ve işçi mücadelelerini sanatın gündemine taşıyor. BİRTEK-SEN’in sanatçılar Tamar Levit ve Yaën S. Levi ile birlikte çalıştığı Çalışan Eller Korosu da sergide yer alıyor. Tekstil işçilerinin sesi, küresel markalar için üretim yapan fabrikalardan İstanbul’un kültür ve sanat mekânlarına uzanırken sergi, üretimin ardındaki insanları ve onların dayanışma mücadelesini görünür kılıyor.

Bir fabrikanın kapısında yazan “İşi Olmayan Giremez” uyarısı, yalnızca içeriye kimlerin alınacağını belirlemez. Aynı zamanda üretimin hangi koşullarda yapıldığını, işçilerin gün boyunca neler yaşadığını ve ortaya çıkan zenginliğin nasıl paylaşıldığını toplumun gözünden uzak tutan bir sınırı da anlatır. İstanbul’da Salt Galata’nın 17 Ekim’de ziyarete açtığı aynı adlı sergi, işte bu sınırın ardına bakıyor. Fabrikaların kapanan kapılarını, makinelerin arasında geçen hayatları, işçilerin bedenlerinde biriken yorgunluğu ve bütün bunların içinden doğan dayanışmayı sanat aracılığıyla kamusal tartışmaya taşıyor.

14 Şubat 2027’ye kadar sürecek sergi, 1980 sonrasında Türkiye’de ve dünyada üretimin geçirdiği dönüşümü ele alıyor. Bir zamanlar kent merkezlerinde yükselen fabrikaların yerini alışveriş merkezleri, konut projeleri ve yeni ticaret alanları alırken üretim, kentlerin çeperlerine, organize sanayi bölgelerine ve küresel tedarik zincirlerine taşındı. Ancak fabrikaların kent merkezlerinden uzaklaşması, emeğin toplumsal hayattaki belirleyici rolünü ortadan kaldırmadı. Tersine, üretim giderek daha geniş bir coğrafyaya yayılırken onu gerçekleştiren insanların yaşamı kamusal bakış açısından daha da uzaklaştı.

Çalışan Eller Korosu: İşçilerin Sesi Serginin İçinde

Serginin emek mücadelesi açısından en dikkat çekici çalışmalarından biri, Tamar Levit ve Yaën S. Levi’nin Neval Tarım ve Çalışan Eller Korosu ile birlikte geliştirdiği çalışma. BİRTEK-SEN’in duyurusuyla da gündeme gelen bu ortak üretim, küresel tedarik zincirlerine bağlı tekstil fabrikalarında çalışan işçilerin hak mücadelelerine odaklanıyor.

Çalışan Eller Korosu’nun sergide yer alması, işçilerin yalnızca sanatçıların anlattığı kişiler olarak değil, sanatsal üretimin katılımcıları olarak da görünür olmasını sağlıyor. Fabrikada makinenin sesine karışan insan sesi, burada başka bir anlam kazanıyor. Günlük yaşamda çoğu zaman üretim miktarları, siparişler ve ücretler üzerinden konuşulan işçiler, kendi deneyimleriyle kültürel bir anlatının parçası oluyor.

Bu karşılaşmanın önemi, sanatın işçi sınıfına dışarıdan bakmasıyla sınırlı kalmamasında yatıyor. İşçiler yalnızca sömürünün mağdurları değil; dayanışmanın, örgütlenmenin ve ortak hafızanın da yaratıcıları. BİRTEK-SEN’in çalışmaya katılımı, emek mücadelesiyle kültürel üretim arasında kurulabilecek ilişkinin somut örneklerinden birini oluşturuyor. Böylece sergi, işçilerin yaşamını yalnızca geçmişe ait bir hatıra olarak değil, bugün devam eden bir hak mücadelesinin parçası olarak ele alıyor.

Sümerbank’tan Geri Dönüşüm İşçilerine: Emeğin Değişen Coğrafyası

Sergideki diğer çalışmalar da emeğin farklı dönemlerini ve çalışma hayatının değişen koşullarını bir araya getiriyor. belit sağ, Sümerbank Bakırköy Bez Fabrikası’nın özelleştirilmesi ve tasfiyesi üzerinden kamusal üretimin dönüşümünü inceliyor. Çalışma, kamu fabrikalarının ekonomik yük olarak tanımlandığı neoliberal politikalarla işçi bedeninin maruz kaldığı ağır çalışma koşulları arasındaki ilişkiyi tartışmaya açıyor.

Kamil Dalkır ve Sibel Karadağ’ın ortak çalışması, İstanbul’daki geri dönüşüm sahalarına ve Avrupa’dan ithal edilen atıkları işleyen emekçilerin çalışma koşullarına yöneliyor. Böylece küresel ekonominin yalnızca malların üretimiyle değil, tüketim sonrasında ortaya çıkan atıkların dolaşımıyla da yeni emek ilişkileri yarattığı görülüyor. Merve Bedir ise otomasyonun insan bedeni, makineler ve üretim mekânları arasındaki ilişkileri nasıl yeniden düzenlediğini araştırıyor.

Dilşad Aladağ’ın çalışması, Simyonoğlu Fabrikası’nın Millî Fabrika’ya, ardından müzeye dönüşen geçmişini resmî belgeler ve toplumsal hafıza üzerinden ele alırken Metehan Özcan, iş ilanları ve fabrika yıllıkları gibi malzemelerle çalışma ve yaşam alanları arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Sultan Gökdemir ise 1989 Bahar Eylemleri’ni yeniden hatırlatarak fabrikalardan sokaklara taşan işçi hareketinin Türkiye’nin toplumsal tarihinde bıraktığı izleri görünür kılıyor.

Bu eserler bir araya geldiğinde yalnızca fabrikaların değişen mimarisi değil, üretim ilişkilerinin insan hayatını nasıl biçimlendirdiği de ortaya çıkıyor. Bir fabrikanın kapanması yalnızca ekonomik bir işletmenin faaliyetini durdurması anlamına gelmiyor; işçilerin birlikte yaşadığı deneyimlerin, mahallelerin, dayanışma ilişkilerinin ve kuşaklar boyunca oluşmuş toplumsal hafızanın da dönüşmesine yol açıyor.

İşçinin Görünmezliği, Sanatın Görünürlüğü

Salt Galata’daki sergi, Türkiye’de sanat ile emek mücadelesi arasındaki ilişkinin yeniden düşünülmesine de olanak sağlıyor. Sanatın çoğu zaman piyasa değeri, koleksiyonlar ve kültürel tüketim üzerinden tartışıldığı bir ortamda, üretimi gerçekleştiren insanların yaşamlarının serginin merkezine alınması farklı bir karşılaşma yaratıyor.

Bununla birlikte işçi mücadelesinin sanat mekânında temsil edilmesiyle işçilerin çalışma koşullarının değişmesi aynı şey değil. Serginin toplumsal değeri, fabrikalarda yaşananları görünür kılmasının yanında ziyaretçileri bu ilişkilerin neden ve nasıl sürdüğünü sorgulamaya çağırmasında bulunuyor. Bir sanat eserinin tek başına çalışma koşullarını değiştirmesi beklenemez; ancak insanların birbirlerinin hayatlarına ilişkin bilgi ve duyarlılık geliştirmesine katkıda bulunabilir.

Çalışan Eller Korosu’nun varlığı, bu açıdan serginin en anlamlı karşılaşmalarından birini oluşturuyor. İşçiler yalnızca ürettikleri mallarla değil, sesleriyle, deneyimleriyle ve ortak mücadeleleriyle de toplumsal hayatın kurucuları olduklarını hatırlatıyor.

Bir zamanlar fabrikanın kapısında “İşi Olmayan Giremez” yazıyordu. Şimdi aynı söz, bir sanat sergisinin adı olarak ziyaretçileri içeri çağırıyor. Belki de bu serginin asıl önemi, kapalı kapıların ardındaki üretimi göstermekten çok, o kapıların ardında çalışan insanların sesini duyulur kılmasında yatıyor.


Sergi Bilgileri

Sergi: İşi Olmayan Giremez
Yer: Salt Galata, Karaköy, İstanbul
Tarih: 17 Ekim 2026 – 14 Şubat 2027
Program: Eylül Şenses
Danışmanlar: Aslı Odman, Görkem Akgöz
Sergi mekânları: Mastercard Sergi Mekânı, giriş ve birinci katlar
Giriş: Ücretsiz

Sergiye paralel olarak hazırlanan Arşivden çıktı: Türkiye’de Sanayi Mimarlığı başlıklı arşiv sunumu da 20 Ekim’den itibaren Salt Galata’nın üçüncü katında ziyaret edilebilecek. Sunum, 1930’lardan 1970’lere uzanan dönemin fabrika mimarisini ve Türkiye’nin sanayileşme tarihini ele alıyor.


  • NHA / Salt – İşi Olmayan Giremez resmî sergi duyurusu; BİRTEK-SEN sergi duyurusu; Evrensel, Euronews Türkçe,  Habertürk, Unlimited, Sandviç, Sanat Okur