back to top
Ana Sayfa Haber Demirtaş’tan Mızraklı’ya: Bulmacanın Son Cevabı Özgürlük

Demirtaş’tan Mızraklı’ya: Bulmacanın Son Cevabı Özgürlük

Edirne Cezaevi’nde bulunan Selahattin Demirtaş, yaklaşık yedi yıldır cezaevinde tutulan eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Dr. Adnan Selçuk Mızraklı’nın 8 Eylül’de tahliye edilmesinin beklendiğini “Sakızcı Memo” başlıklı bir metinle duyurdu. “Kardeşlik”, “adalet”, “özgürlük” ve “irade” sözcüklerini bir cezaevi bulmacasının içine yerleştiren Demirtaş, Mızraklı’nın yıllara yayılan yargı ve infaz süreci ile bir gün önce şüpheli sıfatıyla ifade veren eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in adliyeye giriş ve çıkış görüntülerini yan yana getirerek Türkiye’de hukuk, siyasal eşitlik ve seçmen iradesi üzerine sert bir eleştiri kurdu. Ancak Mızraklı’nın avukatı Muhsin Bilal, tahliye konusunda karar vermesi gereken Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu’nun henüz toplanmadığını, kurulun 7 Eylül Pazartesi günü karar vermesinin beklendiğini açıkladı.

Bulmacada Kardeşlik, Adalet, Özgürlük Ve İrade

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 5 Eylül’de yayımladığı “Sakızcı Memo”, klasik bir tahliye duyurusundan çok cezaevi içinden yazılmış siyasal bir hiciv niteliğinde. Demirtaş, aynı koğuşu paylaştığı Mızraklı’yı masanın başında bulmaca çözerken anlatıyor. Bulmacanın cevapları ise tesadüfi değil: “kardeşlik”, “adalet”, “özgürlük” ve “irade”. Metnin siyasal omurgasını bu dört kavram oluşturuyor.

“Kardeşlik” için Demirtaş’ın kurduğu tarif, güncel siyasal sürece doğrudan gönderme taşıyor: Kavramı, “MGK kararıyla yürürlüğe gireceği zannedilen” yıpratılmış bir toplumsal duygu olarak tanımlıyor. “Adalet” ise yine aynı ironik dille, geç kalmakla da yetinmeyip gelmeyen ve bir kararnameyle üretilemeyecek insanlık hâli olarak karşımıza çıkıyor. “Özgürlük” içeriden dışarıya, “irade” ise yukarıdan aşağıya yazılıyor. Mızraklı’nın son sözcük için verdiği cevap metnin siyasal mesajını tamamlıyor: “Bunun sorusu yok, sadece cevabı var.”

Demirtaş’ın anlatısındaki bu sözcükler yalnızca edebî bir oyun değil. Mızraklı dosyasının yaklaşık yedi yıllık seyri düşünüldüğünde “irade”, doğrudan seçmen iradesine; “adalet”, yargılamanın tartışmalı aşamalarına; “özgürlük”, cezaevinde geçen yıllara; “kardeşlik” ise Türkiye’nin Kürt meselesinde yeniden konuşmaya başladığı siyasal zemine bağlanıyor.

Dört Aylık Belediye Başkanlığından Yedi Yıllık Cezaevi Sürecine

Selçuk Mızraklı, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı yaklaşık yüzde 63 oyla kazandı. Ancak İçişleri Bakanlığı 19 Ağustos 2019’da Mızraklı’yı görevden aldı ve yerine Diyarbakır Valisi’ni kayyım olarak atadı. Avrupa Birliği o dönemde yaptığı açıklamada, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine atanmış yöneticilerin getirilmesinin seçim sonuçlarına saygı ve yerel demokrasi bakımından ciddi kaygılar yarattığını belirtmişti. Human Rights Watch da uygulamanın seçmenlerin siyasal temsil hakkını zedelediğini savunmuştu.

Mızraklı 22 Ekim 2019’da “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla tutuklandı. Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi Mart 2020’de Mızraklı hakkında 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına hükmetti. Human Rights Watch, dosyayı inceleyen 2020 tarihli değerlendirmesinde iddianamede suç teşkil eden faaliyeti ortaya koyan ikna edici deliller bulunmadığı görüşünü açıklarken, Mızraklı’nın avukatları ve Diyarbakır’daki hukuk ve insan hakları örgütleri de delillerin niteliğine ilişkin itirazlarda bulundu. Mahkeme ise suçlamaları sabit kabul etti.

Dosyanın hukuki serüveni ilk mahkûmiyet kararıyla da sona ermedi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi Aralık 2022’de, ilk kararın “eksik inceleme ve yetersiz gerekçelere” dayandığı sonucuna vararak hükmü bozdu. Bozma kararında savunma hakkının kullanılması, dijital materyallerin incelenmesi ve bazı olguların yeterince araştırılmaması gibi noktalar sıralandı; buna rağmen Mızraklı’nın tahliye talebi reddedildi. Yeniden yapılan yargılamada Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi Kasım 2023’te aynı cezaya bir kez daha hükmetti. Yargıtay ise bu ikinci hükmü Ekim 2024’te onadı.

Bu kronoloji, Demirtaş’ın “adalet” sözcüğüne yüklediği siyasal anlamın arka planını da oluşturuyor. Bir mahkûmiyet kararının Yargıtay tarafından eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle bozulması, sanığın buna rağmen cezaevinde kalması, ardından aynı cezanın yeniden verilerek bu kez onanması, dosyanın kamuoyunda neden yalnızca bir ceza davası olarak değil, hukuk devleti ve siyasal temsil tartışmasının parçası olarak görüldüğünü açıklıyor.

Tahliye İçin Son Karar Kurulda

Demirtaş yazısında Mızraklı’nın “cezasını tamamlayarak” 8 Eylül Salı günü tahliye olacağını belirtti ve “Son beş yıldır ben ona emanettim, o bana emanetti. Salı sabahı buradan çıkacak… Artık size emanettir” dedi. Ancak tahliye işleminin henüz idari açıdan kesinleşmediği ortaya çıktı.

Mızraklı’nın avukatı Muhsin Bilal’in İlke TV’ye verdiği bilgiye göre, tahliye hakkında değerlendirme yapması gereken Edirne Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu 4 Eylül’de toplanmadı. Kurulun 7 Eylül Pazartesi günü bir araya gelmesi bekleniyor. Bilal, aksi yönde bir karar beklemediklerini ancak kurul kararı çıkmadan tahliyenin kesinleşmiş sayılamayacağını belirtti.

Bu ayrıntı Mızraklı dosyası bakımından özellikle önemli. Mızraklı’nın infazı bir yılın altına düştüğünde yaptığı açık cezaevine ayrılma ve denetimli serbestlik başvuruları 2025’te iki kez reddedilmiş, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu ret gerekçesinde Mızraklı’nın “örgütten ayrıldığına dair bir beyanının bulunmadığını” ileri sürmüştü. İnfaz hâkimliğinin daha sonra verdiği Mızraklı lehine karar da savcılığın itirazı üzerine kaldırılmıştı. Dolayısıyla 8 Eylül tarihi, yalnızca takvimdeki bir tahliye günü değil; uzun süredir tartışılan idari infaz uygulamalarının da yeni bir sınavı niteliğinde.

“Sakızcı Memo” Göndermesinin Arkasında Gökçek Soruşturması Var

Demirtaş’ın yazısının en sert bölümü ise Mızraklı’nın cezaevi televizyonundan eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Ankara Adliyesi’ne girişini izlediği sahne üzerine kuruluyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 29 Ağustos’ta Gökçek hakkında “yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı” yönündeki basına yansıyan iddiaların araştırılması amacıyla resen soruşturma başlatmıştı. Gökçek, 4 Eylül’de soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Burada altı çizilmesi gereken hukuki gerçek şu: Gökçek hakkındaki soruşturma sürüyor ve bu aşamada kendisine yöneltilen iddialar hakkında verilmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmuyor; masumiyet karinesi geçerliliğini koruyor. Gökçek de soruşturmanın ardından kendisine yöneltilen iddialarla ilgili hesabını vereceğini ve Türk adaletine güvendiğini açıkladı.

Gökçek’in adliyeye sakız çiğneyerek gelmesi görüntülere yansırken, ifade işleminin ardından geçmişte hakkında yürütülen soruşturmalara gönderme yaparak “Ben 500 sefer sıçradım” sözlerini kullanması da geniş biçimde haberleştirildi.

Demirtaş tam da bu görüntüyü Mızraklı’nın cezaevi hikâyesinin karşısına yerleştiriyor. Bir tarafta seçimle göreve gelen, görevden uzaklaştırıldıktan sonra yıllarca cezaevinde kalan ve infaz sürecinin son aşamasında dahi kurul kararını bekleyen bir siyasetçi; diğer tarafta hakkında yeni başlatılmış bir soruşturmada şüpheli sıfatıyla ifade verip adliyeden ayrılan eski bir belediye başkanı. Demirtaş’ın metni bu iki hukuki statüyü birbirine eşitlemiyor; aksine aralarındaki farkı siyasal bir hicvin malzemesi hâline getiriyor.

Bu nedenle “Sakızcı Memo”yu yalnızca Gökçek’e yönelik kişisel bir taşlama olarak okumak eksik kalıyor. Metnin esas sorusu, hukuk devletinin kişilerden, siyasal kimliklerden ve iktidarla kurulan mesafeden bağımsız biçimde işleyip işlemediği. Hukuk açısından Mızraklı ile Gökçek’in dosyaları elbette aynı değil; suçlamalar, deliller, yargılama aşamaları ve hukuki statüleri farklı. Fakat Demirtaş’ın kurduğu karşılaştırma da zaten hukuki dosyaların aynılığı üzerine değil, adaletin toplum tarafından nasıl görüldüğü ve eşit uygulanıp uygulanmadığına ilişkin algı üzerine oturuyor.

Bir Tahliyeden Daha Büyük Tartışma

Mızraklı’nın olası tahliyesi, Türkiye’de son yıllarda defalarca gündeme gelen kayyım uygulaması, seçilmiş temsilcilerin görevden alınması, terör mevzuatının siyaset alanındaki kullanımı ve ceza infaz sistemindeki idari kurulların yetkisi tartışmalarını yeniden görünür kılıyor.

2019’da hem Avrupa Birliği hem de uluslararası insan hakları kuruluşları, seçilmiş Diyarbakır, Mardin ve Van belediye başkanlarının görevden alınmasını yerel demokrasi ve seçmen iradesi açısından eleştirmişti. Mızraklı’nın yaklaşık yüzde 63 oyla kazandığı belediyeden dört ay sonra uzaklaştırılması ve ardından cezaevine gönderilmesi, bu tartışmanın simge dosyalarından biri haline geldi.

Demirtaş’ın bulmacasındaki dört kelime bu nedenle haberin de siyasal özeti sayılabilir: kardeşlik, adalet, özgürlük ve irade. Bunların hiçbiri yalnızca yasada yazmakla, kurul kararı almakla ya da siyasal bir sürece ad vermekle toplumsal karşılık kazanmıyor. Kardeşliğin güvene, adaletin eşit uygulamaya, özgürlüğün hukuki güvenceye, iradenin ise sandıktan çıkan sonuca saygıya ihtiyacı var.

Mızraklı’nın 8 Eylül’de cezaevi kapısından çıkıp çıkmayacağına önümüzdeki günlerde bir kurul karar verecek. Ancak onun dosyasının Türkiye’ye bıraktığı daha büyük soru kurul kararından sonra da ortada kalacak: Seçmen iradesi, yargı bağımsızlığı ve hukukun herkes için aynı ölçüde işlemesi konusunda yedi yılda ne değişti?