Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın Azerbaycan’daki başörtüsü kısıtlamalarına yönelik eleştirisi, Ankara ile Bakü arasında diplomatik krize dönüştü. Saral, görevden alınmasının ardından istifasını açıklarken kararın iki ülke arasındaki kritik ilişkilerden kaynaklandığını kabul etti. AKP’nin yıllardır siyasal kimliğinin merkezine yerleştirdiği başörtüsü meselesinin, stratejik ortaklık ve milyarlarca dolarlık ekonomik ilişkiler karşısında nasıl ele alındığı yeni bir tartışma başlattı. EMEP Milletvekili Sevda Karaca ise yaşananları, iktidarın söylemleriyle sermaye ilişkileri arasındaki çelişkinin göstergesi olarak değerlendirdi.
Türkiye siyasetinde başörtüsü, uzun yıllar boyunca yalnızca bir giyim tercihi ya da inanç özgürlüğü meselesi olmadı. Eğitim hakkından kamu görevine, bireysel özgürlüklerden devletin yurttaşlarıyla kurduğu ilişkiye kadar uzanan tartışmaların merkezinde yer aldı. AKP de siyasal yükselişinin önemli bir bölümünü başörtüsü yasaklarına karşı yürüttüğü mücadele ve bu alanda gerçekleştirdiği düzenlemeler üzerine kurdu. Ancak aynı hassasiyetin Türkiye sınırlarının dışında, üstelik iktidarın en yakın müttefiklerinden Azerbaycan söz konusu olduğunda nasıl karşılık bulduğu, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın görevinden ayrılmasıyla yeniden tartışmaya açıldı.
Saral, 12 Ekim’de Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin eğitim hakkının engellendiği yönündeki haberlere tepki göstererek uygulamayı eleştirdi. İnançları gereği başörtüsü takan öğrencilerin okul kapısında bırakılmasının kabul edilemeyeceğini savundu ve eğitim hakkının ideolojik dayatmalara kurban edilmemesi gerektiğini belirtti. Türkiye’de AKP yöneticilerinin yıllardır savunduğu başörtüsü özgürlüğü yaklaşımıyla uyumlu görülebilecek bu açıklama, Bakü yönetiminin sert tepkisiyle karşılaştı.
Azerbaycan’daki okul kıyafeti düzenlemeleri üzerine başlayan tartışma, kısa sürede iki ülkenin siyasal ilişkilerine taşındı. Azerbaycan iktidarına yakın çevreler Saral’ın açıklamasını ülkenin iç işlerine müdahale olarak değerlendirdi. Uluslararası basına yansıyan haberlerde Bakü yönetiminin Saral’ın görevden alınmasını istediği belirtildi. Bu talebin diplomatik görüşmelerde hangi biçimde iletildiği bütün ayrıntılarıyla kamuoyuna açıklanmış değil; ancak Saral’ın görevinden ayrılmasının ardından yaptığı değerlendirmeler, kararın Azerbaycan’la ilişkiler bağlamında alındığını doğruladı.
Önce Görevden Alma, Ardından İstifa
Saral, 25 Ekim’de gazetecilere yaptığı açıklamada görevinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla ayrıldığını belirtti. Ertesi gün ise 2016 yılından bu yana yürüttüğü Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı görevinden istifa ettiğini kamuoyuna duyurdu. Böylece görevden alınma haberleriyle başlayan süreç, Saral’ın resmî istifa açıklamasıyla tamamlandı.
Saral, yaşananlara ilişkin değerlendirmesinde Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Azerbaycan’la olan kritik münasebetimiz nedeniyle bazı kararlar alınması doğaldır, normaldir.”
İstifa açıklamasında ise makamların geçici olduğunu, asıl meselenin insanın hangi değerlerin arkasında durduğu olduğunu vurguladı. Bununla birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlılığının sürdüğünü ve kendisiyle aynı doğrultuda yürümeye devam edeceğini belirtti. Saral’ın açıklamaları, görevden ayrılışını siyasal bir kopuşa dönüştürmek istemediğini de gösterdi.
Bu yönüyle olay, sıradan bir danışman değişikliğinin ötesine geçti. Yıllardır iktidarın siyasal çizgisini savunan, Cumhurbaşkanı’na bağlılığını açıkça dile getiren bir isim, iktidarın kendi söyleminde önemli yer tutan bir konuda açıklama yaptığı için görevinden ayrıldı. Üstelik açıklamasının konusu, Türkiye’de başörtüsü özgürlüğüne ilişkin yerleşik siyasal söylemle temelden farklı değildi. Farklı olan, eleştirinin yöneltildiği ülkeydi.
Bakü ile Ankara Arasında Milyarlarca Dolarlık İlişki
Saral’ın ayrılışının arka planında yalnızca diplomatik nezaket değil, iki ülke arasındaki ekonomik ve stratejik ilişkilerin ağırlığı da bulunuyor. Azerbaycan devlet petrol şirketi SOCAR, Türkiye’de Petkim, STAR Rafineri, doğal gaz altyapısı ve enerji ticareti üzerinden büyük bir yatırım ağına sahip. Şirketin açıkladığı verilere göre Türkiye’deki toplam yatırımları 19,5 milyar dolara ulaşıyor. Bu yatırımlar yalnızca iki ülke arasındaki ticareti değil, enerji arzını, sanayi üretimini ve uluslararası sermaye ilişkilerini de doğrudan etkiliyor.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki yakınlığın ekonomik boyutu, siyasal kararların değerlendirilmesinde göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Ancak Saral’ın görevden ayrılması kararının doğrudan belirli bir şirketin ya da ticari anlaşmanın korunması amacıyla alındığına ilişkin kamuoyuna açıklanmış somut bir kanıt bulunmuyor. Doğrulanabilen gelişme, Azerbaycan yönetiminin tepkisinin ardından Saral’ın görevinden ayrılması ve kendisinin de iki ülke arasındaki kritik ilişkileri gerekçe göstermesi. Ekonomik çıkarların bu kararda ne ölçüde belirleyici olduğu ise açıklığa kavuşturulmayı bekliyor.
Sevda Karaca: “Hassasiyetin Sınırı Sermayenin Çıkarları”
EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Saral’ın görevinden ayrılmasını Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ekonomik ilişkiler üzerinden değerlendirdi. Karaca’ya göre yaşananlar, AKP’nin başörtüsü konusundaki söyleminin büyük ekonomik çıkarlarla karşı karşıya geldiğinde nasıl sınandığını gösteriyor.
Karaca, SOCAR’ın Türkiye’de rafinerilerden petrokimyaya uzanan yatırımlarına dikkat çekerek bu ekonomik gücün yalnızca sermaye hareketleriyle değil, Petkim işçilerinin çalışma koşullarıyla da birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Milletvekili, devletler arasındaki ekonomik ortaklıkların çalışanların hakları ve toplumsal sonuçları bakımından da sorgulanmasını istedi.
Karaca’nın açıklamasında öne çıkan bir diğer konu, Azerbaycan petrolünün Türkiye üzerinden İsrail’e taşınması oldu. Türkiye, Mayıs 2024’te İsrail’le doğrudan ticareti durdurduğunu açıklamıştı. Buna karşılık uluslararası gemi takip verilerine dayanan haberler, Azerbaycan petrolünün Bakü–Tiflis–Ceyhan boru hattı üzerinden Akdeniz’e ulaştıktan sonra İsrail’e sevk edilmeye devam ettiğini ortaya koydu. Ocak 2026’da yayımlanan verilere göre İsrail’in Ceyhan çıkışlı Azerbaycan petrolü ithalatı 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 31 artarak günlük yaklaşık 94 bin varile ulaştı.
Ankara, Azerbaycan petrolünün nihai satış kararlarını Türkiye’nin vermediğini ve boru hattından taşınan petrolün ticaretinin ilgili şirketler tarafından yürütüldüğünü belirtiyor. Bu açıklama, sevkiyatın hukuki ve ticari sorumluluğunun kimde olduğu bakımından önem taşısa da Türkiye’nin İsrail’e yönelik ticaret yasağı ile Ceyhan üzerinden süren petrol akışı arasındaki siyasal tartışmayı sona erdirmiyor.
Karaca, Saral’ın ayrılışını bütün bu ilişkilerle birlikte ele alarak AKP’nin gerçek önceliklerinin söylemlerinden değil, ekonomik çıkarlarla karşılaştığında aldığı kararlardan anlaşılabileceğini savundu. Milletvekilinin değerlendirmesi, başörtüsü tartışmasının ötesine geçerek dış politika, enerji sermayesi ve emek ilişkilerinin aynı siyasal kararlar üzerinde nasıl kesiştiğini sorguluyor.
Başörtüsü Meselesinde Bir Samimiyet Sınavı
Saral’ın görevinden ayrılması, Türkiye’de başörtüsü özgürlüğüne ilişkin tartışmaların geçmişi düşünüldüğünde ayrıca dikkat çekiyor. AKP, uzun yıllar boyunca başörtüsü yasaklarını bireysel özgürlüklerin ihlali olarak değerlendirdi ve bu alanda yapılan değişiklikleri önemli siyasal kazanımları arasında gösterdi. Azerbaycan’daki okul uygulamalarına yönelik eleştirinin ise aynı siyasal çevreden gelen bir başdanışmanın görevini kaybetmesiyle sonuçlanması, bu yaklaşımın dış politikadaki sınırlarına ilişkin soruları gündeme getirdi.
Elbette devletler arasındaki ilişkiler yalnızca tek bir mesele üzerinden yürütülmüyor. Enerji güvenliği, bölgesel ittifaklar, ticaret ve diplomatik iş birliği, hükümetlerin kararlarında etkili olabiliyor. Ancak temel hak ve özgürlükler konusunda savunulan ilkelerin, yakın müttefikler söz konusu olduğunda nasıl uygulanacağı da siyasal tutarlılığın önemli ölçütlerinden biri. Türkiye’de başörtüsü nedeniyle eğitim hakkının engellenmesine karşı çıkılırken, Azerbaycan’daki benzer iddialar karşısında hangi tutumun alınacağı bu nedenle yalnızca diplomatik bir tercih olarak görülemez.
Saral’ın açıklamalarında dikkat çeken çelişki de burada ortaya çıkıyor. Görevinden ayrılmasının ardından inandığı değerlerden vazgeçmediğini söyleyen Saral, aynı zamanda kendisini görevden alan Cumhurbaşkanı’na bağlılığını sürdüreceğini belirtiyor. Böylece bir yanda savunduğu ilke, diğer yanda o ilkenin savunulmasının yol açtığı siyasal sonuç bulunuyor. Bu iki tutumun nasıl bağdaştırıldığı, yalnızca Saral’ın kişisel tercihiyle değil, iktidar içindeki siyasal ilişkilerin işleyişiyle de ilgili.
Olayın ekonomik boyutuna ilişkin bütün sorular yanıtlanmış değil. Ancak ortaya çıkan sonuç açık: Azerbaycan’daki başörtüsü uygulamasını eleştiren Cumhurbaşkanı Başdanışmanı görevinden ayrıldı; iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin korunması ise kararın açıklanan gerekçeleri arasında yer aldı. AKP’nin yıllardır önem verdiğini söylediği bir özgürlük meselesi, bu kez kendi yönetim kadrolarından birinin görevini kaybetmesiyle sonuçlandı.
Bir siyasal iktidarın savunduğu ilkelerin değeri, yalnızca kendisine yakın olmayan çevrelere karşı gösterdiği kararlılıkla ölçülebilir mi? Yoksa asıl samimiyet sınavı, aynı ilkelerin yakın müttefiklerle ve büyük ekonomik çıkarlarla karşı karşıya geldiğinde de korunup korunmadığında mı ortaya çıkar?
- NHA / Medyascope, Cumhuriyet, T24, Middle East Eye, Reuters, SOCAR Türkiye, Sevda Karaca’nın 26 Ekim 2026 tarihli sosyal medya açıklaması.












