Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde hafriyat çalışmasında iş makinesinin arasında sıkışarak ağır yaralanan 15 yaşındaki Kadir Sevilgen, üç günlük yaşam mücadelesini kaybetti. İSİG Meclisi’nin verilerine göre Kadir, 2026 yılında çalışırken hayatını kaybettiği tespit edilen 67. çocuk oldu. Türkiye’de 2025-2026 eğitim öğretim yılında en az 95 çocuk işçinin yaşamını yitirdiği dikkate alındığında, mesele yalnızca işyerlerindeki güvenlik eksikliği değil; yoksulluğun, ucuz işgücü ihtiyacının ve çocuk emeğinin giderek olağanlaştırılmasının yarattığı toplumsal bir sorun olarak ortaya çıkıyor.
Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde 15 yaşındaki Kadir Sevilgen’in ölümü, Türkiye’de çocuk işçiliğinin ulaştığı boyutları bir kez daha gündeme getirdi. Henüz zorunlu eğitim çağındaki bir çocuk olan Kadir, ağır iş makinelerinin çalıştığı hafriyat alanında yaşamını yitirdi. İSİG Meclisi’nin açıklamasına göre bu yıl tespit edilen çocuk işçi ölümlerinin sayısı 67’ye yükseldi. Bu sayı, yılın henüz ilk on ayında kayıtlara ulaşabilen ölümleri kapsıyor; dolayısıyla Türkiye’de çalışırken yaşamını yitiren bütün çocukların eksiksiz sayımı olarak değerlendirilemiyor.
Kadir’in ölümü, yalnızca bir iş makinesinin nasıl kullanıldığı veya gerekli güvenlik önlemlerinin alınıp alınmadığı sorularıyla açıklanabilecek bir olay değil. On beş yaşındaki bir çocuğun neden hafriyat alanında çalıştığı, hangi koşullarda işe alındığı, çalışma ilişkisinin nasıl kurulduğu ve bu durumun hangi denetim mekanizmalarından geçtiği de yanıt bekliyor. Daha genel olarak ise Türkiye’de çocukların neden eğitimlerini ve gelişimlerini sürdürmeleri gereken yaşlarda aile gelirine katkıda bulunmak zorunda kaldıkları sorusu öne çıkıyor.
Kadir Sevilgen’in Yaşamı Hafriyat Alanında Son Buldu
Demirören Haber Ajansının Gazipaşa’dan aktardığı bilgilere göre olay, 6 Ekim’de saat 11.00 sıralarında Kahyalar Mahallesi’nde meydana geldi. Operatörlüğünü M.K.’nin yaptığı iş makinesinin hareketli bölümü, makinenin yanında bulunan Kadir Sevilgen’i başından ağır yaraladı. İSİG Meclisi ise Kadir’in iş makinesinde yağcı olarak çalıştığını ve başının makinenin bomu ile kepçe kovası arasında sıkıştığını duyurdu.
Olay yerine gelen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından Gazipaşa Devlet Hastanesine kaldırılan Kadir, daha sonra Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. Üç gün boyunca tedavi altında tutulan çocuk, 9 Ekim’de yaşamını yitirdi.
Olayın ardından iş makinesinin sahibi R.Y. ile operatör M.K. gözaltına alındı. İki kişi, çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı.
Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında Kadir’in çalışma koşullarının, işyerindeki güvenlik uygulamalarının ve çocuk işçi çalıştırılmasına ilişkin sorumlulukların nasıl değerlendirileceği önem taşıyor. Çünkü bu olayda araştırılması gereken yalnızca makinenin hareketi değil, bir çocuğun böylesine tehlikeli bir çalışma ortamında bulunmasına yol açan bütün koşullar.
Bir Yılda 67 Çocuk: Her Sayının Ardında Yarım Kalan Bir Yaşam
İSİG Meclisi’nin 7 Ekim’de yayımladığı eylül ayı raporunda, 2026 yılının ilk dokuz ayında en az 66 çocuk işçinin çalışırken yaşamını yitirdiği açıklanmıştı. Kadir Sevilgen’in ölümüyle bu sayı 67’ye ulaştı.
Ancak çocuk işçi ölümlerinin boyutunu anlamak için yalnızca takvim yılı verilerine bakmak yeterli değil. İSİG Meclisi’nin 22 Eylül’de yayımladığı eğitim öğretim yılı raporuna göre 1 Eylül 2025 ile 31 Ağustos 2026 arasında en az 95 çocuk işçi yaşamını yitirdi. Bir önceki eğitim öğretim yılında bu sayı 72 olarak açıklanmıştı. Böylece çocuk işçi ölümlerinde yaklaşık yüzde 32’lik artış kaydedildi.
Son eğitim öğretim yılında yaşamını yitiren 95 çocuğun 28’i 14 yaş ve altında, 67’si ise 15-17 yaş grubundaydı. Ölenlerin 14’ü kız, 81’i erkek çocuktu. Ayrıca 14 çocuğun göçmen veya mülteci olduğu belirlendi.
Çocukların 37’si tarımda, 18’i inşaatta, 10’u metal işkolunda, yedisi ticarette ve beşi konaklama sektöründe çalışırken hayatını kaybetti. Bu dağılım, çocuk işçiliğinin yalnızca küçük sanayi atölyelerinde veya mesleki eğitim kapsamında değil, tarımdan inşaata, hizmetlerden ağır sanayiye kadar geniş bir alana yayıldığını gösteriyor.
İSİG Meclisi’nin verilerinde dikkat çeken bir başka nokta da çocuk işçi ölümlerinin önemli bir bölümünün yerel basın, aileler ve doğrudan yapılan bildirimler aracılığıyla öğrenilmesi. Bu durum, özellikle kayıt dışı çalışan çocukların yaşadıkları tehlikelerin ve ölümlerin tespit edilmesindeki güçlükleri ortaya koyuyor.
Çocuklar Neden Çalışmak Zorunda Kalıyor?
Türkiye’de çocuk işçiliğinin temel nedenlerinden biri, ailelerin ekonomik koşulları. Düşük ücretler, işsizlik, güvencesiz çalışma, yüksek yaşam giderleri ve sosyal desteklerin yetersizliği, bazı ailelerin geçimini çocukların kazancına da bağımlı hâle getiriyor.
Türkiye İstatistik Kurumunun 2025 yılı verilerine göre 0-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunuyor. Aynı yıl 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 25,5 olarak kaydedildi. Erkek çocuklarda bu oran yüzde 36,5’e, kız çocuklarda ise yüzde 13,9’a ulaştı.
Bu veriler, çocukların çalışma yaşamıyla kurduğu ilişkinin yalnızca ailelerin bireysel tercihleriyle açıklanamayacağını gösteriyor. Geliri temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyen bir hanede çocuğun kazancı, zamanla aile bütçesinin parçası hâline gelebiliyor. Böylece eğitimine devam etmesi gereken çocuk, kendisini yetişkinlerin karşılaşmakta zorlandığı çalışma koşullarının içinde bulabiliyor.
Bununla birlikte her çocuk işçinin aynı nedenle çalıştığı da söylenemez. Kimi çocuklar aile işletmelerinde, kimileri mevsimlik tarımda, kimileri sanayi sitelerinde, kimileri ise mesleki eğitim programları kapsamında üretime katılıyor. Göçmen çocukların dil, yasal statü ve ekonomik güvencesizlik gibi ek sorunlarla karşılaşması da çocuk emeğinin farklı biçimlerde kullanılmasına neden olabiliyor.
Ancak bütün bu farklılıkların ortak noktasında, çocukların yetişkinlerle aynı üretim süreçlerine giderek daha erken yaşlarda katılması bulunuyor.
Mesleki Eğitim mi, Ucuz Çocuk Emeği mi?
Çocuk işçiliğine ilişkin tartışmaların önemli başlıklarından biri de Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) oldu. Mesleki eğitim kapsamında öğrencilerin haftanın büyük bölümünü işletmelerde geçirmesi, eğitim ile üretim arasındaki ilişkinin nasıl kurulması gerektiği sorusunu gündeme taşıyor.
İSİG Meclisi, son raporlarında MESEM uygulamasını çocuk emeğinin düşük maliyetli ve güvencesiz biçimde üretime katılmasının kurumsal araçlarından biri olarak değerlendiriyor. Kuruma göre sorun yalnızca işyerlerindeki güvenlik önlemlerinin eksikliği değil; çocukların henüz gelişimlerini tamamlamadan üretim sürecinin olağan işgücü unsurları hâline getirilmesi.
Mesleki eğitim programlarının resmî amacı öğrencilere meslek becerisi kazandırmak ve eğitimle çalışma yaşamı arasında bağlantı kurmak. Ancak uygulamanın değerlendirilmesinde öğrencilerin hangi işleri yaptığı, çalışma saatleri, aldıkları eğitim, karşılaştıkları tehlikeler ve denetimlerin etkinliği belirleyici önem taşıyor.
Kadir Sevilgen’in MESEM öğrencisi olduğuna ilişkin doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle onun ölümü doğrudan MESEM kapsamında değerlendirilemez. Ancak Gazipaşa’daki olay, mesleki eğitim tartışmasının da ötesinde, çocukların tehlikeli işlerde çalıştırılması sorununu görünür kılıyor.
Çocuk Emeği İşveren İçin Neden Tercih Ediliyor?
Çocuk işçiliğinin yalnızca yoksulluk nedeniyle ortaya çıktığını söylemek, sorunun diğer tarafını eksik bırakır. Çocuk emeğine yönelik işveren talebi de bu çalışma biçiminin sürmesinde etkili oluyor.
Düşük ücretle, kayıt dışı veya sınırlı sosyal güvenceyle çalıştırılan çocuklar, işverenler açısından işgücü maliyetini azaltabiliyor. Çocukların haklarını yeterince bilmemeleri, işlerini kaybetme korkusu yaşamaları ve örgütlü biçimde hak arama olanaklarının sınırlı olması, onları çalışma yaşamında daha korunmasız bırakıyor.
Özellikle küçük işletmelerde, tarımda, inşaatlarda ve sanayi sitelerinde çocukların yaptıkları işler çoğu zaman yetişkin işçilerin çalışma alanlarıyla iç içe geçiyor. Ağır yük taşıma, tehlikeli makinelerin çevresinde bulunma, kimyasal maddelere maruz kalma ve uzun çalışma saatleri, çocukların bedensel ve ruhsal gelişimi açısından ciddi riskler yaratıyor.
Bu nedenle çocuk işçiliğiyle mücadelede yalnızca ailelere çocuklarını çalıştırmamaları yönünde çağrı yapılması yeterli olmuyor. İşverenlerin çocuk emeğine yönelmesine neden olan ekonomik koşulların, kayıt dışı istihdamın ve işyerlerindeki denetim eksikliklerinin de ele alınması gerekiyor.
2026’nın İlk Dokuz Ayında 1736 İşçi Yaşamını Yitirdi
İSİG Meclisi’nin 7 Ekim’de açıkladığı rapora göre Türkiye’de 2026 yılının ilk dokuz ayında en az 1736 işçi çalışırken hayatını kaybetti. Yalnızca eylül ayında kaydedilen işçi ölümlerinin sayısı 226 oldu.
Raporda, işçi ölümlerinin özellikle inşaat, tarım, taşımacılık ve sanayi alanlarında yoğunlaştığı belirtildi. Eylül ayında yaşamını yitiren sekiz çocuk işçinin beşi 14 yaş ve altındaydı.
Bu tablo, çocuk işçi ölümlerinin genel işçi sağlığı ve güvenliği sorunlarından bağımsız olmadığını gösteriyor. Yetişkin işçilerin dahi yeterince korunamadığı çalışma ortamlarında çocukların bulunması, tehlikenin boyutunu daha da artırıyor.
İSİG Meclisi, raporlarında işçi ölümlerini birbirinden bağımsız kazalar olarak değil, çalışma koşulları, üretim baskısı, güvencesizlik ve denetim eksiklikleriyle birlikte değerlendirilmesi gereken olaylar olarak ele alıyor.
Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Nereden Başlamalı?
Türkiye’de çocuk işçiliğinin azaltılması için öncelikle çocukların çalışmak zorunda kalmasına yol açan ekonomik koşulların değiştirilmesi gerekiyor. Ailelerin insanca yaşayabilecekleri bir gelire sahip olması, sosyal desteklerin güçlendirilmesi, ücretsiz ve erişilebilir eğitimin sağlanması, çocukların çalışma yaşamına yönelmesini azaltabilecek temel adımlar arasında bulunuyor.
Bunun yanında tehlikeli işlerde çocuk çalıştırılmasının önlenmesi, kayıt dışı istihdamın denetlenmesi, mesleki eğitim kapsamında çalışan öğrencilerin güvenliğinin sağlanması ve işyerlerindeki sorumlulukların etkili biçimde izlenmesi gerekiyor.
Çocuk işçiliğiyle mücadele, yalnızca çocukların çalıştıkları işyerlerinden uzaklaştırılmasıyla da sınırlı kalamaz. Eğitimden kopmuş çocukların yeniden okula dönebilmesi, ailelerinin ekonomik olarak desteklenmesi ve çocukların gelişimlerini sürdürebilecekleri sosyal olanaklara kavuşması da bu mücadelenin parçası olmak zorunda.
Kadir’in Fotoğrafında Görünmeyenler
İSİG Meclisi’nin yayımladığı görselde Kadir Sevilgen’in siyah beyaz fotoğrafı bulunuyor. Fotoğrafın yanında ise adı, yaşı ve ölümüne ilişkin bilgiler yer alıyor. Görseldeki en çarpıcı ifade, Kadir’in 2026 yılında tespit edilen 67. çocuk işçi ölümü olduğunun belirtilmesi.
Ancak fotoğraf, Kadir’in hangi koşullarda çalışmaya başladığını, eğitim yaşamını sürdürüp sürdürmediğini, ailesinin ekonomik durumunu ve geleceğe ilişkin beklentilerini anlatmıyor. Bunlar henüz kamuoyuna yansıyan haberlerde açıklığa kavuşmuş değil.
Bilinen, 15 yaşındaki bir çocuğun hafriyat alanında çalışırken ağır yaralandığı ve üç gün sonra yaşamını yitirdiği. Bilinen bir başka gerçek ise Türkiye’de bu yıl onunla birlikte en az 67 çocuğun çalışırken öldüğü.
Bu nedenle Kadir Sevilgen’in ölümü, yalnızca Gazipaşa’daki bir işyerinin sorumluluğuna ilişkin sorular doğurmuyor. Çocukların neden bu kadar erken yaşta çalışmaya başladığı, tehlikeli işlerde çalışmalarının nasıl önlenebileceği ve onları korumakla yükümlü kurumların sorumluluklarını ne ölçüde yerine getirdiği de yanıt bekliyor.
Türkiye’de çocuk işçiliği tartışmasının merkezinde artık yalnızca çocukların hangi koşullarda çalıştığı değil, neden çalışmak zorunda kaldıkları sorusu da bulunuyor. Çünkü bir çocuğun yaşamını korumak, yalnızca çalıştığı makinenin güvenliğini sağlamakla değil, o çocuğun ağır iş makinelerinin arasında çalışmak zorunda kalmayacağı yaşam koşullarını yaratmakla mümkün.
- NHY / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi – 7 Ekim 2026 İş Cinayetleri Raporu ve 22 Eylül 2026 Çocuk İşçiliği Raporu; İSİG Meclisi’nin Kadir Sevilgen açıklaması; Demirören Haber Ajansı – 6 ve 10 Ekim 2026 Gazipaşa haberleri; Antalya Körfez Gazetesi – 10 Ekim 2026; Türkiye İstatistik Kurumu – İstatistiklerle Çocuk 2025 ve Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri 2025.












