back to top
Ana Sayfa Haber Alevi Çocuklar Yeni Eğitim Yılına Yine Aynı Sorunla Giriyor: AİHM Kararları Uygulanmıyor

Alevi Çocuklar Yeni Eğitim Yılına Yine Aynı Sorunla Giriyor: AİHM Kararları Uygulanmıyor

Türkiye’de yeni eğitim ve öğretim yılı başlarken Alevi çocukların zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersiyle ilgili yıllardır çözülemeyen sorun yeniden gündemde. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye hakkında verdiği kararların üzerinden yıllar geçmesine rağmen ders programının yapısı değişmedi. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de Ankara’ya AİHM kararlarını uygulama yükümlülüğünü hatırlattı. Alevi kurumları ise sorunun yalnızca müfredattaki birkaç başlıkla çözülemeyeceğini, zorunlu din dersinin kaldırılması gerektiğini savunuyor.

Türkiye’de milyonlarca öğrenci yeni eğitim yılına başlarken, sınıflarda yıllardır değişmeyen bir tartışma da yeniden başladı: Devlet okullarında zorunlu olarak okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi, farklı inançlara sahip çocukların vicdan ve eğitim hakkıyla bağdaşabilir mi?

Alevi aileler açısından bu soru yeni değil. Konu, yaklaşık yirmi yıl önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önüne taşındı. AİHM, 2007’de Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye kararında, Türkiye’deki din eğitiminin nesnellik ve çoğulculuk ölçütlerini karşılamadığı sonucuna vardı. Mahkeme, Aleviliğin Türkiye’de kökleri bulunan ve kendine özgü nitelikleri olan bir inanç olduğunu belirterek, zorunlu ders kapsamında Alevi inancının temel unsurlarının yeterince öğretilmemesini eleştirdi.

Mahkeme, yalnızca müfredattaki eksikliğe değil, ailelerin çocuklarını kendi dini veya felsefi kanaatlerine uygun bir eğitimden yararlandırabilmelerini güvence altına alan etkili bir mekanizmanın bulunmamasına da dikkat çekti. AİHM’e göre devletler din eğitimini zorunlu müfredata dahil edebilir ancak böyle bir durumda eğitimin nesnel, eleştirel ve çoğulcu olması gerekiyor.

AİHM kararları var, değişen sistem yok

Sorun, Zengin kararıyla kapanmadı. AİHM, 2014’te Mansur Yalçın ve Diğerleri/Türkiye davasında da zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri bakımından benzer bir yapısal soruna işaret etti.

Bu kararların ardından Türkiye’deki müfredatta Alevilikle ilgili bazı başlıklar genişletildi. Ancak Alevi kurumları ve hak örgütleri, yapılan değişikliklerin AİHM’in ortaya koyduğu temel sorunu çözmediğini savunuyor. Tartışmanın merkezinde de tam olarak bu nokta bulunuyor: Alevilik hakkında birkaç bilginin ders kitabına eklenmesi, farklı bir inanca sahip çocuğun kendi inancı dışında hazırlanmış zorunlu bir din eğitimine tabi tutulması sorununu ortadan kaldırıyor mu?

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2024’teki değerlendirmesi, Ankara’nın bu konuda henüz gerekli adımları tamamlamadığını ortaya koydu. Komite, Türkiye’den Sünni İslam dışında dini veya felsefi inançlara sahip ebeveynlerin çocuklarının zorunlu din eğitiminin dışında kalabilmeleri için uygun seçenekler oluşturmasını istedi. Komite ayrıca Türkiye’ye AİHM kararlarına uyma yükümlülüğünü açık biçimde hatırlattı.

Dolayısıyla mesele artık yalnızca Alevi örgütlerinin bir eğitim politikası eleştirisi olmaktan çıkmış durumda. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülükleri bakımından da devam eden bir uygulama sorunu söz konusu.

“Din kültürü” ile “din eğitimi” arasındaki çizgi

Türkiye’deki tartışmanın önemli noktalarından biri dersin adında ve hukuki niteliğinde ortaya çıkıyor.

Anayasa’nın 24. maddesi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretiminin zorunlu dersler arasında olduğunu düzenliyor. Bunun dışındaki din eğitimi ve öğretiminin ise kişilerin isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olacağını belirtiyor.

Devletin savunması ise zorunlu dersin belirli bir inancın öğretimi değil, “din kültürü” niteliğinde olduğu yönünde.

Ancak AİHM’in kararlarının temelindeki sorun da tam burada ortaya çıkıyor. Mahkeme, bir dersin “din kültürü” olarak adlandırılmasının tek başına yeterli olmadığına, içeriğinin ve uygulanma biçiminin de nesnel ve çoğulcu olması gerektiğine hükmetti. Zengin kararında Alevi inancının ders programında yeterince yer almamasının, bu ölçütlerin karşılanmadığını gösterdiği sonucuna varıldı.

Alevi kurumları: Sorun birkaç sayfalık müfredat değişikliği değil

Alevi kurumları ise uzun süredir sorunun temelinde zorunlu din dersi uygulamasının bulunduğunu savunuyor.

Alevi örgütlerinin yıllardır yaptığı açıklamalarda, Alevi çocuklarının Sünni İslam merkezli bir din öğretimine tabi tutulmasının inanç ve vicdan özgürlüğü bakımından sorun oluşturduğu belirtiliyor. Bianet’in Alevi kurumlarının açıklamalarına dayanan haberlerinde de zorunlu din derslerinin kaldırılması talebinin temel başlıklardan biri olduğu görülüyor.

Alevi kurumlarının itirazı yalnızca Aleviliğin ders kitaplarında daha fazla yer almasıyla sınırlı değil. Talep, devletin bütün inançlar karşısında eşit mesafede durması ve çocukların kendi inançlarıyla çelişen zorunlu bir din öğretimine tabi tutulmaması üzerine kuruluyor.

Bu yaklaşım, AİHM’in kararlarında ortaya koyduğu “çoğulculuk” ilkesiyle de doğrudan kesişiyor. Mahkeme, demokratik bir toplumda eğitim yoluyla dini konuların aktarılmasının öğrencilerin farklı inançlar hakkında eleştirel ve çoğulcu bir bakış geliştirmesine imkân vermesi gerektiğini vurguluyor.

Anayasa Mahkemesi de ihlal kararı verdi

Sorunun yalnızca Strasbourg’da değil, Türkiye’nin kendi hukuk sistemi içinde de gündeme gelmesi dikkat çekici.

Anayasa Mahkemesi, zorunlu din dersinden muafiyet talebi reddedilen bir öğrenciyle ilgili bireysel başvuruda, ebeveynlerin eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Karar, Türkiye’deki uygulamanın AİHM içtihadıyla uyumlu hale getirilmesi gerektiği tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.

Böylece Türkiye’de aynı soruna ilişkin üç ayrı düzlem ortaya çıkıyor: AİHM’in verdiği ihlal kararları, Avrupa Konseyi’nin bu kararların uygulanmasını izleyen denetim mekanizması ve Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru yoluyla verdiği ihlal kararı.

Buna rağmen okullar açıldığında Alevi çocukları açısından temel sorun devam ediyor.

Siyasi partilerin eşit yurttaşlık vaadi

Sorun siyasi partilerin programlarında da uzun süredir yer alıyor. CHP, Alevilerin “sözde değil, özde eşit yurttaş” olması ve devletin bütün inançlara eşit mesafede durması gerektiğini savunuyor. Partinin kamuoyuna açıkladığı politikalar arasında cemevlerinin ibadethane olarak tanınması ve Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanması da bulunuyor.

CHP’nin yanı sıra DEM Parti ve Alevi siyasetçiler de zorunlu din dersi uygulamasını eleştiren açıklamalarda bulunuyor. Muhalefet cephesindeki temel yaklaşım, din eğitiminin devletin belirli bir inanç anlayışını çocuklara aktardığı bir alan olmaktan çıkarılması ve eğitim sisteminin laiklik, eşitlik ve çoğulculuk ilkeleri temelinde yeniden düzenlenmesi yönünde.

Ancak siyasi açıklamalarla uygulama arasındaki mesafe de yıllardır kapanmış değil.

Yeni eğitim yılı, eski soruyu yeniden önümüze koyuyor

Yeni eğitim ve öğretim yılının başlamasıyla birlikte Alevi çocukları için değişmeyen tablo yeniden ortaya çıkıyor. Bir tarafta yıllar önce verilmiş ve Türkiye açısından bağlayıcı sonuç doğuran AİHM kararları, diğer tarafta bu kararların uygulanmasını isteyen Avrupa Konseyi denetimi ve Türkiye içinde verilmiş ihlal kararları bulunuyor.

Diğer tarafta ise zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi aynı anayasal çerçeve içerisinde okutulmaya devam ediyor.

Bu nedenle tartışmanın artık “ders kitabında Aleviliğe kaç sayfa ayrılacağı” düzeyinde ele alınması yetersiz kalıyor. Asıl mesele, devletin çocuklara din eğitimi verirken hangi inancı merkez aldığı ve farklı inançlara sahip çocukların eğitim hakkı ile vicdan özgürlüğünü nasıl güvence altına aldığı sorusunda düğümleniyor.

AİHM’in yıllar önce verdiği kararların ardından geçen süre, sorunun hukuki niteliğini değiştirmedi. Avrupa Konseyi’nin Türkiye’ye yaptığı çağrılar da bunu gösteriyor. Yeni eğitim yılıyla birlikte sınıflar yeniden dolarken, Alevi çocukların karşısında hâlâ aynı soru duruyor:

Devlet, çocuğun inancını öğretmekle mi yükümlü, yoksa çocuğun kendi inancına ve inançsızlığına saygı göstermekle mi?

AİHM’in içtihadı bu soruya önemli ölçüde yanıt vermiş durumda: Din eğitimi, farklı inanç ve felsefi kanaatlere sahip ailelerin haklarını ihlal edecek biçimde tek bir anlayışın aktarımına dönüşemez; eğitim sistemi nesnel, eleştirel ve çoğulcu olmak zorunda.

Türkiye’de yeni ders yılı başlarken değişmeyen ise kararların kendisi değil, bu kararların sınıfların içine ne ölçüde taşındığı sorusu.