Türkiyeli yazar ve gazeteci Ece Temelkuran, Mantova’da düzenlenen Festivaletteratura’da Avrupa’da sağ ve aşırı sağın yükselişine karşı sol siyasetin yalnızca akılcı politikalar ve ekonomik programlarla yetinemeyeceğini söyledi. Temelkuran, siyasetin insanların korkularına, öfkelerine, aidiyet arayışlarına ve umutlarına yeniden temas etmesi gerektiğini savundu. La Repubblica’ya göre Temelkuran’ın mesajının merkezinde, sağın siyaseti duygular üzerinden kurduğu bir dönemde solun bu alanı terk etmemesi gerektiği fikri yer aldı.
Türkiye’deki otoriterleşme deneyimini uzun süredir Avrupa’daki siyasal dönüşümleri anlamak için kullanan Ece Temelkuran, İtalya’nın Mantova kentinde düzenlenen 30. Festivaletteratura’nın dikkat çeken konukları arasında yer aldı. İtalyan gazetesi La Repubblica, Temelkuran’ın festivaldeki değerlendirmelerini “La sinistra riparta dalle emozioni”, yani “Sol, duygulardan yeniden başlasın” başlığıyla yayımladı.
Raffaella De Santis imzalı haberde Temelkuran, yıllardır Türkiye dışında yaşayan yazar ve aktivist olarak Avrupa’da sağın yükselişine karşı sol siyasetin nasıl bir çıkış yolu bulabileceği üzerine değerlendirmeleriyle aktarılıyor. Haberin temel sorusu, sağın korku, öfke ve aidiyet duygularını siyasi mobilizasyonun merkezine yerleştirdiği bir dönemde solun neden geniş toplumsal kesimlerle aynı duygusal dili kurmakta zorlandığı.
Temelkuran’ın Mantova’daki konuşmaları, yalnızca Avrupa’daki seçim sonuçlarına ya da belirli siyasi partilerin yükselişine ilişkin bir değerlendirme olarak kalmadı. Festival programındaki tartışmalar, göç, savaşlar, ekonomik eşitsizlikler, çevresel krizler, yurtsuzluk, aidiyet ve demokrasinin geleceği gibi birbirine bağlı başlıklar etrafında şekillendi.
“Sol siyasetin terk ettiği duygular”
Temelkuran’ın La Repubblica’ya yansıyan yaklaşımının temelinde, siyasetin yalnızca programlar, rakamlar ve kurumsal çözümler üzerinden kurulamayacağı düşüncesi bulunuyor. Sağ ve aşırı sağ hareketlerin başarısında insanların kendilerini güvende hissetme ihtiyacını, kaybetme korkusunu, öfkesini ve bir topluluğa ait olma arzusunu politik bir enerjiye dönüştürmesinin önemli bir payı olduğunu savunan Temelkuran, solun bu duygusal alandan uzaklaşmasının siyasi sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.
Bu nedenle Temelkuran’ın “duygular” vurgusu, siyasetin irrasyonelleştirilmesi çağrısı olarak değil, toplumların yalnızca ekonomik çıkar hesaplarıyla hareket etmediğini hatırlatan bir siyasi yaklaşım olarak öne çıkıyor.
İnsanların kendilerini yalnız, güvencesiz veya dışlanmış hissettiği bir dönemde yalnızca “doğru politikayı” anlatmanın yeterli olmayacağını savunan bu yaklaşım, solun toplumla yeniden bağ kurabilmesi için insanların yaşadığı korku, öfke, kırılma ve umutları anlaması gerektiğine işaret ediyor.
Avrupa’da son dönemde aşırı sağın güç kazanması bu tartışmayı daha görünür hale getirdi. Özellikle Almanya’da AfD’nin yükselişi ve İtalya’da sağ siyasetin belirgin ağırlığı, Avrupa solunun seçmenle kurduğu ilişkinin yeniden tartışılmasına yol açıyor. La Repubblica da Temelkuran’ın değerlendirmelerini Avrupa’daki sağın ilerleyişi bağlamında sunuyor.
Türkiye deneyiminden Avrupa’ya bakıyor
Temelkuran’ın Avrupa siyasetindeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerinin arka planında Türkiye deneyimi bulunuyor. Festivaletteratura’nın resmi biyografisinde Temelkuran, Türk ve uluslararası siyaseti uzun yıllardır izleyen bir gazeteci ve yorumcu olarak tanımlanıyor. Türkiye’de milliyetçilik, otoriterleşme, Gezi Parkı protestoları ve siyasal baskılar üzerine yazılarının gazetecilik kariyerini etkilediği ve Türkiye’den ayrılmasına yol açtığı belirtiliyor.
Temelkuran’ın 2019’da yayımlanan “How to Lose a Country: The 7 Steps from Democracy to Dictatorship” adlı çalışması da Türkiye deneyiminden hareketle popülizm ile otoriterleşme arasındaki ilişkiyi inceliyor. Festivaletteratura, kitabın temel tezini, Türkiye’nin istisnai veya yalnızca “Doğu’ya özgü” bir otoriterlik örneği olmadığı, başka ülkelerdeki sağ popülist hareketlerin de benzer bir yolu izleyebileceği düşüncesi üzerinden özetliyor.
Bu nedenle Temelkuran’ın Avrupa’ya ilişkin uyarıları, dışarıdan yapılmış soyut bir siyaset yorumundan çok, Türkiye’de yaşanan dönüşümün Avrupa açısından taşıdığı risklere ilişkin uzun süredir yaptığı değerlendirmelerin devamı niteliğinde.
Mantova’da göç ve “yerinden edilmişlik” tartışması
Temelkuran, Festivaletteratura kapsamında yalnızca Avrupa solunun geleceğini değil, çağdaş dünyada göç ve aidiyet krizini de tartıştı.
11 Eylül’de Francesca Mannocchi ile birlikte Piazza Castello’da gerçekleştirilen “Uno spaesamento collettivo”, yani “Kolektif bir yönsüzlük/yersizleşme hali” başlıklı etkinlikte, çağdaş kitlesel göçlerin nedenleri ve insanların yerlerinden edilmesi sonucunda ortaya çıkan aidiyet krizleri ele alındı. Festivalin resmi açıklamasına göre savaşlar, derin ekonomik eşitsizlikler, çevresel krizler ve daha onurlu bir yaşam kurma arayışı, günümüzde milyonlarca insanı yaşadığı yeri terk etmeye zorlayan başlıca dinamikler arasında bulunuyor.
Festival, bu durumu yalnızca ülkesini terk eden göçmenlerin yaşadığı bir sorun olarak tanımlamadı. Kendisini kendi ülkesinde bile “yabancı” veya “yerinden edilmiş” hisseden insanların da aynı küresel yersizleşme deneyiminin parçası olduğuna dikkat çekti.
Temelkuran, 2026’da İtalya’da yayımlanan “Stranieri come te. La nazione degli esclusi nel nuovo millennio”, Türkçe adıyla “Senin Gibi Yabancılar: Yeni Bin Yılda Dışlananların Ulusu” adlı kitabında da sürgünlük, aidiyet ve yerinden edilme deneyimini ele alıyor. Festivaletteratura, kitabı çağımızda giderek yapısal hale gelen sürgünlük durumuna ilişkin bir manifesto olarak tanımlıyor.
Temelkuran ile Mannocchi’nin buluşmasının ekseni de bu nedenle yalnızca “göçmenlik” değildi. Tartışma, sınırların, yurttaşlığın ve aidiyet duygusunun küresel ölçekte yeniden tanımlandığı bir dönemde insanların kendilerini nereye ve kime ait hissettiği sorusuna uzandı.
“Demokratik huzursuzluk” başlığında ikinci buluşma
Temelkuran, Mantova’daki programının ikinci gününde bu kez İtalyan anayasa hukukçusu Michele Ainis ile “Il disagio democratico”, yani “Demokratik huzursuzluk” başlıklı etkinlikte bir araya geldi.
12 Eylül’de Basilica Palatina di Santa Barbara’da gerçekleştirilen buluşmada, uluslararası düzenin krizi ve güç ilişkilerindeki değişimin demokrasiler üzerindeki etkileri tartışıldı. Festival programına göre temel soru, demokrasilerin halk iradesini temsil etme kapasitesi ile uzun vadeli siyasi strateji geliştirme yeteneği arasındaki gerilimin neden giderek büyüdüğüydü.
Temelkuran ile Ainis’in tartışmasının merkezinde, demokratik sistemlerin otoriter ve daha merkezî yönetim modelleri karşısında neden giderek daha kırılgan hale geldiği sorusu bulunuyor.
Bu başlık, Temelkuran’ın Avrupa soluna ilişkin “duygular” çağrısıyla da doğrudan bağlantılı. Çünkü demokratik kurumların yalnızca hukuki ve idari mekanizmalar olarak değil, yurttaşların kendilerini ait hissettiği siyasal yapılar olarak yeniden kurulması gerekiyor.
Sağın yükselişi yalnızca seçim sonuçlarından ibaret değil
Temelkuran’ın yaklaşımında dikkat çeken noktalardan biri de sağın yükselişinin yalnızca seçim sonuçları üzerinden okunmaması.
Aşırı sağın başarısını yalnızca ekonomik kriz, göç veya güvenlik sorunlarıyla açıklamak, seçmenin siyasal davranışının altında bulunan daha derin duygusal ve toplumsal dönüşümleri gözden kaçırabilir. İnsanların yalnızca neye sahip oldukları değil, kendilerini toplum içinde nerede gördükleri, gelecek hakkında ne hissettikleri ve kendilerini kimin temsil ettiğine inandıkları da siyasal tercihler üzerinde belirleyici hale geliyor.
Bu nedenle Temelkuran’ın “sol duygulardan yeniden başlamalı” çağrısı, seçim kampanyası tekniğinin ötesinde bir siyasal dil değişikliği öneriyor.
Solun yalnızca “haklı” olması yetmiyor. İnsanların korkularını küçümsemeden, öfkelerini sağ siyasete terk etmeden, güvensizliklerini ve yalnızlıklarını anlayarak yeniden toplumsal bir gelecek fikri kurması gerekiyor.
Temelkuran’ın Avrupa’ya taşıdığı Türkiye uyarısı
Temelkuran uzun süredir Türkiye deneyiminin Avrupa için bir uyarı niteliği taşıdığını savunuyor. Festivaletteratura’nın resmi biyografisi de onun çalışmalarını bu perspektifle tanımlıyor ve Türkiye’deki popülizm, milliyetçilik ve otoriterleşme deneyimini Avrupa’daki yeni sağ hareketleri anlamak için kullandığını belirtiyor.
Mantova’daki buluşmalarında göçten demokrasiye, aidiyetten sağın yükselişine kadar uzanan başlıkların aynı zeminde buluşması da bu nedenle önemli.
Temelkuran’ın anlatısında mesele yalnızca sağın neden kazandığı değil, solun neden kaybettiği. Daha doğrusu, toplumun önemli bir bölümünün kendisini temsil edilmemiş, duyulmamış ve siyasetin dışında bırakılmış hissettiği bir dönemde, bu boşluğu kimin doldurduğu.
La Repubblica’nın “Sol, duygulardan yeniden başlasın” başlığı bu açıdan yalnızca bir röportaj başlığı değil, Temelkuran’ın uzun süredir geliştirdiği siyasal düşüncenin özeti olarak okunabilir.
Avrupa’nın önündeki mesele, yalnızca aşırı sağın seçimlerde kaç oy aldığı değil. İnsanların korkularını, öfkelerini, yalnızlıklarını ve aidiyet arayışlarını hangi siyasi hareketin anlamlandırdığı.
Temelkuran’ın Mantova’dan verdiği mesajın ağırlık merkezi de burada: Sol, toplumu yalnızca ikna etmeye çalışmak yerine önce yeniden dinlemeli; insanların ne düşündüğünden önce ne hissettiğini anlamalı ve siyaseti yeniden ortak bir gelecek duygusu üzerine kurmalı.
- TB / La Repubblica, Festivaletteratura Mantova, Rai Radio 3











