Akdeniz tarihi üzerine bir okuma yaparken rastladım Nyx’in kızına, bana anımsattığının aksine zamanında pek de popüler olmayan Apate’nin adına. Oysa dedim ya anımsattığı, onun aksine pek popüler, geride bıraktığı müritleri, tebaası arasında, enjio’sunda! Bu kanıya nasıl mı varıyorum; sosyal medyanın çeşitli platformlarında bolca ekrana düşen kut törenlere (enjio’nun seküler mevlit merasimleri mi desek acaba) bakın sizde aynı kanıya varırsınız.
O, bu klanın iki putundan biri; ikisi hakkında da gerçeklikleriyle yüzleşmekten özenle kaçınılıyor. İlkinin demokratlıkla maskelenmiş yüzü ile ikincisinin hilekârlığı-sahtekârlığı “büyük resimde” birbirlerinin bıraktığı boşluğu dolduruyor ancak görülmüyor ya da gereksinimler nedeniyle görülmesi, yüzleşilmesi istenmiyor. Tam bir “totem ve tabu” hali; dokunulmazlık zırhı sıkça tekrarlanan ayinlerle kalınlaştırılıyor ve her bir ayin alçıdanput’un altındaki hiçliğin görünmezliğini arttırıyor.
(Yıllar öncesinden bir anı, belki de tekrar olacak; “nasıl oluyor bu iş” diye sormuştum kendisine, “benim” demişti “birçok şapkam var” –maske de demiş olabilir- “devlette birini, burada diğerini, hastanemde bir başkasını takarım”. Locasında hangisini giydiğinden söz etmemişti. Uzmanlık sınavlarının aslanın ağzında -ya da çalındığı iddia olunan sorularda, hocaların hatıra defterlerinde ya da loca pazarlıklarında- olduğu günlerde kendisine yakin durmakta ısrarcı genç hekimlerin yurt dışı sanal uzmanlığa geçmelerine ettiği yardımlar ya da üniversite/loca dostluklarıyla doktora kadrolarına aldırdığı söylentileri eleştirilmek bir yana put değerinin arttırılmasını önceleyen eylemler olarak görülüyordu.)
Bir paragraf başı yapalım; sonuç olarak diyeceğim odur ki putlar parçalanmadığı sürece enjio’nun bir adım “ileri” gitmesine imkân yok, zaten görünen odur ki onlarında böyle bir derdi yok. Son hali ise tam bir ricat, (Ricat; gerileme geri adım atma hali…) kendileri farkında olmasalar bile. Dikte edilmiş bir ideolojinin(!) batağındaki “ezilen ulus/etnisite” milliyetçiliği ile bu sakil hale dair kamburu sırtında taşımaya pek hevesli ikinci kuşan yetmezamaevetçi 78 ve 78buçuk (ancient) kuşağı antik-acı solun hazin koalisyonu… Üstelin konjonktürle de pek bi uyumlu!
Bu ilişkileri kullanarak yükünü tutmuş kimi eskilerin ise sevgili enjio’larını umursamamalarını, seçim sath-ı maillerinde görülmediklerini ısrarla söylemekte dile getirmekte fayda var!
*
Belki diyorduk öncesinde, belki bile daha fazla umutlu olma hali tanımlasa bile, yani az da olsa bir umudum vardı, diğer taraftan benim umudumdan başkasına ne; “biraz toparlanır belki” diyorduk olmadı. Yaş ortalaması 60 olan oyvericikuşak geçmişe dönüşü tercih etti.
Kimi sohbetlerimde gençlerin enjio’larına katılımın önemli olduğunu bu yönde çalışmalar yapılması gerektiğini söylerdim. Israrla savunduğumun aksine; genel kabulüm Z ve Z+ kuşağının entelektüel düzeyinin, bilgi ve bilinç halinin yerlerde süründüğü şeklindedir oysa. Ve bu kabul halimin seçim gününde de sandık başında birkaç tekil örnekle doğrulandığını gördüm. Bir fecaat durumu; neredeyse tamamı ırkçı-dinci faşist… Sorun şu ki böyle olduklarının farkında değiller, değil gibiler; ya da apolitik maskesi takma hali…
*
Aktif çalıştığım günlerde uygulayıcı ve yönetici olarak yer aldığım –emeklilikte de zaman zaman devam eden- bir “eğitim” programı aracılığı ile çok sayıda genç hekimle –biraz durup tahmini bir hesap= iki bine yakın- tanışma ya da onları gözlemleme fırsatım oldu. Yargım anlaşılacağı gibi çok olumlu değil, yukarıda söz ettiğim tekil örnekleri önceleyen bir doğrulama durumu.
Örnek olsun; bu programda “kanıta dayalı tıp” başlıklı sunuma/tartışmaya başlarken Daniel Defoe’dan söz ederim; neredeyse tamamı duymadığını söyler, olabilir, ardından “Robinson Crusoe’yu biliyor musunuz” diye sorarım. Birkaçı belki anımsamıştır ama yanıt vermez. Evet, kitap okumayı/okumayı zulüm sayan bir kuşaktır karşımızdaki genç hekim grubu; hatta bilgisizlik fetişe edilmekte, kitap okumak ise alay konusu yapılmaktadır. Kuşağın “bilgi” dediği şey sosyal medyada paylaşılan yenilen, içilenlerin ya da sıçılanların görüntüsü ya da dijital ortamda sözlük adı verilen “mekânlarda” imzasız paylaşımlarla yazılanlardan, anlatılanlardan başka bir şey değildir. “Aşırı iletişim” dedikleri bu mu acaba?
(“Neden Defoe” derseniz; bu bilginin ardından yazarın “Veba Yılı Günlüğü” eserini okumalarını öneririm, ciddiye almayacaklarını bilerek. Ardından pandemi sürecinde bilim insanlarının kanıta dayalı tıp yaklaşımını nasıl tersyüz ettiklerinin örneklerine geçerim. Defoe’nin günlüğünde yazılanlarda daha geride bir yaklaşım içinde olduklarını… Altında anlı şanlı birçok bilim insanının imzası olduğunu düşündüğümüz yurtdışı dönüşlerine ait 14 tezin 8. İle 11. Tez arasındaki çelişkinin kanıta dayalı doğrulanmasını hala öğrenebilmiş değilim!)
Hadi kuşaklarına ait kültürel genetik kodlanmalarını bir kenara bırakalım; acaba bu tıp mezunu / genç doktorlar diplomalarının hakkını ne kadar veriyorlar-diplomasına sahip oldukları ya da diplomasını özel tıp fakültelerinden kim bilir belki de satın aldıkları vs.- şahit olduğum birçok örnekten şimdi anımsayıverdiğim birkaç örnek: Romatoid Artriti bilmeyen yeni mezun bir hekim, üstelik devlet üniversitesinden, düşünebiliyor musunuz; hastalığın adını dahi duymamış. Bir başkası; özelden mezun olup bir ilçe hastanesinde acil serviste çalışıyor, ancak altı sene boyunca “hastaya eli değmemiş” ve bu nedenle acil hastaya çağrıldığında kendisini ATT’ye teslim etmekte sakınca görmüyor. Primum nihil nocore. Deneyim ve paylaşma grup çalışmasında bir hekim suçiçeği ile ürtikeri ayırt edemediğini açık sözlülükle anlatırken bir diğeri köpek ısırığı ile gelen çocuğun büyük ısırık yarasını nasıl diktiğini anlatırken övünüyordu… Sayılamayacak kadar çoklar…
*
Diğer taraftan genç hekimlerimizin pek de “bilim” denen “şey” ile ilgili olmadıkları da bu oturumlarda da bolca gözlenmiştir. “Nasıl bir gelecek düşlediklerini, düşündüklerini” sorduğumda, “geleceklerini” sorduğumda neredeyse varoş/pavyon ağzı ile “gelmeyeceğiz” derler! Önemli bir kısmının hedefi botoksdürtülog olmaktır; sülükçü de azımsanmayacak sayıdadır. Basit bir teknisyenlik için altı-artı sene okumak mı? Okumak mı?
Soru şudur; tıp okullarında/fakültelerinde ne öğretiliyor? Tıp fakültelerinin/okullarının hali sağlıkta çöküşün önde gelen nedenlerinden biri mi? Birde bu genç hekimlerin “memleketin genel gidişatı halinden” hiç de bağımsız olmayarak ve uzak olmayan zamanlarda bu okullarda hoca olabileceklerini düşünürsek!
*
Bilimin yerini şarlatanlık almıştır; cehalete övgü, bilginin ve öğrenmenin bir gereksinim olmaktan çıkışı… kolay yoldan para kazanma hedefi ve bu hedefe doğru bir yarış… Toplumsal dekandansı göstergelerinden olarak. Sağlıkta “olup biten” de toplumsal çöküşün bir metastaz halinden başka bir şey değildir; topyekûn çürüme çözülme ve çöküş…
- Sağlıkta Çöküşün Öteki Öyküleri 9 - 8 Eylül 2026
- Sağlıkta Çöküşün Öteki Öyküleri 7 - 19 Mart 2026
- Sağlıkta Çöküşün Öteki Öyküleri 8 - 7 Mart 2026









