back to top
Ana Sayfa Kültür ve Sanat Kitaplık “Şizofrenik Oyuklar” Raflarda: Bir Çocuğun Aynasında Büyüyen Karanlığa Yolculuk

“Şizofrenik Oyuklar” Raflarda: Bir Çocuğun Aynasında Büyüyen Karanlığa Yolculuk

Yazar Hatice Dökmen, psikolojik derinliği, masalsı anlatımı ve güçlü kadın hikâyeleriyle örülü yeni romanı “Şizofrenik Oyuklar” ile okurla buluşuyor. Kibele Kitap etiketiyle yayımlanan roman, bireyin kendi içindeki karanlıkla yüzleşmesini anlatırken, unutulmaya yüz tutmuş sözlü kültür mirasını da edebiyatın olanaklarıyla yeniden hatırlatıyor.

Hatice Dökmen’in yeni romanı “Şizofrenik Oyuklar”, yalnızca bir karakterin yaşadığı ruhsal çatışmaların izini süren bir roman değil; aynı zamanda çocukluktan yetişkinliğe uzanan bir hayatın, korkuların, suskunlukların, hatıraların ve yüzleşmelerin içinden geçen çok katmanlı bir anlatı.

“Kibele Kitap” etiketiyle okurla buluşan roman, 240 sayfadan oluşuyor. Kitabın kapak görseli ise Adife Candemir Güngör imzasını taşıyor.

Romanın merkezinde Elif var.

Ancak Elif’in hikâyesi yalnızca bir insanın hikâyesi olarak kalmıyor. Onun yaşadıkları üzerinden okur; korkunun, yalnızlığın, suskunluğun ve geçmişle hesaplaşmanın insan ruhunda açabileceği derin oyuklara doğru ilerliyor. Çocuklukta başlayan bazı yaraların zaman içerisinde nasıl büyüyebildiğini, insanın kendi aynasında neden kendisinden çok korkularını görmeye başlayabildiğini sorgulayan roman, okuru da bu karanlık yolculuğun bir parçası haline getiriyor.

Dökmen, romanın temelinde yer alan Elif’in hikâyesini “masalsı bir kurgu” olarak tanımlıyor. Yazar, her kitabında farklı bir konuya dikkat çekmeye ve farkındalık yaratmaya çalıştığını belirterek, bu romanında ise giderek unutulmakta olan masal, tekerleme ve benzeri sözlü kültür unsurlarını yeni kuşaklarla buluşturmayı amaçladığını ifade ediyor.

Dökmen’in kadın meselesini edebiyatının merkezindeki konulardan biri olarak görmesi de romanın önemli damarlarından birini oluşturuyor.

Yazar, Elif’in hikâyesini bu mirasla harmanlarken bir yandan da kadınların hayatın görünür ve görünmez alanlarında karşılaştıkları sorunları, suskunlukları ve mücadeleleri edebiyatın diliyle yeniden ele alıyor. Böylece “Şizofrenik Oyuklar”, bir yandan masalın tanıdık ve büyülü dünyasına göz kırparken, diğer yandan masalların çoğu zaman sakladığı gerçek hayat acılarını görünür hale getiriyor.

Bir ülke, bir çocuk ve uzayan geceler

Romanın arka kapak yazısı, okuru daha ilk cümlelerden itibaren adı konmamış bir ülkenin sınırları içine davet ediyor.

Bu ülkede küçük bir kız çocuğu yaşıyor.

Başlangıçta hayatı mutlu ve sakin olan bu çocuk, büyüdükçe ülkesinin “acı meyveleri” ile karşılaşmaya başlıyor. Zaman ilerledikçe geceler uzuyor, aynalar sessizleşiyor ve çocuk aynaya baktığında artık kendisini değil, korkularını görmeye başlıyor.

Söyleyemediği, söylemeye korktuğu ve belki de dile getirildiğinde daha da büyüyeceğine inandığı şeyler, zamanla onun dünyasının merkezine yerleşiyor.

İşte romanın asıl sorularından biri de burada ortaya çıkıyor:

İnsan, kendi içinde büyüyen boşluklarla ve geçmişinin acımasız gerçekleriyle ne zaman yüzleşebilir?

Geçmişin üzeri örtüldüğünde gerçekten kaybolur mu?

Yoksa insanın içinde, adı konulmamış bir oyuk olarak yaşamaya devam mı eder?

“Şizofrenik Oyuklar”, bu soruların peşinden giderken okuru yalnızca Elif’in hikâyesine değil, kendi iç dünyasının sessiz koridorlarına da bakmaya çağırıyor.

Elif’in defterinden geçmişin izlerine

Romanın anlatısında önemli bir yer tutan unsur ise Elif’in bıraktığı defter.

Defterin sayfaları açıldıkça geçmişin üzerindeki sessizlik de yavaş yavaş aralanıyor. Yıllardır anlatılmayı bekleyen gerçekler, hatıralar ve korkular kelimelere dönüşmeye başlıyor.

Böylece kitap, yalnızca “ne olduğunu” anlatan bir hikâyeye dönüşmüyor; aynı zamanda hatırlamanın, anlatmanın ve yüzleşmenin insan ruhundaki karşılığını sorguluyor.

Çünkü bazı hikâyeler anlatılmadığında bitmiyor.

Bazı acılar unutulduğunda yok olmuyor.

Bazı korkular ise insanın içinde sessizce büyüyerek, bir gün kendisini başka biçimlerde hatırlatıyor.

Dökmen’in romanı tam da bu noktada edebiyatın iyileştirici ve yüzleştirici gücüne yaslanıyor.

Masalların unuttuğumuzu sandığımız sesi

“Şizofrenik Oyuklar”ın dikkat çeken yönlerinden biri de modern bir romanın psikolojik anlatısıyla geleneksel sözlü kültür arasında kurduğu bağ.

Masallar, tekerlemeler ve kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü anlatılar, yalnızca çocukluk döneminin masum hatıraları değildir. Aynı zamanda toplumların korkularını, umutlarını, değerlerini ve yaşam deneyimlerini taşıyan kültürel hafızalardır.

Hatice Dökmen, bu unutulmaya yüz tutmuş mirası romanın dünyasına taşıyarak geçmiş ile bugün arasında edebî bir köprü kuruyor.

Bu nedenle “Şizofrenik Oyuklar”, bir yandan bireyin iç dünyasına eğilirken diğer yandan toplumsal hafızanın nasıl korunduğu ve nasıl kaybolduğu sorusunu da gündeme getiriyor.

Çocukluğun masalsı dünyası ile yetişkinliğin sert gerçekleri aynı anlatının içinde buluşuyor.

Ve masalın güvenli görünen dünyasının altında, gerçek hayatın çok daha karanlık hikâyeleri beliriyor.

Aynaya bakmak, kendine bakmak mıdır?

Romanın en güçlü imgelerinden biri olan ayna, aynı zamanda kitabın temel sorgulamalarından birinin simgesi gibi duruyor.

İnsan aynaya baktığında gerçekten kendisini mi görür?

Yoksa geçmişinden taşıdığı korkuları, yaraları, pişmanlıkları ve söyleyemediği sözleri mi?

“Şizofrenik Oyuklar”, okuru bu sorunun etrafında dolaştırırken psikolojik çözümlemeyi masalsı bir anlatımla buluşturuyor. Elif’in yaşadığı içsel kırılmalar üzerinden, insanın kendisiyle yüzleşmesinin ne kadar zor ama aynı zamanda ne kadar kaçınılmaz olduğunu hatırlatıyor.

Romanın adı da bu içsel boşluklara işaret ediyor: İnsan ruhunda oluşan, dışarıdan her zaman görünmeyen ama kişinin bütün yaşamını etkileyebilen oyuklara…

Ve belki de romanın asıl meselesi tam olarak burada başlıyor:

İçimizdeki boşluklarla yüzleşmeden gerçekten kendimiz olabilir miyiz?

Hatice Dökmen’in yeni romanı, bu sorunun yanıtını okura hazır bir cevap olarak sunmak yerine, onu Elif’in hikâyesinin içinde aramaya davet ediyor.

“Şizofrenik Oyuklar”, geçmişin sessizliğinden bugünün sorularına uzanan; kadın, çocukluk, korku, hafıza, yüzleşme ve unutulan sözlü kültür üzerine düşündüren, masalsı olduğu kadar sarsıcı bir roman olarak raflardaki yerini alıyor.

Elif’in bıraktığı defterin sayfalarını çevirmeye ve yıllardır anlatılmayı bekleyen gerçeklerin izini sürmeye hazır mısınız?

“Şizofrenik Oyuklar”, online kitap satış sitelerinden ve Kibele Kitap’tan temin edilebilir.

İsterseniz bunu bir sonraki aşamada daha gazeteci bir “kitap haberi” formatına, ya da daha edebî, kültür-sanat sayfasında yayımlanabilecek güçlü bir tanıtım yazısına da dönüştürebilirim.