Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne konuşan Filistin işgal topraklarında faaliyet gösteren 100’den fazla uluslararası sivil toplum kuruluşunu temsil eden AIDA’nın Genel Direktörü Athena Rayburn, İsrail’in Gazze’ye insani yardım girişine yönelik kısıtlamalarının “mutlak bir kırılma noktasına” ulaştığını söyledi; makas, koltuk değneği, tekerlekli sandalye ve protez uzuvların “çift kullanımlı” gerekçesiyle reddedildiğini, bazı gıda ürünlerinin dahi Gazze’ye sokulmadığını ve yardım kuruluşlarının faaliyet alanının her geçen gün daraltıldığını açıkladı.
“Çift Kullanımlı” Gerekçesiyle Tıbbi Malzemeler Engelleniyor
AIDA Genel Direktörü Athena Rayburn, 26 Ağustos’ta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı sunumda Gazze’ye insani yardım ulaştırılmasının önündeki kısıtlamaların kapsamını anlattı. Rayburn’a göre makas, koltuk değneği, tekerlekli sandalye ve protez uzuvlar İsrail makamlarınca “çift kullanımlı” malzeme olarak değerlendirilerek Gazze’ye girişte engelleniyor. Tıbbi uzmanların bölgeye girişinin de sınırlandırıldığını belirten Rayburn, yardım kuruluşlarının çalışabilmesi için kritik olan motor yağının ise o kadar ağır kısıtlamalara tabi tutulduğunu, fiyatının normal seviyesinin 45 katına çıktığını söyledi.
Rayburn, bu koşullar altında insani yardım faaliyetlerinin “mutlak bir kırılma noktasına” geldiğini belirterek, Gazze’de yardım kuruluşlarının hareket edebildiği fiziksel alanın “neredeyse her gün” daha da küçüldüğünü ifade etti. AIDA, işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet gösteren uluslararası sivil toplum kuruluşlarının koordinasyon forumu olarak 94’ün üzerinde kuruluşu temsil ediyor; kuruluşların büyük bölümü Gazze ve Batı Şeria’da insani ve kalkınma faaliyetleri yürütüyor.
Makarna Değil, Karpuz Ve Soğan Da Engelleniyor
Rayburn’ın açıklamasında dikkat çeken bir diğer unsur, kısıtlamaların yalnızca tıbbi veya teknik malzemelerle sınırlı olmaması. AIDA yöneticisi, İsrail makamlarının yayımlanmamış bir “insani yardım politikası” kapsamında karpuz ve soğan gibi gıda ürünlerinin Gazze’ye girişini de reddettiğini söyledi. Bu tablo, “çift kullanım” gerekçesinin ötesinde, Gazze’ye hangi ihtiyaç maddelerinin ulaşabileceğinin geniş bir idari denetim altında tutulduğuna ilişkin soru işaretlerini artırıyor.
İnsani yardımın niteliğine ilişkin temel ilkenin ise pazarlık konusu yapılamayacağını vurgulayan Rayburn, “İnsani yardım, doğası gereği koşullara bağlanamaz” değerlendirmesinde bulundu. AIDA yöneticisinin açıklaması, yardımın yalnızca miktarı değil, hangi malzemelerin, hangi kuruluşların ve hangi bölgelerin Gazze’ye erişebileceğinin de belirleyici bir denetim mekanizmasına tabi olduğu yönündeki eleştirileri gündeme taşıdı.
30’dan Fazla Yardım Kuruluşunun Kaydı Silindi
Rayburn, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne yaptığı sunumda 30’dan fazla uluslararası yardım kuruluşunun kaydının silindiğini de söyledi. Bu gelişme, Gazze’de zaten ağırlaşan insani yardım ihtiyacı ile yardım sağlayabilecek kuruluşların faaliyet alanının daraltılması arasındaki çelişkiyi daha da belirgin hale getiriyor.
İsrail’in uluslararası yardım kuruluşlarının faaliyetlerine getirdiği kısıtlamalar daha önce de uluslararası kuruluşların tepkisine yol açmıştı. Reuters’ın Şubat 2026 tarihli haberine göre, aralarında Sınır Tanımayan Doktorlar ve Norveç Mülteci Konseyi’nin de bulunduğu çok sayıda yardım kuruluşu, Gazze ve Batı Şeria’da çalışan personelin kişisel bilgilerinin İsrail makamlarına verilmesini zorunlu kılan düzenlemeye karşı İsrail Yüksek Mahkemesi’ne başvurmuştu. Yardım kuruluşları, bu uygulamanın çalışanların güvenliğini tehlikeye atabileceğini ve faaliyetlerin sürdürülebilirliğini zora sokacağını savunmuştu.
Bu nedenle Rayburn’ın son açıklaması tekil bir bürokratik engellemeden çok, Gazze’de insani yardım altyapısının giderek daralan bir erişim alanı içinde bırakıldığı yönündeki uluslararası yardım kuruluşlarının uzun süredir dile getirdiği kaygıların yeni bir ifadesi olarak öne çıkıyor.
“Sabit” Denilen Hat Yer Değiştiriyor
Rayburn’ın açıklamasındaki bir başka kritik iddia, Gazze’de yardım faaliyetleri açısından belirleyici olan “Yellow Line” olarak adlandırılan hattın defalarca değiştirilmesi. Rayburn, söz konusu hattın sabit olması gerektiği belirtilmesine rağmen tekrar tekrar hareket ettirildiğini ve bunun en az 85 su noktası, okul ve sağlık kliniğine erişimi kestiğini söyledi.
Bu iddia, Gazze’de insani yardımın yalnızca sınır kapılarından içeri girebilen malzeme miktarıyla ölçülemeyeceğini gösteriyor. Yardım malzemesinin bölgeye ulaşması kadar, su kaynaklarına, sağlık merkezlerine, okullara ve sivillerin bulunduğu alanlara güvenli erişim sağlanması da yardımın gerçek anlamda ulaştırılabilmesinin koşulu.
Rayburn’ın “yardım kuruluşlarının faaliyet gösterebildiği fiziksel alanın neredeyse her gün küçüldüğü” yönündeki değerlendirmesi de bu nedenle yalnızca lojistik bir sorun olarak görülemiyor. Yardımın hareket alanı daraldıkça, Gazze’de sivillerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilme kapasitesi de aynı ölçüde aşınıyor. (sotwe)
İnsani Yardım Bir Kontrol Aracına Dönüşürse
Gazze’deki tabloya ilişkin tartışmanın en kritik boyutu burada ortaya çıkıyor. İnsani yardım, savaş koşullarında sivillerin yaşamını sürdürebilmesi için asgari bir güvence olması gerekirken, yardımın girişinin ve dağıtımının siyasi ve güvenlik gerekçeleriyle giderek daha fazla denetlenmesi, bu yardımın kendisini bir erişim ve kontrol meselesine dönüştürüyor.
İsrail makamları, yardım kuruluşlarına yönelik düzenlemeleri ve kısıtlamaları güvenlik gerekçeleriyle savunuyor; daha önce Hamas’ın yardım kanallarını istismar ettiği yönünde suçlamalarda bulunmuştu. Ancak uluslararası yardım kuruluşları, personel denetimi ve faaliyet koşullarına ilişkin yeni kuralların insani yardım kapasitesini ciddi biçimde zayıflatacağı uyarısında bulunuyor.
Bu tartışmanın merkezinde ise son derece basit bir soru var: Bir savaş bölgesinde yaşamını sürdürebilmek için tekerlekli sandalyeye, proteze, koltuk değneğine veya gıdaya ihtiyaç duyan siviller için bu malzemelerin “çift kullanımlı” olup olmadığını kim belirleyecek?
Rayburn’ın Güvenlik Konseyi’ne taşıdığı tablo, Gazze’de insani yardım krizinin yalnızca yardım miktarının yetersizliğiyle açıklanamayacağını gösteriyor. Krizin bir diğer boyutu, yardımın kim tarafından, hangi koşullarda, hangi malzemelerle ve hangi bölgelere ulaştırılabileceğinin giderek daha sıkı biçimde sınırlandırılması.
Gazze’de yardım kuruluşlarının “mutlak kırılma noktası” olarak tanımladığı aşamaya gelinmesi, bu nedenle yalnızca bir lojistik başarısızlık değil; savaşın ortasında sivillerin yaşamını sürdürebilmesi için gerekli en temel araçlara erişimin ne ölçüde güvence altında olduğu sorusunu yeniden dünyanın önüne koyuyor.
- TB / aidajerusalem.org, The Siasat Daily, Reuters, Guardian









