Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, 400’ü aşkın sanığın yargılandığı İBB Davası’nı izlemek üzere geldiği Silivri’de Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu ile de görüştü; devasa duruşma salonuna ilişkin “teleskopa ihtiyaç duyuyorsun” benzetmesiyle, yargılamanın fiziksel ölçeği ile adaletin erişilebilirliği arasındaki çelişkiye dikkat çekti.
Amor Silivri’de: Avrupa Parlamentosu’ndan Yakın Takip
Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 400’den fazla sanığın yargılandığı İBB Davası’nın 25 Ağustos 2026 tarihli duruşmasını izlemek üzere Silivri’ye geldi. Amor, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada hem duruşmayı takip edeceğini hem de İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu ile bir araya geldiğini duyurdu.
Amor’un Silivri ziyareti, davanın yalnızca Türkiye’deki siyasi ve hukuki tartışmaların değil, Avrupa kurumlarının da yakından izlediği bir yargılama haline geldiğini bir kez daha gösterdi. AP Türkiye Raportörü daha önce de İmamoğlu’na yönelik davaları izlemek amacıyla Silivri’de bulunmuş, davanın Türkiye’nin demokratik standartları ve Avrupa Birliği ile ilişkileri bakımından önem taşıdığını vurgulamıştı.
Bugünkü ziyaretin dikkat çeken bir başka boyutu ise Amor’un Dilek İmamoğlu ile görüşmesi oldu. Böylece AP’nin davaya ilişkin ilgisi yalnızca mahkeme salonunda olup bitenlerin izlenmesiyle sınırlı kalmadı; davanın tutuklu sanıklarının ailelerinin yaşadığı siyasal ve toplumsal sürece ilişkin doğrudan temas da gerçekleşti.
Duruşma Salonundan Avrupa’ya Yansıyan Görüntü
Amor’un açıklamasındaki en çarpıcı bölüm ise Silivri’deki yeni duruşma salonuna ilişkin değerlendirmesiydi. İBB davasının kapsamının olağanüstü genişlemesi nedeniyle yargılamanın yeni inşa edilen devasa salona taşındığını belirten Amor, salonun büyüklüğünü ironik bir ifadeyle anlattı: “Orada gerçekten teleskopa ihtiyaç duyuyorsun.”
Bu ifade, davanın yalnızca sanık sayısının büyüklüğüne değil, yargılamanın insan ölçeğinden uzaklaşmasına yönelik bir eleştiri olarak da okunabilir. Zira daha önce duruşma salonunun büyüklüğü, sanıklar, avukatlar, izleyiciler ve basın mensupları arasındaki fiziksel mesafenin olağanüstü artması nedeniyle tartışma konusu olmuştu.
“Genişleyen Tesisler, Küçülen Adalet”
Amor’un paylaşımının son cümlesi ise bu fiziksel gözlemi doğrudan adalet tartışmasına bağladı: “Genişleyen tesisler, küçülen adalet.”
Kısa cümle, Silivri’deki yeni mahkeme salonunun büyüklüğü üzerinden çok daha kapsamlı bir soruya işaret ediyor: Adaletin görünür, erişilebilir ve tarafların birbirini duyup görebileceği bir kamusal alan olmaktan çıkması, yargılamanın niteliğini nasıl etkiler?
Özellikle 400’ü aşkın sanığın aynı dosya kapsamında yargılandığı, çok sayıda avukatın ve izleyicinin bulunduğu bir davada salonun fiziksel kapasitesi elbette pratik bir zorunluluk olarak savunulabilir. Ancak mesele yalnızca kaç kişinin aynı anda salona sığdığı değildir. Savunma hakkının etkin kullanılması, sanık ile avukat arasındaki iletişim, mahkeme heyeti ile tarafların birbirini doğrudan görebilmesi ve kamuoyunun yargılamayı izleyebilmesi de adil yargılanmanın fiili koşulları arasında yer alır.
Amor’un “teleskop” benzetmesi tam da bu nedenle sıradan bir mimari eleştirinin ötesine geçiyor. Mahkeme salonunun büyüklüğü, davanın ölçeğini yansıtırken aynı zamanda yargılamanın insanlarla arasına koyduğu mesafeyi de görünür kılıyor.
Fiziksel Mesafe, Hukuki Mesafeye Dönüşür mü?
İBB davasında duruşma salonunun büyüklüğüne yönelik eleştiriler daha önce de gündeme gelmişti. Duruşmayı izleyen gazeteciler ve izleyiciler, salonun bazı bölümlerinden sanıkları ve avukatları takip etmenin güç olduğunu aktarmıştı. Bu durum, özellikle kamuoyunun yakından takip ettiği siyasi nitelikli davalarda “aleniyet” ilkesinin nasıl uygulanacağı sorusunu gündeme getiriyor.
Yargılamanın kamuya açık olması, yalnızca kapıların açık tutulması anlamına gelmiyor. Kamuoyunun duruşmayı makul koşullarda izleyebilmesi, basının duruşma akışını takip edebilmesi ve savunmanın etkin biçimde gerçekleştirilebilmesi de aleniyet ilkesinin ruhuyla bağlantılı.
Dolayısıyla Amor’un sözleri, Türkiye’deki yargı tartışmasının önemli bir başlığına dışarıdan gelen güçlü bir gözlem niteliği taşıyor: Mahkeme salonunun büyümesi, adaletin de büyüdüğü anlamına gelmiyor.
Avrupa’nın İzlediği Dava
Amor’un Silivri’de bulunması, İBB Davası’nın Avrupa Parlamentosu tarafından yakından izlendiğini bir kez daha ortaya koydu. AP Türkiye Raportörü daha önce İmamoğlu’na yönelik davalar hakkında sert değerlendirmelerde bulunmuş ve yargının siyasi rakipleri etkisizleştirmek amacıyla kullanılmasının Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği önündeki önemli engellerden biri olduğunu söylemişti.
Bu nedenle 25 Ağustos’taki ziyaret yalnızca diplomatik bir nezaket ziyareti olarak değerlendirilemez. Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörünün, Cumhurbaşkanı adayının yargılandığı ve yüzlerce kişinin sanık sandalyesinde bulunduğu davayı yerinde izlemesi, yargılamanın Avrupa’daki demokratik standartlar ve hukuk devleti perspektifinden de takip edildiğini gösteriyor.
Amor’un bugün yaptığı değerlendirmede doğrudan bir mahkeme kararına ilişkin hüküm vermek yerine, gözlemlediği yargılama ortamını “genişleyen tesisler, küçülen adalet” sözleriyle eleştirmesi de dikkat çekici. Bu yaklaşım, davanın içeriği kadar yargılamanın gerçekleştiği koşulların da uluslararası gözlemciler açısından önem taşıdığını ortaya koyuyor.
Silivri’den Verilen Mesajın Siyasi Ağırlığı
İBB Davası’nın baş sanığı konumundaki Ekrem İmamoğlu’nun aynı zamanda Cumhurbaşkanı adaylığı tartışmasının merkezindeki siyasi aktörlerden biri olması, yargılamaya ilişkin her gelişmeye ayrı bir siyasi ağırlık kazandırıyor. Bu nedenle mahkeme salonundaki fiziksel koşullar, tutukluluklar, savunma hakkı ve duruşmaların kamuoyuna açıklığı yalnızca teknik hukuk başlıkları olarak kalmıyor.
Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörünün Silivri’den verdiği mesaj da tam olarak bu kesişim noktasında önem kazanıyor. Bir yanda yüzlerce sanığı barındıracak kadar büyüyen bir dava ve buna uygun olarak inşa edilen devasa bir yargılama mekânı; diğer yanda Amor’un ifadesiyle “küçülen adalet” algısı.
Sonuçta Silivri’de bugün ortaya çıkan tablo, davanın yalnızca mahkeme salonunda değil, Türkiye’nin hukuk devleti ve demokratik standartları bakımından uluslararası kamuoyunun gözleri önünde de görüldüğünü gösteriyor. Salon büyüdükçe davanın ölçeği büyüyor; ancak adaletin ölçüsü binanın metrekaresiyle değil, savunmanın etkinliği, delillerin güvenilirliği, mahkemenin bağımsızlığı ve yargılamanın herkes için erişilebilirliğiyle belirleniyor.
- Kavala’nın Mahkemesi: Adalet Nerede Oturur? - 25 Ağustos 2026
- Silivri’de Avrupa’dan Gelen Mesaj: “Genişleyen Tesisler, Küçülen Adalet” - 25 Ağustos 2026
- Aktaş Davasında Karar: Örgüt Yok, Hükümler Var - 24 Ağustos 2026










