Silivri’de görülen İBB davasının ikinci celsesinin beşinci gününde dosyanın kritik isimlerinden etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Ertan Yıldız ilk kez savunma yaptı; Hasan İmamoğlu hakkında “kaynağı belli olmayan para” iddiasıyla suç duyurusu talep edilirken, Muzaffer Beyaz’ın değişen beyanları ve “dört daire” iddiası mahkeme salonundaki çelişkileri yeniden görünür hale getirdi.
69. Günün Tablosu: 53 Tutuksuz Sanığın Savunması Alındı
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB davasının ikinci celsesi, 25 Ağustos Salı günü Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında kurulan yeni duruşma salonunda 69’uncu gününe ulaştı. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yürüttüğü duruşmada ikinci celsenin beşinci oturumuna geçilirken, şimdiye kadar 53 tutuksuz sanığın savunması alındı.
Günün en dikkat çekici ismi, soruşturma sırasında yedi kez etkin pişmanlık kapsamında ifade veren eski İBB İştirakler Sorumlusu Ertan Yıldız oldu. Yıldız, daha önce verdiği ifadeleri nedeniyle çok sayıda kişinin tutuklanmasına dayanak oluşturduğu belirtilen dosyanın kritik isimlerinden biri. Dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, bugünün Adalet Bakanı Akın Gürlek de daha önce Yıldız’ın etkin pişmanlık sürecine ilişkin olarak soruşturmanın “dönüm noktası” olduğunu söylemişti.
Ancak Yıldız’ın kürsüye çıkmasından önce mahkeme salonunda yine bir başka tartışma öne çıktı. Geçen hafta savcının iki kez tutuklanmasını istediği ancak mahkemenin tutuklama taleplerini reddettiği iş insanı Muzaffer Beyaz, ek beyanda bulunmak üzere söz aldı. Beyaz, önceki duruşmada yaşanan gerilim nedeniyle kendisini yeterince ifade edemediğini söyledi ve bazı iddialarını yeniden anlattı.
Muzaffer Beyaz’ın Değişen Beyanı: “Helal Ediyorum”dan “Hakkımı Helal Etmiyorum”a
Beyaz’ın bugünkü ek beyanının en dikkat çekici bölümlerinden biri, geçen hafta Ekrem İmamoğlu’nun kendisine yönelttiği “Hakkını helal ediyor musun?” sorusuna verdiği yanıtla ilgiliydi. Beyaz, o sırada “helal ediyorum” demesinin ticari ilişkilerden değil, ailece yenilen yemekler ve yapılan seyahatler gibi insani ilişkilerden kaynaklandığını söyledi; ticari alacaklarının sürdüğünü belirterek “hakkımı helal etmiyorum” dedi.
Beyaz ayrıca, Ertan Yıldız’ın ifadelerinden para istenmesi konusunda Ekrem İmamoğlu’nun bilgisi olduğu sonucuna vardığını öne sürdü. Ancak Beyaz’ın daha sonra Mehmet Murat Çalık’ın Hasan İmamoğlu’na dört daire devredilmesini istediği iddiasına ilişkin sorgusunda ortaya çıkan tablo, davanın önemli sorunlarından birini yeniden gündeme taşıdı: Bir kişinin başka bir kişiden duyduğunu aktardığı, onun da başka bir kişiden duyduğunu söylediği zincirleme beyanlar, somut kayıtlarla ne ölçüde doğrulanabiliyor?
Tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyaz’a doğrudan “Hasan İmamoğlu’na daire devredin sözünü benden duydunuz mu?” diye sordu. Beyaz ise bu sözü Çalık’tan doğrudan duymadığını, Adem Soytekin’e söylendiğini ve bunu da Oktay Hamzaoğlu’ndan duyduğunu belirtti. Çalık ise Oktay Hamzaoğlu’nun kendi ifadesinde böyle bir şey söylemediğini belirttiğini hatırlattı. Çalık ayrıca tapu kayıtlarıyla Beyaz’ın anlattığı gayrimenkul sayılarının örtüşmediğini savundu.
Bu bölüm, davanın genelindeki delil tartışmasının küçük ama çarpıcı bir örneğini oluşturdu. Çünkü suçlamaların önemli bir bölümünde doğrudan gözlem, belge veya maddi delilden ziyade “ondan duydum”, “şundan öğrendim” biçimindeki dolaylı anlatımların belirleyici hale geldiği yönündeki savunma itirazları daha önce de gündeme gelmişti.
Hasan İmamoğlu Kürsüde: “İBB Başkanı’nın Babası Olmaktan Yargılanıyorum”
Beyaz’ın sorgusunun ardından İmamoğlu İnşaat’ın eski şantiye şefi Baran Gönül savunma yaptı. Gönül, Dilek İmamoğlu’ndan satın aldığı üç daireye ilişkin MASAK değerlendirmesindeki rakamların hatalı olduğunu, resmi tapu kayıtlarının gerçek satış bedellerini göstereceğini savundu. Ekrem İmamoğlu da Gönül’e sorular yönelterek ailesini kapsayan suçlamaların dayanaklarını sorguladı.
Ardından Ekrem İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu sanık kürsüsüne çıktı. İmamoğlu, yaklaşık 60 yıllık ticaret hayatı boyunca yaptığı gayrimenkul alım satımlarının suç unsuru haline getirildiğini savundu. “Daire alıp satmanın yasak olduğunu bilseydim yapmazdım” anlamına gelen ifadelerle suçlamalara tepki gösteren Hasan İmamoğlu, ticari faaliyetlerinin kriminalize edildiğini söyledi.
Hasan İmamoğlu savunmasının merkezine ise kendisinin neden davaya dahil edildiği sorusunu koydu. İmamoğlu, “Ben burada İBB Başkanı’nın babası olmaktan dolayı yargılanıyorum” diyerek, ailesinin tamamının soruşturma ve dava süreci içerisinde zan altında bırakıldığını savundu. İmamoğlu ayrıca kendisi hakkındaki yurtdışına para transferi iddialarında önce 3,5 milyon dolar olarak sunulan rakamın daha sonra 380 bin euro seviyesine indiğini belirterek haber ve suçlama zincirindeki tutarsızlıklara dikkat çekti.
Savcıdan Hasan İmamoğlu Hakkında Yeni Suç Duyurusu Talebi
Hasan İmamoğlu’nun savunmasının ardından duruşma savcısı, İmamoğlu İnşaat sahibi Tuncay Yılmaz’ın kendisinden elden para alıp almadığı yönünde soru yöneltti. Mahkeme başkanı ile savcı, İmamoğlu’nun soruya cevap vermek istememesi halinde susabileceğini belirtti. İmamoğlu’nun avukatları ise savcının sorusuna tepki gösterdi.
İmamoğlu’nun soruya avukatlarının cevap vereceğini belirtmesinin ardından savcı, Hasan İmamoğlu hakkında iddianamedeki 34 numaralı eylem kapsamında “aklama” suçundan suç duyurusunda bulunulmasını talep etti. Savcının talebinin, savunmanın hemen ardından ve sorgu devam ederken gelmesi avukatların da tepkisine neden oldu.
Duruşmada ayrıca bazı avukatlar, mahkeme heyeti ve savcı çevresindeki silahlı koruma düzenine tepki gösterdi. Avukat Ali Rıza Dizdar, heyet ve savcının çevresinde silahlı korumalar bulunduğunu belirterek bunun gerekçesini sorguladı. Bu tartışma, zaten savunma hakkı, salonun fiziksel yapısı ve yargılamanın koşulları üzerinden eleştirilen davada, mahkeme salonundaki gerilimin başka bir boyutunu oluşturdu.
Ertan Yıldız Kürsüde: “Sistemin İçerisine Girmeyi Reddettim”
Günün asıl kırılma noktası ise öğleden sonra Ertan Yıldız’ın ilk kez mahkeme karşısında savunma yapmaya başlaması oldu. İddianamede örgüt yöneticilerinden biri olarak gösterilen ve 27 ayrı eylemden yargılanan Yıldız, kürsüye elinde sırt çantasıyla çıktı ve uzun süredir bu anı beklediğini söyledi. “Kaçmadım, buradayım” ifadesini kullanan Yıldız, etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeler nedeniyle hakkında oluşan kamuoyu algısına da itiraz etti.
Yıldız, Ekrem İmamoğlu ile birbirlerini iyi tanıdıklarını ancak yakın arkadaş olmadıklarını belirtti. 2019-2023 arasında İBB iştiraklerinden sorumlu olduğu dönemde iştiraklerin yönetiminde iyi bir performans gösterdiğini savunan Yıldız, görevden ayrılmasının ardından İmamoğlu ile ilişkisinde güven sorunu yaşandığını anlattı. İmamoğlu’nun “dışarıdan finans kaynakları” oluşturduğunu görmeye başladığını ve kendisinin de bu yapının içine çekilmek istendiğini ileri süren Yıldız, “sistemin içerisine girmeyi reddettiğini” söyledi.
Bu anlatım, savcılığın “örgüt” kurgusu bakımından kritik bir soruyu da beraberinde getiriyor. Yıldız bir yandan iddianamede örgüt yöneticilerinden biri olarak gösteriliyor, diğer yandan kendi savunmasında örgütsel bir yapıya katılmayı reddettiğini ileri sürüyor. İmamoğlu’nun “Örgüt yöneticisi misiniz?” sorusuna Yıldız’ın “Daha önce olmadığımı söyledim” karşılığını vermesi, davanın temel hukuki tartışmalarından birinin mahkeme salonunda doğrudan iki sanık arasında görünür hale gelmesine yol açtı.
Cebeci Maden Sahası Ve Milyarlarca Liralık İddia
Yıldız’ın savunmasının önemli bir bölümü Cebeci Maden Sahası iddialarına ayrıldı. Yıldız, firari sanık Murat Gülibrahimoğlu’nun İBB içindeki süreçlere dahil olmasının ardından İmamoğlu ile aralarında sorun yaşandığını öne sürdü. Bir toplantıda İBB’nin zararına, Gülibrahimoğlu’nun şirketinin yararına olduğunu savunduğu bir konu hakkında İmamoğlu’nun “Gülibrahimoğlu ne diyorsa o olacak” dediğini iddia etti.
Yıldız, Kuzey-Güney Cebeci sahasıyla ilgili olarak 2020-2021 döneminde 170 bin ton hafriyat dökülmesi amacıyla proje hazırlandığını ve MAPEG’den izin alındığını; daha sonra beş yıl içinde yaklaşık 185 milyon ton hafriyat döküldüğünü ve günlük 5 bin kamyonun sahaya giriş yaptığını ileri sürdü. Bu faaliyetin ekonomik değerinin 30-35 milyar lira, dönemin kuruyla yaklaşık 800 milyon dolar olduğunu; İSTAÇ’ın ise yaklaşık 400 milyon dolarlık gelirden mahrum kaldığını iddia etti.
Bu rakamlar son derece ağır iddialar. Ancak gazetecilik açısından kritik nokta, bunların şu aşamada Yıldız’ın mahkeme önündeki beyanları olduğunun altının çizilmesi. Bir iddianın duruşma salonunda dile getirilmesi, onun yargısal olarak kanıtlandığı anlamına gelmiyor. Davanın bundan sonraki aşamasında bu rakamların resmi izinler, sözleşmeler, muhasebe kayıtları, taşınan hafriyat miktarları ve bilirkişi incelemeleriyle doğrulanıp doğrulanmadığı belirleyici olacak.
“Haraç” Sözü Ve İddianamenin Örgüt Tezi
Yıldız’ın savunmasında en çarpıcı iddialardan biri Fatih Keleş hakkında oldu. Yıldız, Keleş’in bir gün kendisine “haraç işleriyle ilgilenmekten yoruldum” dediğini ve bu işlerle kendisinin ilgilenmesini istediğini ileri sürdü. Yıldız ise bunu reddettiğini söyledi.
Yıldız ayrıca eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun İSTAÇ adına çalışma yürüten bir şirketten 1,2 milyon dolar rüşvet aldığı ve bunu Fatih Keleş’e teslim ettiği yönündeki iddiasının arkasında olduğunu söyledi. Yıldız, bu durumdan Ekrem İmamoğlu’nun da haberdar olduğunu öne sürdü ve İmamoğlu’nun Erdoğdu hakkında daha önce kendilerine uyarıda bulunduğunu iddia etti.
Burada da aynı hukuki sorun ortaya çıkıyor: Yıldız’ın iddiaları, dosyanın “örgüt yöneticiliği” ve “çıkar amaçlı suç örgütü” tezinin merkezine yerleşirken, savunmanın bunları maddi delillerle sınama hakkı davanın adil yargılanma niteliği açısından belirleyici hale geliyor. Özellikle aynı kişi tarafından soruşturma aşamasında verilen birden fazla etkin pişmanlık ifadesinin nasıl değiştiği, hangi bölümlerinin bağımsız delillerle doğrulandığı ve hangi iddiaların yalnızca üçüncü kişilerin anlatımlarına dayandığı mahkemenin değerlendirmesinde kritik önem taşıyor.
Davanın Asıl Sorusu: İtiraf mı, Delil mi?
İBB davasının ikinci celsesinin beşinci günü, yalnızca yeni suçlamaların ortaya atıldığı bir duruşma olarak okunamaz. Asıl dikkat çekici olan, davanın dayandığı delil mimarisinin mahkeme salonunda tekrar tekrar sınanmasıdır.
Bir tarafta yedi kez etkin pişmanlık ifadesi veren ve soruşturmanın kritik isimlerinden biri haline gelen Ertan Yıldız’ın bugün ilk kez mahkeme önünde kapsamlı savunması var. Diğer tarafta ise Yıldız’ın önceki beyanlarından hareketle tutuklanan ya da suçlanan kişilerin savunmaları bulunuyor. Bu tablo, “itirafçı” sıfatının tek başına delil niteliği taşıyıp taşımayacağı tartışmasını kaçınılmaz hale getiriyor.
Üstelik davanın hemen öncesinde İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Aziz İhsan Aktaş davasında verilen karar da İBB dosyasının siyasal ve hukuki bağlamını yeniden tartışmaya açtı. Aktaş’ın da aralarında bulunduğu bazı sanıkların “örgüt kurma” ve “örgüt üyeliği” suçlarından beraat ettiği, Aktaş’ın ise ihaleye fesat karıştırma suçlarından ceza aldığı kararın İBB davasındaki iddialar bakımından doğrudan nasıl bir sonuç yaratacağı henüz belli değil; ancak aynı soruşturma evrenindeki “örgüt” tezinin mahkeme önünde farklı sonuçlarla karşılaşması önemli bir gelişme.
Bu nedenle 25 Ağustos duruşmasının bilançosu yalnızca “Yıldız ne söyledi?” sorusuna indirgenemez. Daha temel soru şudur: Mahkeme, siyasi ve kamusal ağırlığı olağanüstü yüksek bu davada, birbirini doğrulamayan beyanları bağımsız maddi delillerle ne ölçüde sınayacak?
Çünkü adil yargılama bakımından belirleyici olan, suçlamanın ne kadar ağır olduğu değil, suçlamanın hangi somut delillerle kanıtlandığıdır. İBB davasında ikinci celse ilerledikçe tam da bu ayrım daha görünür hale geliyor.
- TB / Cumhuriyet, BirGün, T24, Medyascope, Odatv, Artı Gerçek, Gazete Oksijen, Independent Türkçe, Ekonomimanset, İHA, Sözcü










