Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül’de yapılacak seçimler öncesinde AfD’nin yüzde 42’ye kadar yükselen oy oranıyla açık ara birinci parti konumuna gelmesi, yalnızca Alman siyasetinde değil, eyalette yaşayan Türkiye kökenliler ve diğer göçmen topluluklarında da ciddi bir gelecek kaygısı yaratıyor; çünkü partinin seçim programı göçü, sığınma hakkını ve çok kültürlü yaşamı hedef alan sert politikalar içeriyor.
AfD Sandıkta Tarihi Eşiğe Dayandı
Saksonya-Anhalt, Almanya’da aşırı sağın siyasal gücünün ölçüleceği en kritik seçim alanlarından biri haline geldi. 6 Eylül’de yapılacak eyalet parlamentosu seçimleri öncesindeki son Insa araştırmasında AfD yüzde 42’ye ulaşırken, CDU yüzde 22’de kaldı. Sol Parti yaklaşık yüzde 13 ile üçüncü sırada bulunurken SPD yüzde 6, Yeşiller yüzde 4, BSW yüzde 5 ve FDP ise yüzde 5 seçim barajının çevresinde seyrediyor.
Bu tablo AfD’nin yalnızca birinci parti olma ihtimalini değil, parlamentodaki sandalye dağılımına bağlı olarak Almanya tarihinde ilk kez bir eyalet hükümetini yönetme ihtimalini de gündeme taşıyor. Reuters’ın 10 Ağustos tarihli değerlendirmesinde de AfD’nin Saksonya-Anhalt’ta yaklaşık yüzde 41 destekle açık ara önde olduğu ve partinin doğu Almanya’daki yükselişinin ekonomik gerileme, nüfus kaybı, yaşlanma ve düşük ücretlerle bağlantılı toplumsal hoşnutsuzluktan beslendiği vurgulandı.
Ancak sandıktan birinci çıkmak tek başına hükümet kurmak anlamına gelmiyor. Diğer partiler bugüne kadar AfD ile koalisyon veya hükümet işbirliğini reddetti. Dolayısıyla seçim gecesinin asıl siyasi düğümü, AfD’nin kaç oy alacağından çok, diğer partilerin bu sonuç karşısında nasıl bir hükümet formülü geliştireceği olacak.
Yabancılar İçin Kaygının Kaynağı Program
Türkiye kökenliler ve diğer göçmenler açısından seçimleri kritik hale getiren unsur yalnızca AfD’nin yüksek oy oranı değil, partinin Saksonya-Anhalt için açıkladığı siyasal programın içeriği. AfD’nin programında göçe karşı sert önlemler, sığınma hakkının kaldırılması yönündeki talepler ve “kültürel olarak yabancı” olarak tanımlanan göçün sınırlandırılması gibi öneriler bulunuyor. Financial Times’ın aktardığı programda, göçmenlerin sınır dışı edilmesinin genişletilmesi, sığınma politikasının kökten değiştirilmesi ve Ukraynalı mülteciler için de mevcut uygulamaların sona erdirilmesi gibi vaatler yer alıyor.
Bu nedenle Almanya’da yaşayan yabancılar açısından mesele, yalnızca “hangi parti kaç oy alacak?” sorusundan ibaret değil. Olası bir AfD iktidarının göçmenlerin oturum, sığınma, aile birleşimi, eğitim ve toplumsal yaşama katılım koşullarını nasıl etkileyeceği kaygının merkezinde bulunuyor.
Öte yandan eyalet hükümetinin bütün göç ve vatandaşlık politikalarını tek başına değiştirebilmesinin önünde federal hukuk, anayasal güvenceler ve Almanya’nın ulusal mevzuatı bulunuyor. Dolayısıyla AfD’nin seçim programındaki her vaadin doğrudan ve kısa sürede uygulanabileceğini söylemek hukuken doğru olmaz. Ancak siyasi iktidarın söylem ve önceliklerinin, kamu kurumlarının uygulama iklimini ve göçmenlerin günlük yaşamındaki toplumsal atmosferi etkileyebileceği de göz ardı edilemez.
Saksonya-Anhalt’ta 6 Bin Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı Yaşıyor
Eyaletteki yabancı nüfusun büyüklüğü, tartışmanın toplumsal boyutunu da ortaya koyuyor. Saksonya-Anhalt İstatistik Dairesi verilerine göre 2025 sonunda eyalette yabancı vatandaşların sayısı 192 bin 155’e yükseldi. Bu nüfus içinde Ukrayna, Suriye, Polonya, Romanya, Afganistan ve Hindistan vatandaşları önemli grupları oluştururken, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları 6 bin 120 kişiyle ilk on yabancı uyruklu grup arasında yer aldı.
Eyalette toplam 173 farklı yabancı vatandaşlığın bulunması, Saksonya-Anhalt’ın sanıldığı kadar homojen bir toplumsal yapıya sahip olmadığını gösteriyor. Resmî verilere göre yabancı nüfus 2015’ten bu yana 83 bin 51’den 192 bin 155’e çıktı; yani on yılda iki katından fazla arttı.
Bu nedenle AfD’nin yükselişi, yalnızca seçim sandığındaki bir siyasi dönüşüm olarak değil, eyalette yaşayan yüz binlerce göçmen ve onların ailelerinin geleceğine ilişkin doğrudan bir siyasi mesele olarak da okunuyor. Özellikle Almanya’da doğmuş, eğitim görmüş ve çalışan göçmen kökenli kuşaklar açısından tartışma, “yabancılar politikası” sınırlarını çoktan aşmış durumda.
Sağ Popülizmin Kaynağı Yalnızca Göç Değil
AfD’nin yükselişini yalnızca göç karşıtlığıyla açıklamak da tabloyu eksik bırakıyor. Saksonya-Anhalt yaklaşık 2,12 milyon nüfusuyla Almanya’nın nüfusu azalan eyaletlerinden biri. 2025’te nüfus bir önceki yıla göre yüzde 0,7 geriledi. Yaşlanan nüfus, gençlerin başka bölgelere göçü, ekonomik fırsatların sınırlılığı ve kamu hizmetlerindeki sorunlar uzun süredir eyaletin temel meseleleri arasında.
Reuters’ın değerlendirmesine göre AfD’nin doğu Almanya’daki yükselişinin arkasında da yalnızca göç değil, yeniden birleşmeden bu yana devam eden ekonomik eşitsizlikler, düşük ücretler, nüfus kaybı ve siyasi olarak ihmal edilmişlik duygusu bulunuyor. Bu açıdan AfD’nin yükselişi, ekonomik ve sosyal hoşnutsuzluğun göçmenlere yöneltilen kültürel-siyasal bir öfkeyle birleşmesinin ürünü olarak değerlendirilebilir.
Tam da burada Avrupa’daki sağ popülizmin temel siyasal mekanizması ortaya çıkıyor: Ekonomik sorunların kaynağı olan bölüşüm, yatırım, ücret ve kamu hizmetleri tartışması geri plana itilirken, toplumsal hoşnutsuzluğun hedefi göçmenler ve “yabancılar” haline getiriliyor. Böylece ekonomik eşitsizliklerin sınıfsal nedenleri görünmezleşirken, kimlik üzerinden yeni bir siyasal kutuplaşma kuruluyor.
AfD Programının Ekonomik Faturası Da Tartışılıyor
AfD’nin iktidar iddiası yalnızca göç politikaları üzerinden değil, ekonomik sonuçları bakımından da sorgulanıyor. Halle Leibniz Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IWH) Ağustos ayında yayımladığı araştırmaya göre partinin Saksonya-Anhalt için hazırladığı programdaki maliyeti hesaplanabilen politikaların uygulanması için eyalet bütçesinde yılda en az 2,2 milyar euroluk finansman açığı oluşacak. Araştırmada hesaplanabilen 28 tedbirin yıllık maliyetinin yaklaşık 2,5 milyar euro olduğu, buna karşılık öngörülen tasarrufların yaklaşık 243 milyon euroda kaldığı belirtildi.
Bu tablo, AfD’nin “sisteme karşı” öfkeyi sandığa taşıma başarısıyla, iktidar halinde bu öfkeyi sürdürülebilir kamu politikalarına dönüştürme kapasitesi arasında ciddi bir fark bulunduğunu gösteriyor.
Dahası, göçü sert biçimde sınırlandırma politikalarının ekonomik sonuçları da tartışmalı. Yaşlanan ve nüfusu azalan bir eyalette çalışma çağındaki nüfusun daralması zaten önemli bir sorun oluştururken, göçmen emeğinin azaltılması sağlık, bakım, sanayi, hizmetler ve diğer sektörlerde yeni işgücü açıkları yaratabilir. Bu nedenle AfD’nin göç karşıtı politikaları, hedef aldığı toplulukların yaşamını olduğu kadar eyaletin ekonomik geleceğini de etkileyebilecek bir tercih niteliğinde.
“Güvenlik Duvarı”nın Geleceği Sandıkta Sınanacak
Saksonya-Anhalt’taki seçim, Almanya’da uzun süredir uygulanan AfD ile siyasi işbirliğini reddetme politikasının da en ciddi sınavlarından biri olacak. Eyalette AfD dışındaki partilerin tamamına yakını koalisyon ihtimalini reddederken, seçim sonrası matematik yeni ve oldukça zor hükümet formüllerini gündeme getirebilir.
Daha önce Saksonya-Anhalt’ta farklı siyasi renkleri bir araya getiren koalisyon modellerinin denenmiş olması, seçim sonrasında da sıra dışı ittifak ihtimallerinin ortaya çıkabileceğini gösteriyor. AfD’nin tek başına çoğunluğu elde edememesi halinde azınlık hükümeti veya geniş tabanlı bir koalisyon seçenekleri tartışılabilir.
Ancak siyasi denklemin ötesinde daha büyük bir soru bulunuyor: Almanya, ekonomik ve sosyal sorunların yarattığı hoşnutsuzluğu göçmenleri hedef alan aşırı sağ siyasete teslim etmeden çözebilecek mi?
Saksonya-Anhalt seçimi bu nedenle yalnızca bir eyalet seçimi değil. AfD’nin yüzde 40’ların üzerine çıkması, Almanya’da aşırı sağın siyasal sınırlarını yeniden tanımlıyor. Türkiye kökenliler, diğer göçmenler ve demokratik toplum kesimleri açısından ise 6 Eylül, yalnızca bir hükümet değişikliği ihtimalini değil, nasıl bir toplumda yaşanacağına ilişkin daha temel bir tercihi sandığa taşıyacak.
AfD’nin Eyalet Düzeyindeki Konumu
Saksonya-Anhalt AfD’si, eyalet Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından 2023’ten bu yana “kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum” olarak sınıflandırılıyor. Eyalet İçişleri Bakanlığı, bu değerlendirmeyi insan onuru ve demokratik düzenin temel ilkelerine yönelik tutumlarla gerekçelendiriyor.
Burada önemli bir hukuki ayrım bulunuyor: Almanya federal düzeyindeki AfD’nin tamamının “kesinleşmiş aşırı sağcı” olarak sınıflandırılması konusunda Şubat 2026’da Köln İdare Mahkemesi geçici bir karar verdi ve Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın bu sınıflandırmayı şimdilik kullanmasını engelledi. Bu karar Saksonya-Anhalt eyalet örgütünün 2023’ten beri süren sınıflandırmasını ortadan kaldırmıyor.
Dolayısıyla yaklaşan seçim, Almanya’daki aşırı sağ tartışmasının yalnızca oy oranları üzerinden değil, demokratik kurumların dayanıklılığı, göçmenlerin eşit yurttaşlık güvenceleri ve siyasal çoğulculuğun geleceği üzerinden de izleneceği kritik bir dönemeç olacak.
- TB / Deutsche Welle, Reuters, Saksonya-Anhalt Eyaleti İstatistik Dairesi, Saksonya-Anhalt Anayasayı Koruma Teşkilatı, Financial Times, Halle Leibniz Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IWH) maliyet analizine ilişkin veriler









