“Anılar tıpkı kokular gibi istenmese de aniden hücum eder.”
— Beatriz Sarlo, Geçmiş Zaman
Çev. Peral Bayaz Charum – Deniz Ekinci
Bazı kokuların zamanı yoktur.
Bunu ne bir kitapta okudum ne de birinden duydum.
Yıllar sonra kendi hayatımda fark ettim.
Bazen hiç beklemediğim bir anda, tanıdık bir koku gelip beni yıllar öncesine götürüyor. O an, geçmişi hatırlamıyorum; sanki yeniden yaşıyorum.
Hafızam bazen bir insanın yüzünü unutuyor; ama yaşadığı evin kokusunu unutmuyor.
Belki de hafıza günleri saymıyor.
Benim değiştiğim anları saklıyor.
Bir koku duyduğumda önce görüntüler gelmiyor.
Önce his geliyor.
Sonra o hissin peşinden sesler, ışıklar, odalar ve insanlar yavaş yavaş beliriyor.
Belki de hafıza da aynı dili konuşuyor.
Her şeyi anlatmıyor.
Sadece kapıyı aralıyor.
Gerisini kelimeler değil, içim tamamlıyor.
* * *
Hafızanın adil olduğunu hiç düşünmedim.
Çünkü adil olsaydı, hayatımın en önemli günlerini eksiksiz hatırlardım.
Oysa öyle olmuyor.
Yıllarca emek verdiğim bir dönemi birkaç cümleyle anlatabiliyorum. Buna karşılık, sıradan sandığım bir öğleden sonranın kokusu aradan onlarca yıl geçse bile ilk günkü kadar canlı kalabiliyor.
Böyle anlarda ister istemez durup düşünüyorum.
Hafıza neye göre seçiyor?
Neyi saklıyor?
Neyi sessizce geride bırakıyor?
Belki de hafızanın kendine ait bir adalet anlayışı var.
Önemli sandıklarımla değil, bende iz bırakanlarla ilgileniyor.
Çünkü bazen hayatımın dönüm noktası sandığım olaylar zamanın içinde silikleşirken, o günlerde hiç önem vermediğim küçücük bir ayrıntı yıllar boyunca benimle yaşamaya devam ediyor.
Belki de hafızanın dönüp aldığı şey, hayatın en gürültülü anları değil; kimsenin önem vermediği sessiz ayrıntılar.
Bir pencerenin açık olduğu serin bir yaz sabahı…
Mutfaktan gelen kahve kokusu…
Eski bir ahşap masanın cilası…
Yağmurdan sonra toprağın sessizce değişen kokusu…
O anların hiçbirinde, yıllar sonra beni bulacaklarını bilmiyordum.
Belki de hayatın en derin izleri, yaşanırken fark edilmeyen anlarda oluşuyor.
Ve belki de bu yüzden hafızam, yaşadıklarımı olduğu gibi saklamıyor.
Onları, bende bıraktıkları hisle birlikte yaşatıyor.
* * *
Uzun yıllar boyunca hafızanın bir arşiv gibi çalıştığını sandım.
Sanki yaşadığım her şeyi olduğu gibi saklıyor, ben de ihtiyaç duyduğumda gidip oradan çıkarıyormuşum gibi.
Ama yıllar geçtikçe bundan pek emin olamadım.
Çünkü aynı anıyı her hatırlayışımda küçük bir şey değişiyor.
Bazı ayrıntılar silikleşiyor.
Bazıları ise gerçekte olduğundan daha parlak bir yer ediniyor.
Belki de hafıza geçmişi saklamıyor.
Onu her hatırlayışımda yeniden kuruyor.
Belki de bunu, eksikleri tamamlamak için değil; kendime yeniden yaklaşabilmek için yapıyor.
Bu yüzden geçmişi düşündüğümde aklıma önce olaylar değil, hisler geliyor.
Bir odanın ferahlığı…
Pencereden içeri giren rüzgâr…
Akşamüstü ışığının duvara düşüşü…
Ve hepsinin içinde, adını koyamadığım tanıdık bir koku.
Belki de yıllar sonra beni etkileyen şey, o günün gerçeği değil.
O günün içimde bıraktığı iz.
Çünkü zaman geçtikçe anılar eksilmiyor.
Sadece gerçeğe biraz daha az, bana biraz daha çok benziyor.
* * *
Kokuyla hafıza arasındaki bağı ilk ne zaman kurduğumu bilmiyorum.
Ama yıllar sonra, çocukken kendi tenimi kokladığımı hatırlayınca, bunun üzerinde ilk kez durdum.
Çocukken bazen burnumu kolumun iç kısmına dayayıp uzun uzun kendi tenimi koklardım.
O kokuyu çok severdim.
Ama bana neden bu kadar tanıdık ve güzel geldiğini hiç bilmezdim.
Bugün bile o kokunun bana neyi hatırlattığını bilmiyorum.
Belki de mesele, hatırlattığı şey değil.
* * *
Bir fotoğrafı gösterebiliriz.
Bir sesi dinletebiliriz.
Ama bir kokuyu başkasına veremeyiz.
Bazı kokular anlatılamaz.
Çünkü adı konduğu anda eksilirler.
Fotoğraf bize neyi gördüğümüzü hatırlatır.
Koku ise kim olduğumuzu.
Bazı kokular geçmişi değil, kendimizi hatırlatır.
* * *
Uzun süre bu kokunun bana çocukluğumu özlettiğini sandım.
Sonra fark ettim ki, özlediğim şey çocukluğum değildi.
Aslında aradığım, o günlerde hissettiğim duyguydu.
Her şey henüz mümkündü.
Hayat, henüz yaşanmamış ihtimallerle doluydu.
Gelecek, beni bekleyen bir şeydi.
O zamanlar gelecek, bir kayıp değil; bir davetti.
Belki de o yüzden bazı kokuların zamanı yoktur.
- Bazen Bir Koku Yıllarca Bekler - 22 Temmuz 2026
- Bazı Şeylerin Hesabı Tutulmaz - 30 Mayıs 2026
- Ölüm Bize Dokunmayacak, Sanıyoruz - 2 Mayıs 2026

















