Küresel ölçekte yapılan çok disiplinli araştırmalar, erkeklerin daha yüksek karbon ayak izi, daha düşük iklim kaygısı ve çevre politikalarına daha sınırlı katılımıyla, iklim krizinin toplumsal boyutunda belirleyici bir rol oynadığını ortaya koyuyor.
Erkeklik Ve İklim Krizi Arasındaki Yapısal Bağ
Üç farklı ülkeden 20’den fazla bilim insanının katkısıyla hazırlanan ve Norma: International Journal for Masculinity Studies dergisinde yayımlanan “Men, masculinities and the planet at the end of (M)Anthropocene” başlıklı çalışma, iklim krizini yalnızca çevresel değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet ilişkileri üzerinden de analiz ediyor. Araştırma, erkeklik normlarının üretim, tüketim ve siyasal karar alma süreçleriyle nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyarken, bu ilişkinin çoğu zaman iklim politikalarında göz ardı edildiğine dikkat çekiyor.
Makale, Kanada’daki boru hattı politikalarından Çin’in Pasifik stratejilerine, Finlandiya’daki et tüketimi odaklı dijital kültürden küresel ölçekteki erkek aktivist hareketlere kadar geniş bir yelpazede, erkeklik pratiklerinin çevresel etkilerini inceliyor. Bu çerçevede erkeklik, yalnızca bireysel davranışlar değil, aynı zamanda güç, mülkiyet ve kontrol ilişkileri üzerinden tanımlanan yapısal bir kategori olarak ele alınıyor.
Karbon Ayak İzinde Cinsiyet Farkı
Araştırma bulguları, erkeklerin genel olarak daha yüksek karbon ayak izine sahip olduğunu gösteriyor. Özellikle ulaşım, turizm ve et tüketimi gibi alanlarda erkeklerin çevresel etkisinin daha belirgin olduğu vurgulanıyor. Fransa’da 2025 yılında 15 bin kişiyle yapılan bir çalışma, erkeklerin ulaşım ve gıdadan kaynaklı emisyonlarının kadınlara kıyasla yüzde 26 daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.
Bununla birlikte, erkeklerin iklim değişikliğine yönelik kaygı düzeylerinin daha düşük olduğu, çevre politikalarında daha az iddialı tutum sergiledikleri ve gündelik alışkanlıklarını değiştirme konusunda daha isteksiz davrandıkları da araştırmanın öne çıkan bulguları arasında yer alıyor. Bu durum, yalnızca bireysel tercihlerle değil, toplumsal cinsiyet normlarının şekillendirdiği davranış kalıplarıyla ilişkilendiriliyor.
Erkeklik Normları Ve İklim İnkârı
Journal of Environmental Psychology dergisinde yayımlanan bir başka çalışma ise “erkeklik stresi” olarak tanımlanan olgunun iklim inkârı ile ilişkisini ortaya koyuyor. Buna göre, “kadınsı görünme” kaygısı yüksek olan erkekler, çevre dostu davranışlardan kaçınma eğilimi gösteriyor; sürdürülebilir ürünleri tercih etmemek ya da iklim krizine dair kaygıyı bastırmak, bu kimlik savunusunun bir parçası haline geliyor.
Araştırma ayrıca erkeklerin, yüksek çevresel etkiye sahip sektörlerde—tarım, enerji, madencilik ve militarizm gibi—mülkiyet ve yönetim düzeyinde daha baskın olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, iklim krizinin yalnızca tüketim alışkanlıklarıyla değil, üretim ilişkileri ve iktidar yapılarıyla da doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Eleştiri Ve Dönüşüm Arasındaki Gerilim
Çalışmanın editörü Prof. Jeff Hearn, “Bazı erkek davranışlarının çevre üzerinde açıkça olumsuz etkileri olduğunu gösteren çok sayıda veri var; ancak bu boyut sürdürülebilirlik tartışmalarında çoğu zaman yok sayılıyor” diyerek, iklim krizinin toplumsal cinsiyet boyutunun yeterince tartışılmadığını vurguluyor.
Bununla birlikte araştırma, tüm erkekleri homojen bir kategori olarak ele almıyor. Özellikle küresel güneydeki düşük gelirli erkeklerin çevresel etkilerinin farklılaştığına dikkat çekilirken, birçok erkek aktivistin iklim adaleti için aktif mücadele yürüttüğü de belirtiliyor. Bu durum, sorunun yalnızca bireysel değil, sınıfsal ve coğrafi eşitsizliklerle iç içe geçmiş yapısal bir mesele olduğunu ortaya koyuyor.
Sonuç: İklim Krizinde Görünmeyen Değişken
Araştırma, iklim krizine dair tartışmalarda çoğu zaman görünmez kalan bir değişkeni açığa çıkarıyor: erkeklik. Erkeklik normlarının tüketim alışkanlıklarından siyasal kararlara kadar geniş bir alanda etkili olduğu düşünüldüğünde, sürdürülebilir bir gelecek için bu normların yeniden sorgulanması gerektiği vurgulanıyor.
Bu bağlamda iklim krizi, yalnızca teknik çözümlerle değil; aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliği, üretim ilişkileri ve kültürel dönüşümle birlikte ele alınması gereken çok katmanlı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.
Kaynaklar:
- Norma: International Journal for Masculinity Studies, “Men, masculinities and the planet at the end of (M)Anthropocene”
- Journal of Environmental Psychology, ilgili çalışma (2024)
- Fransa merkezli 2025 tarihli karbon ayak izi araştırması (15 bin katılımcı)
- Araştırma editörü Prof. Jeff Hearn’ın değerlendirmeleri

















