Gazze’ye yönelik deniz ablukasını protesto etmek ve insani dayanışma çağrısı yapmak amacıyla Akdeniz’de ilerleyen Sumud Filosu’na, İsrail Donanması’nın Yunanistan açıklarında müdahalede bulunduğu bildirildi. Uluslararası sularda gerçekleştiği belirtilen müdahale, İsrail’in yalnızca Gazze’de değil deniz hukukunda da fiili bir üstünlük kurma arayışını yeniden gündeme taşıdı. Uyarı ateşi açıldığı ve 11 gemilik filoyla irtibatın kesildiği iddiası, uluslararası hukukun bir kez daha güç karşısında nasıl askıya alındığını gösteriyor.
Gazze Ablukasına Karşı Dayanışma Filosu Hedefte
Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail ablukasını protesto etmek amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu, Akdeniz’de yeni bir müdahaleyle karşı karşıya kaldı. Filoya ait açıklamalara göre İsrail Donanması, Yunanistan’ın Kalamata kenti açıklarında bulunan gemilere müdahalede bulundu.
İddiaya göre İsrail savaş gemileri, Kalamata’nın yaklaşık 80 ila 100 deniz mili güneyinde bulunan filoya ait gemilerden birine yaklaştı ve uyarı ateşi açtı. Ardından filoda yer alan toplam 11 gemiyle iletişimin kesildiği duyuruldu.
Sumud Filosu, Gazze’de süren insani krize dikkat çekmek ve İsrail’in yıllardır sürdürdüğü deniz ablukasını uluslararası kamuoyunun gündemine taşımak amacıyla Akdeniz’de sivil bir dayanışma hattı oluşturmayı hedefliyordu.
Uluslararası Sularda Müdahale, Hukuki Tartışmayı Derinleştiriyor
Olayın en kritik boyutu, müdahalenin uluslararası sularda gerçekleştiği iddiası. Deniz hukukuna göre uluslararası sularda sivil gemilere yönelik askeri müdahale, açık ve istisnai koşullar dışında ciddi hukuki ihlal olarak değerlendiriliyor.
İsrail ise uzun süredir Gazze’ye yönelik deniz ablukasını güvenlik gerekçesiyle meşrulaştırmaya çalışıyor. Ancak ablukanın kendisi kadar, bu ablukanın uluslararası sularda üçüncü taraf gemilere uygulanması da yıllardır uluslararası hukuk çevrelerinde tartışma konusu.
Bu son müdahale, 2010’daki Mavi Marmara saldırısını yeniden hatırlattı. O dönemde de uluslararası sularda gerçekleşen operasyon, dünya kamuoyunda büyük tepki yaratmış; ancak somut yaptırımlar sınırlı kalmıştı.
Güç Hukuku, Hukukun Yerini Alıyor
İsrail’in Gazze politikası uzun süredir yalnızca askeri operasyonlarla değil, uluslararası normların fiilen aşındırılmasıyla da tartışılıyor. Abluka, yardım konvoylarına müdahale, gazetecilerin hedef alınması ve sivil altyapının sistematik yıkımı; hukuki sınırların giderek siyasal güç tarafından belirlendiği bir tabloyu ortaya koyuyor.
Sumud Filosu’na yönelik bu müdahale de aynı çizginin devamı olarak görülüyor. Uluslararası sularda bir sivil filoya uyarı ateşi açılması, yalnızca bölgesel bir askeri refleks değil; “dokunulmazlık” hissiyle hareket eden bir devlet pratiğinin göstergesi olarak okunuyor.
Daha çarpıcı olan ise uluslararası toplumun bu tür müdahaleler karşısındaki sessizliği. Kınama açıklamaları ile sınırlı kalan diplomatik refleks, fiili durumu değiştirmiyor; aksine hukuksuzluğu kalıcılaştırıyor.
Dünya İzliyor, Gazze Kuşatma Altında Kalıyor
Gazze’de aylardır süren yıkım ve insani felaket karşısında uluslararası dayanışma girişimleri artarken, bu girişimlerin askeri müdahaleyle bastırılması bölgedeki izolasyonu daha da derinleştiriyor.
Sumud Filosu’na yönelik saldırı, yalnızca bir deniz güvenliği meselesi değil; aynı zamanda uluslararası toplumun vicdani ve siyasi sınavı olarak da değerlendiriliyor. Eğer uluslararası sularda bile insani dayanışma kriminalize ediliyorsa, mesele artık yalnızca Gazze değil; küresel hukuk düzeninin meşruiyetidir.
Bugün Akdeniz’de susturulan yalnızca bir filo değil; hukukun kendisidir.
- NHY / Küresel Sumud Filosu açıklamaları












