1 Mayıs denince çoğu insanın zihninde aynı sahne canlanır: 1886 Chicago, Haymarket Meydanı, polis kurşunları, idam edilen sendikacılar ve ardından doğan bir işçi bayramı… Bu anlatı o kadar tekrar edildi ki artık neredeyse tartışılmaz bir tarihsel hakikat gibi kabul edildi. Oysa bazen en güçlü yalanlar, en çok tekrar edilen doğruların içine saklanır.
Prof. Dr. Aziz Çelik, “Bir Geleneğin Kökeni: 1 Mayıs Nasıl Doğdu veya Doğru Bilinen Yanlış!” başlıklı çalışmasında tam da bu ezberi bozuyor. Çelik’in açık ve net cümlesi şu: “1 Mayıs, Samanpazarı trajedisi ile değil, sekiz saatlik işgünü mücadelesiyle doğdu.”
Bu düzeltme yalnızca akademik bir dipnot değildir; emek tarihinin siyasal hafızasını yeniden kurmak anlamına gelir. Çünkü tarihin nereden başlatıldığı, bugünün mücadelesinin nasıl kurulacağını da belirler.
Chicago’dan Önce Başlayan Kavga
Sanayi devrimi sonrası kapitalizmin ilk büyük düzeni, işçinin zamanını çalmak üzerine kuruldu. Çocuklar altı yaşında fabrikaya sokuluyor, kadınlar ve erkekler günde 14-16 saat çalıştırılıyordu. Robert Owen’ın anlattığı tablo, bugünün güvencesiz emek rejiminin atasıydı. İşçinin bedeni sadece üretim aracı değil, tüketilebilir bir yakıt olarak görülüyordu.
Bu nedenle 1 Mayıs’ın gerçek başlangıcı bir anma değil, bir talep hareketidir: sekiz saat çalışma, sekiz saat dinlenme, sekiz saat insanca yaşama hakkı.
İngiltere’de 1802 tarihli ilk Fabrika Yasası çocuk işçileri sınırlamaya çalıştı; ardından 1833 ve sonraki düzenlemeler geldi. Ancak asıl büyük dalga, 19. yüzyıl boyunca işçi sınıfının çalışma süresini kısaltma mücadelesiyle yükseldi. Yani 1 Mayıs, önce kurşunla değil, saatle başladı.
Haymarket Bir Sonuçtu, Başlangıç Değil
1886 yılında Amerikan Emek Federasyonu (AFL), sekiz saatlik işgünü talebiyle büyük bir kampanya başlattı ve 1 Mayıs 1890 için kitlesel bir genel eylem çağrısı yaptı. Chicago’daki Haymarket/Samanpazarı olayları ise 3-4 Mayıs 1886’da, bu mücadelenin sert devlet şiddetiyle bastırılmasının trajik bir halkasıydı.
Aziz Çelik’in vurgusu burada çok nettir: Haymarket trajedisi önemlidir ama “bildiğimiz anlamda 1 Mayıs bayramı/geleneği ile ilişkisi yoktur.”
Yani işçi bayramı, ölülerin ardından ilan edilmedi; yaşayanların çalışma saatlerini kısaltma talebinden doğdu.
Bu ayrım küçümsenemez. Çünkü birini merkez aldığınızda 1 Mayıs bir yas günü olur; ötekini merkez aldığınızda ise sınıf mücadelesinin örgütlü iradesi.
Asıl Karar Paris’te Alındı
Tarihsel kırılma noktası 1889’dur. Second International Paris Kongresi’nde toplanan İkinci Enternasyonal, işçilerin sekiz saatlik işgünü talebini kamu otoritelerine duyurmak amacıyla bütün ülkelerde aynı gün uluslararası gösteriler yapılmasını kararlaştırdı.
Ve çünkü AFL daha önce 1 Mayıs 1890 tarihini belirlemişti, uluslararası gösteri günü olarak 1 Mayıs seçildi. Kararda Haymarket trajedisinden söz edilmiyordu; mesele sekiz saatlik işgünüydü.
Eric Hobsbawm da aynı noktayı vurgular: “1 Mayıs Bayramı, Temmuz 1889’da Paris’te toplanan İkinci Enternasyonal Kongresi’nde kabul edilmiş bir karardır.”
Demek ki 1 Mayıs’ın doğum belgesi Chicago’da değil, Paris’tedir.
Bayramı Yaratan İşçilerdi
İlginç olan şu: İlk karar aslında tek seferlikti. Her yıl kutlanacak sürekli bir işçi bayramı planlanmamıştı.
Ama 1 Mayıs 1890 gösterileri öylesine büyük bir yankı yarattı ki bu geri döndürülemedi. Londra’da yarım milyon işçi yürüdü. The New York Times bunu “Emeğin İmdat Çığlığı” başlığıyla verdi.
Rosa Luxemburg’un ifadesiyle, “1 Mayıs’ın yalnızca bir kez kutlanması yeterli oldu.” Çünkü işçi sınıfı bu günü kendisi sahiplenmişti. 1891 Brüksel Kongresi’nde 1 Mayıs her yıl kutlanacak uluslararası işçi günü olarak resmileşti.
Yani bayramı kararlar değil, meydanlar yarattı.
Bugünün Türkiye’si Ve Eski Kavga
Bugün Türkiye’de işçiler hâlâ uzun çalışma saatleri, güvencesizlik, sendikasızlaştırma ve iş cinayetleri arasında yaşıyor. Resmi istatistiklerin ötesinde, insanlar hâlâ çalışarak ölüyor.
Aziz Çelik’in metninin en sarsıcı yanı da burada: 1 Mayıs’ın doğuşuna neden olan sorunların bütünüyle geçmişte kalmadığını göstermesi.
ILO kurulurken 1919 Versailles Antlaşması’yla sekiz saatlik işgünü temel ilke olarak kabul edildi. Ama 21. yüzyılda bile bu mücadele bitmedi. Hollandalı işçi ile Koreli işçi arasındaki yüzlerce saatlik fark, sınıf meselesinin küresel biçimde sürdüğünü gösteriyor.
Türkiye’de ise mesele daha sert: burada yalnızca uzun çalışma değil, ölümle çalışma var.
Bu yüzden 1 Mayıs nostalji değil; güncel bir sınıf meselesidir.
Doğru Tarih, Doğru Mücadele
Tarih bazen iktidar tarafından değil, alışkanlık tarafından tahrif edilir. 1 Mayıs’ın yalnızca Haymarket’ten ibaret sanılması da böyle bir şeydir.
Oysa doğru tarih şunu söyler: 1 Mayıs, kurşunların değil, sekiz saatlik yaşam hakkı talebinin günüdür.
Haymarket o mücadelenin acı hafızasıdır; ama başlangıcı değildir.
Bu yüzden 1 Mayıs’a bakarken sadece ölenleri değil, yaşamak isteyenleri görmek gerekir.
Çünkü mesele yalnızca işçinin ölümü değil, yaşam süresidir.
Yalnızca anmak değil, zamanı geri almaktır.
Ve belki de bu yüzden 1 Mayıs hâlâ en tehlikeli gündür:
İşçinin, patrona ait sanılan zamanı geri isteme günü olduğu için.
Kaynaklar:
- Aziz Çelik, “Bir Geleneğin Kökeni: 1 Mayıs Nasıl Doğdu veya Doğru Bilinen Yanlış!”, Emek Araştırma Dergisi, Haziran 2022 (ResearchGate)
- Eric Hobsbawm, “Bir Tatilin Doğuşu: 1 Mayıs”
- Rosa Luxemburg, “1 Mayıs’ın Kökleri Nedir?”
- AFL ve İkinci Enternasyonal Kongre kararları üzerine tarihsel belgeler (ResearchGate)
- 1 Mayıs Üzerine Doğru Bilinen Yanlışlar - 29 Nisan 2026
- Eğitim Kılıfında Çocuk Emeği: Sistematik Sömürü Derinleşiyor - 24 Nisan 2026
- Çocuğun Ruhunu Coğrafya da Büyütür - 22 Nisan 2026














