back to top
Ana Sayfa Haber Galatasaray Meydanı’nda 1915’in Hafızası: İnkâra Karşı Hakikat Nöbeti

Galatasaray Meydanı’nda 1915’in Hafızası: İnkâra Karşı Hakikat Nöbeti

Cumartesi Anneleri/İnsanları, 1100’üncü hafta buluşmalarında yalnızca gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini değil, 24 Nisan 1915’te gözaltına alındıktan sonra yok edilen Ermeni aydınların hafızasını da Galatasaray Meydanı’na taşıdı. “Unutturmaya karşı hatırlamayı, inkâra karşı hakikati savunmaktan vazgeçmeyeceğiz” diyen aileler ve hak savunucuları, geçmişle yüzleşilmeden bugünün adaletsizliğinin sona ermeyeceğini bir kez daha vurguladı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 1100’üncü haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Kayıp yakınları, insan hakları savunucuları ve çok sayıda yurttaş, kaybedilenlerin fotoğrafları ve karanfillerle meydanda toplandı.

Bu haftaki buluşmada, 24 Nisan 1915’te Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeni Soykırımı’nın başlangıcı olarak kabul edilen operasyon kapsamında gözaltına alınan ve ardından kaybedilen 174 Ermeni aydını anıldı. Eylemde özellikle Azadamard gazetesinin kurucularından Haçadur Malumyan (Agnuni) üzerinden hafıza ve inkâr politikaları gündeme taşındı.

24 Nisan’ın Gecesi: Hafızanın Tasfiyesi

Basın açıklamasını İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu üyesi Eren Keskin okudu. Keskin, 24 Nisan 1915 gecesi İttihat ve Terakki hükümetinin İçişleri Bakanı Talat Bey’in emriyle İstanbul’da kapsamlı bir operasyon başlatıldığını hatırlattı.

Önceden hazırlanan listeler doğrultusunda gece yarısından sonra evleri basılan Ermeni aydınlara, “İfadeniz var, bir saat içinde geri döneceksiniz” denildiğini aktaran Keskin, gözaltına alınanların önce karakollara, ardından Sultanahmet Merkez Hapishanesi’ne götürüldüğünü söyledi.

Keskin, “Aralarında milletvekilleri, yazarlar, şairler, doktorlar, gazeteciler, avukatlar ve akademisyenler vardı. Onlar Ermeni toplumunun hafızası, sözü ve kanaat önderleriydi” diyerek, operasyonun yalnızca bireylere değil, bir halkın kolektif hafızasına yöneldiğini vurguladı.

Ayaş Ve Çankırı’ya Giden Yol: Dönüşsüz Sürgün

Gözaltına alınan aydınların 25 Nisan’da özel bir trenle Ayaş ve Çankırı’ya sevk edildiğini belirten Keskin, sonraki günlerde tutuklananlarla birlikte bu sayının 250’ye ulaştığını ifade etti.

Ancak bu sevkin bir yargı süreci değil, sistematik bir yok edilişin başlangıcı olduğunu söyleyen Keskin, devlet gözetimi altındaki bu insanlardan 174’ünün bir daha geri dönmediğini belirtti.

“Arkalarında bir mezar taşı bile bırakılmadı. Resmi kayıtlara ise ‘firar etti’ ya da ‘serbest bırakıldı’ diye geçirildiler. Hakikat, inkârın karanlığına gömüldü” diyen Keskin, resmi tarihin yalnızca suskunluk değil, aktif bir silme politikası üzerine kurulduğunu söyledi.

Agnuni: Varılamayacak Bir Yolun Başlangıcı

Kaybedilen isimler arasında yer alan Haçadur Malumyan’ın, bilinen adıyla Agnuni’nin hikâyesi de meydanda yeniden anlatıldı. Azadamard gazetesinin kurucularından olan Agnuni’nin, güçlü kalemi ve etkili politik diliyle tanındığını belirten Keskin, onun da 24 Nisan gecesi gözaltına alındığını aktardı.

Agnuni’nin, tutuklama emrinde Talat Bey’in imzasını görünce büyük şaşkınlık yaşadığını söyleyen Keskin, kısa süre önce birlikte yemek yediği ve hastalığında kendisini ziyaret eden bir kişinin emriyle gözaltına alınmasını anlamakta zorlandığını ifade etti.

Ayaş’a sevk edilen Agnuni’nin hâlâ bunun bir yanlışlık olduğunu düşündüğünü ve Talat Bey’e telgraf çekerek serbest bırakılma talebinde bulunduğunu belirten Keskin, bu çağrının yanıtsız kaldığını söyledi.

2 Haziran 1915’te Agnuni’nin de aralarında bulunduğu altı Ermeni aydının “yargılanmak üzere” Diyarbakır’a gönderilmesinin emredildiğini belirten Keskin, bunun “varılamayacak bir yolun başlangıcı” olduğunu ifade etti.

Devlet Korumasında Kaybedilmek

Keskin’in aktardığına göre Agnuni ve beraberindeki altı aydın, polis ve jandarma eşliğinde günler süren yolculuğun ardından Sêwereg’te Teşkilat-ı Mahsusa bağlantılı Hacı Tellal Hekimoğlu çetesi tarafından katledildi.

Devlet koruması altında yola çıkarılan bu isimlerin bir mezar taşı bile olmadan yok edildiğini belirten Keskin, sonrasında hazırlanan resmi raporlarda ise “korumalarından kaçıp Rusya’ya gittikleri” iddiasının yer aldığını söyledi.

“Hakikat kayıtlardan silindi. Yerine inkâr yazıldı” diyen Keskin, geçmişle yüzleşmemenin yalnızca tarihsel bir sorun değil, bugünün cezasızlık rejimini besleyen temel bir siyasal tercih olduğunu vurguladı.

1100 Haftalık Israr: Hafızaya Karşı Unutturma Politikası

Cumartesi Anneleri adına konuşan Hanife Yıldız ise yıllardır süren adalet arayışının yarattığı yorgunluğu ve direnci dile getirdi.

“1110 hafta ne kadar kolay söyleniyor değil mi?” diyerek konuşmasına başlayan Yıldız, bu sürenin içinde yaşanan acının kelimelere sığmadığını belirtti.

“Onlar hâlâ duymamakta direniyorlar. Bize verilmeyenler için mezar yaptık, onu da bize çok gördüler” sözleriyle devletin inkâr politikalarının yalnızca geçmişe değil, bugünün yas hakkına da müdahale ettiğini ifade etti.

Galatasaray Meydanı bir kez daha yalnızca bir protesto alanı değil; bastırılan hafızanın kamusal vicdana dönüştüğü bir tanıklık mekânı oldu.

Cumartesi Anneleri’nin 1100 haftalık ısrarı, yalnızca kayıpların değil; hakikatin de kaybedilmesine karşı verilen bir mücadele olarak tarihe yazılmaya devam ediyor.


  • NHY /  MA, İHD