Eskişehir’de Doruk Madencilik’te çalışan işçilerin ücret, kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi talebiyle başlattığı direniş Ankara’da sürüyor. Kurtuluş Parkı’nda açlık grevinin üçüncü gününe giren işçiler, “Haklarımızı bugünkü faiz oranlarıyla versinler, hemen gideriz” diyerek hem şirketi hem de siyasi iktidarı sorumluluk almaya çağırdı.
Yürüyüş Ankara’ya Ulaştı, Direniş Büyüdü
Bağımsız Maden İş Sendikası üyesi Doruk Madencilik işçileri, aylardır ödenmeyen ücretleri ve tazminatları için başlattıkları yürüyüşün dokuzuncu gününde Ankara’ya ulaştı. Dün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde gözaltına alınan işçiler ve sendika yöneticileri, 14 saatlik gözaltının ardından serbest bırakıldı.
Bugün ise Kurtuluş Parkı’nda açlık grevlerinin üçüncü gününde mücadelelerini sürdüren işçiler, yalnızca kendi alacakları için değil, Türkiye’de giderek derinleşen emek sömürüsüne karşı da ses yükselttiklerini vurguladı.
Bağımsız Maden İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, işçilerin taleplerinin son derece açık olduğunu belirterek, “Kıdemlerimizi, ihbarlarımızı, özlük haklarımızı bugünkü faiz oranlarıyla versinler, biz hemen çekip gideriz” dedi.
“Holdingler Kazanıyor, İşçiler Yoksullaşıyor”
Başaran Aksu, Doruk Madencilik patronlarının yalnızca ücretleri ödememekle kalmadığını, işçilerin örgütlü mücadelesini bastırmak için tehdit mekanizmalarını da devreye soktuğunu söyledi. Beypazarı’nda yapılan ilk açıklamanın ardından şirketin apar topar ödeme duyurusu yaptığını aktaran Aksu, işçilerin “bağımsız” hareket etmemeleri için baskı kurulduğunu öne sürdü.
Aksu, “Holdingler ülkenin dört bir yanında işçileri, emekçileri, köylüleri soyuyorlar. Emeklerinin karşılığında ya ucuz ücret veriyorlar ya da bu örnekte olduğu gibi o ucuz ücretin parasını bile ödemiyorlar” diyerek, sorunun tek bir şirketle sınırlı olmadığını ifade etti.
Türkiye’de orta sınıfın da hızla yoksullaştığını belirten Aksu, ekonomik düzenin tek kazananının büyük sermaye grupları olduğunu savunarak, “Bir tek kazanan var: holdingler. Kâr katlamayan, büyümeyen holding yok” dedi.
Bakanlık Önünde Gözaltı, Diyalog Yerine Baskı
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde yapılan eylem sırasında sabah saatlerinde operasyon düzenlendiğini söyleyen Aksu, işçilerin kamuoyundan izole edilmek amacıyla şehir dışındaki bir hastaneye sevk edildiğini anlattı.
Aksu, Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar’ın madencilerle görüşmek yerine gözaltı sürecini tercih ettiğini ileri sürerek, “Madencileri dinlemek yerine gözaltına aldırdı. Sicili de böyle başladı” ifadelerini kullandı.
Aynı gün bakanlıkta “sarı sendika” olarak nitelendirdiği sendika yöneticileriyle görüşme yapılmasına da tepki gösteren Aksu, “Biz ezilirken onlar içeride fotoğraf veriyor” diyerek sendikal bürokrasiye de sert eleştiriler yöneltti.
“Yasalaştırın Köleliği” Çıkışı
Başaran Aksu’nun en sert eleştirilerinden biri ise çalışma yaşamındaki güvencesizlik ve emek rejimine yönelik oldu. Yeni anayasa tartışmalarına gönderme yapan Aksu, mevcut fiili durumun zaten kölelik düzenine dönüştüğünü savunarak dikkat çeken bir çıkış yaptı:
“Eğer insanlara bunu dayatıyorsanız, yasalaştırın köleliği; biz de buna uyalım. Çalışma Bakanı da kölebaşı olsun. Pratikte yaşanan tam olarak budur” dedi.
Bu sözler, yalnızca bir öfke ifadesi değil; Türkiye’de emeğin sistematik biçimde değersizleştirilmesine karşı sınıfsal bir itiraz olarak yankı buldu. İşçilerin talepleri karşılanmadıkça direnişin süreceğini belirten Aksu, “Muhatap değilseniz önümüzden çekilin, biz yürümeye devam edeceğiz” diyerek mücadele kararlılığını yineledi.
Emek Mücadelesi Tek Bir Fabrikanın Meselesi Değil
Doruk Madencilik direnişi, yalnızca tazminat ve maaş meselesi değil; Türkiye’de işçilerin giderek artan güvencesizlik, sendikasızlaştırma ve siyasal baskı karşısındaki ortak tablosunun yeni bir örneği olarak öne çıkıyor.
Maden işçilerinin Ankara yürüyüşü, emeğin görünmez kılınmasına karşı görünür olma mücadelesi haline gelirken, sorulan temel soru değişmiyor: Bu ülkede hukuk gerçekten işçi için de var mı?











