back to top
Ana Sayfa Forum Sosyalizim Sosyalizm Korkusu Sağın Eski Refleksi

Sosyalizm Korkusu Sağın Eski Refleksi

Batı’da genç kuşakların artan sosyalizm ilgisi, yalnızca tarihsel bir ideolojik tartışmayı değil, aynı zamanda liberal muhafazakâr çevrelerin sınıfsal ve siyasal korkularını da yeniden görünür hale getiriyor. Lenin’in ölümünün yüzüncü yılı vesilesiyle kaleme alınan eleştiriler, çoğu zaman tarihsel bir muhasebeden çok, kapitalizmin krizleri karşısında büyüyen eşitlik ve kamuculuk arayışına duyulan tedirginliğin ifadesi olarak okunuyor.

Lenin Üzerinden Güncel Bir Siyasal Hesaplaşma

Vladimir Lenin’in ölümünün 100. yılı üzerine The Bulwark’ta yayımlanan Cathy Young imzalı değerlendirme, görünürde Lenin’in tarihsel mirasını tartışsa da, esas olarak günümüz genç kuşaklarının sosyalizme yeniden ilgi duymasına karşı ideolojik bir savunma metni niteliği taşıyor.

Yazı, Lenin’i yalnızca Sovyet “baskı aygıtının” kurucusu olarak değil, bugünün sol eğilimlerinin de tarihsel kaynağı olarak konumlandırıyor. Böylece mesele tarihsel bir liderin eleştirisinin ötesine taşınıyor; sosyal devlet, kamusal mülkiyet, gelir adaleti ve anti-kapitalist siyaset arayışları da dolaylı biçimde kriminalize ediliyor.

Bu yaklaşım, özellikle Soğuk Savaş sonrası uzun yıllar boyunca “tarihin sonu” ilan edilerek mahkûm edilen sosyalizmin, yeni kuşaklar arasında yeniden tartışılmaya başlanmasının yarattığı rahatsızlığı yansıtıyor.

Genç Kuşaklar Neden Yeniden Sosyalizme Bakıyor

Bugünün gençleri için sosyalizm, Sovyet nostaljisinden çok; barınma krizi, güvencesiz çalışma, öğrenci borçları, sağlık hizmetlerine erişim ve derinleşen gelir eşitsizliğiyle ilgili somut bir sorgulama alanı olarak öne çıkıyor.

Jacobin gibi yayınların genç kuşaklar arasında karşılık bulmasının nedeni de tam burada yatıyor: Sosyalizm artık bir dogma değil, neoliberal düzenin yarattığı yapısal tahribata karşı alternatif bir kamusal çözüm arayışı olarak görülüyor.

Ancak bu ilgi, özellikle kendisini liberal demokrat olarak tanımlayan fakat ekonomik düzende radikal bir dönüşümü tehdit olarak gören çevrelerde ciddi bir huzursuzluk yaratıyor. Lenin tartışmasının sertleşmesi de bu nedenle tesadüf değil.

Sağın Yükselişine Sessizlik, Sola Karşı Alarm

Dikkat çekici olan ise aynı çevrelerin Avrupa’da ve ABD’de yükselen aşırı sağ hareketlere karşı aynı sertliği göstermemesi. Göçmen karşıtlığı, otoriter milliyetçilik ve demokratik kurumların aşınması karşısında çoğu zaman “denge siyaseti” öneren ya da sessiz kalan birçok liberal muhafazakâr yorumcu, konu sosyalizme geldiğinde sert bir alarm dili kuruyor.

Bu çifte standart, eleştirinin ilkesel değil sınıfsal olduğunu düşündürüyor. Çünkü sorun otoriterlik değil; sermaye düzenine yönelik müdahale ihtimali.

Steve Bannon gibi sağ popülist figürlerin açık biçimde yıkıcı siyasal stratejileri savunması ya da aşırı sağın kurumsal gücü artırması, çoğu zaman “politik gerçekçilik” başlığı altında normalize edilirken; kamucu ekonomi talepleri ise “Leninizm tehdidi” olarak sunuluyor.

Lenin Tartışmasında Tarih Ve Propaganda

Elbette Vladimir Lenin ve Sovyet deneyimi eleştiriden muaf değildir. Baskı, tek parti rejimi, siyasal şiddet ve devlet terörü tarihsel olarak ciddi biçimde tartışılmalıdır. Ancak bu eleştirinin amacı tarihsel yüzleşme değil de bugünün eşitlik taleplerini bastırmak olduğunda, analiz yerini propaganda alır.

Lenin’i tartışmak ile sosyal adalet fikrini kriminalize etmek aynı şey değildir. Fakat birçok Batılı muhafazakâr analiz, bu ayrımı bilinçli biçimde ortadan kaldırıyor.

Bu nedenle sosyalizm eleştirisi çoğu zaman bilgiye değil, reflekslere dayanıyor: mülkiyet korkusu, sınıf ayrıcalığının savunusu ve kamusal olanın güçlenmesine karşı tarihsel bir direnç.

Bilgisizlikten Çok Siyasal Konumlanma

Sosyalizme yönelik bu korkunun temelinde yalnızca tarih bilgisizliği değil, daha derin bir ideolojik pozisyon bulunuyor. Çünkü mesele Lenin’in ne yaptığı değil; bugün gençlerin neden başka bir düzen hayal etmeye başladığıdır.

Kapitalizmin krizleri derinleştikçe, sosyalizm yeniden bir soru olarak geri dönüyor. Bu soru bazen Marx’ta, bazen sendikalarda, bazen kamusal sağlık talebinde, bazen kira krizine karşı öfkede kendini gösteriyor.

Asıl rahatsızlık da burada başlıyor: İnsanlar yalnızca sistemi eleştirmiyor, artık onun dışında bir ihtimali de düşünmeye başlıyor.

Sosyalizm Tartışması Geleceğin Tartışmasıdır

Bugün sosyalizm üzerine yürüyen tartışma, geçmişin ideolojik enkazı değil; geleceğin nasıl kurulacağına dair bir mücadeledir. Genç kuşakların bu soruyu yeniden sorması, otoriterlik arzusu değil; güvenceli, adil ve eşit bir yaşam arayışıdır.

Bu nedenle sosyalizme duyulan ilgiyi yalnızca Lenin korkusuyla açıklamak, hem tarihsel olarak eksik hem de siyasal olarak yanıltıcıdır. Asıl mesele, geçmişin hayaletleri değil; bugünün adaletsizliğidir.


Kaynaklar

  • The Bulwark, Cathy Young, “Lenin Is Still Dead—or Is He?” (23 Ocak 2024)
  • Jacobin, Lenin ve sosyalizm tartışmaları üzerine yayımlanan analizler
  • Vladimir Lenin biyografileri ve tarihsel arşiv çalışmaları
  • Batı’da genç kuşakların sosyalizm eğilimlerine ilişkin kamuoyu araştırmaları ve politik analizler