KESK, aynı gün içinde iki kadın ve bir çocuğun yaşamını yitirdiği olayların ardından yaptığı açıklamada, kadın ve çocuklara yönelik şiddetin münferit değil politik ve yapısal olduğunu vurgulayarak iktidarı ve ilgili kurumları sorumluluk almaya çağırdı; veriler ise Türkiye’de cezasızlık ve yetersiz koruma mekanizmalarının kronikleştiğini gösteriyor.
KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu), sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, kadınların ve çocukların istismar ve şiddete karşı korunamadığını, faillerin ise cezasızlık, iyi hâl indirimleri ve etkin soruşturma yürütülmemesi gibi uygulamalarla fiilen korunduğunu belirtti. Açıklama, Zeytinburnu’nda bir kadın ve kız çocuğunun hayatını kaybettiği olayın ardından geldi.
Artan Şiddet Ve Yetersiz Koruma Mekanizmaları
Türkiye’de kadın cinayetleri ve çocuk istismarı vakaları uzun süredir kamuoyunun gündeminde. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre son yıllarda her ay onlarca kadın erkek şiddeti sonucu hayatını kaybediyor; çok sayıda şüpheli ölüm ise aydınlatılmayı bekliyor. Resmi veriler ile bağımsız raporlar arasındaki farklar ise şeffaflık tartışmasını derinleştiriyor.
Çocuk istismarı konusunda da tablo benzer. Adalet Bakanlığı ve baroların çocuk hakları merkezlerinin paylaştığı sınırlı istatistikler, her yıl binlerce istismar dosyasının yargıya taşındığını gösteriyor. Ancak davalarda uzun yargılama süreçleri, delil toplamadaki eksiklikler ve iyi hâl indirimleri kamuoyunda “cezasızlık algısını” güçlendiriyor.
KESK açıklamasında, şikâyete rağmen koruma tedbirlerinin uygulanmamasına ve faillerin tutuklanmamasına dikkat çekerek, mevcut sistemin kadınlar ve çocuklar lehine işlemekte yetersiz kaldığını savundu.
İstanbul Sözleşmesi Tartışması Ve Hukuki Çerçeve
Türkiye, 2021 yılında Cumhurbaşkanlığı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmişti. Sözleşme, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve faillerin cezalandırılmasına ilişkin kapsamlı yükümlülükler içeriyordu. Çekilme kararı hem iç hukukta hem de uluslararası kamuoyunda tartışmalara yol açtı.
Kadın örgütleri ve sendikalar, sözleşmeden çekilmenin koruyucu ve önleyici mekanizmaların zayıflamasına yol açtığını savunurken; hükümet, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un yürürlükte olduğunu ve yeterli olduğunu belirtiyor.
Ancak sahadaki uygulamalara ilişkin raporlar, 6284 kapsamındaki uzaklaştırma ve koruma kararlarının kimi vakalarda etkin biçimde uygulanmadığını ortaya koyuyor. Avrupa Konseyi’nin GREVIO raporlarında da Türkiye’de uygulamaya dönük eksikliklere dikkat çekilmişti.
Cezasızlık Algısı Ve Kurumsal Sorumluluk
KESK, açıklamasında yalnızca bireysel failleri değil; “istismarı örtbas eden, görevini ihmal eden ve etkin soruşturma yürütmeyen kurumları” da sorumlu tuttu. Bu vurgu, son yıllarda kamuoyuna yansıyan bazı vakalarda kamu görevlilerinin ihmali iddialarını yeniden gündeme taşıdı.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşların Türkiye raporlarında da, kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarı vakalarında etkin soruşturma yürütülmemesi ve cezasızlık riskine dikkat çekiliyor.
Hukukçulara göre, iyi hâl indirimlerinin yaygın kullanımı, tutuksuz yargılama pratikleri ve uzun yargılama süreleri mağdurlar açısından adalete erişimi zayıflatıyor; bu durum ise caydırıcılığı azaltıyor.
Hesap Verebilirlik Ve Siyasal Sorumluluk Tartışması
KESK, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ilk açıklamasında sorumluluk almamasını eleştirerek, siyasi ve kurumsal hesap verebilirlik kültürünün yerleşmediği bir ortamda benzer olayların tekrar edeceğini savundu.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ise kamuoyuna yaptığı açıklamalarda sosyal destek ve koruma mekanizmalarının sürdüğünü belirtiyor. Ancak kadın örgütleri, sığınak sayısının yetersizliği, sosyal hizmet personelinin iş yükü ve bütçe sınırlılıkları gibi yapısal sorunlara dikkat çekiyor.
Uzmanlara göre mesele yalnızca mevzuat değil; uygulama, denetim ve veri şeffaflığı. Çocuk istismarı ve kadın cinayetlerinde zamanaşımının kaldırılması, iyi hâl ve af uygulamalarının sınırlandırılması gibi talepler, son dönemde daha yüksek sesle dile getiriliyor.
Yapısal Bir Duraksama
Türkiye’de kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet, münferit vakalar zinciri olmaktan çıkıp yapısal bir kriz alanı haline gelmiş durumda. Sivil toplumun çağrısı açık: Önleme, koruma ve etkin soruşturma mekanizmaları güçlendirilmeden; kurumsal ihmal ve cezasızlıkla yüzleşilmeden tablo değişmeyecek.
KESK’in mesajı, yalnızca bir tepki metni değil; mevcut politikaların ve uygulamaların geldiği duraksamayı işaret eden bir uyarı niteliği taşıyor.
- NHY / KESK Basın Açıklaması















