Türkiye’de X hesaplarına yönelik erişim engelleri artık tek tek kararların ötesine geçerek genişleyen bir sansür pratiğine dönüşüyor. LGBTİ+ örgütlerinden gazetecilere, insan hakları savunucularından akademisyenlere, kadın örgütlerinden ekonomistlere kadar farklı kesimlerin hesaplarının Türkiye’den görünmez kılınması, 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesinin ifade özgürlüğü açısından nasıl kullanıldığını yeniden gündeme taşıyor. Daha da önemlisi, X’in Türkiye’den gelen hukuki taleplere önemli ölçüde uyum göstermesi, yalnızca Ankara’nın sansür politikasını değil, platformun ifade özgürlüğüne ilişkin kendi taahhütlerini de tartışmanın konusu haline getiriyor.
Türkiye’de son haftalarda X platformunda yaşanan hesap engellemeleri, artık münferit erişim kararları olarak değerlendirilemeyecek bir yoğunluğa ulaştı.
İfade Özgürlüğü Derneği’nin EngelliWeb çalışması ve ulusal basına yansıyan kararlar, eylül ayı boyunca farklı gerekçelerle yüzlerce X hesabının Türkiye’den erişime kapatıldığını gösteriyor. 16 Eylül’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 419 sosyal medya hesabına ilişkin açıklama yapılırken, aynı dönemde gazeteciler, haber kuruluşları, kadın örgütleri, LGBTİ+ kuruluşları, akademisyenler, insan hakları örgütleri ve siyasi yapıların hesaplarının da erişime engellendiği bildirildi.
22 Eylül’de ise bu kez sermaye piyasalarına ilişkin “spekülasyon amaçlı paylaşım” yaptıkları iddiasıyla 194 X hesabına erişim engeli getirildiği duyuruldu. İFÖD’ün tespitine göre bu hesapların toplam takipçi sayısı yaklaşık 12 milyon. Hesaplar arasında ekonomistler Uğur Gürses, Veysel Ulusoy ve Bilge Yılmaz’ın yanı sıra gazeteciler, finans analistleri ve sanatçı Orhan Aydın’ın hesabı da bulunuyor. Hesapların önemli bir bölümü X tarafından Türkiye’den görünmez hale getirildi.
24 Eylül’de ise yeni isimler listeye eklendi. İfade Özgürlüğü Derneği kurucularından Prof. Dr. Yaman Akdeniz ile sendikacı Başaran Aksu’nun X hesapları da Türkiye’den erişime engellendi. Akdeniz’in hesabı için gösterilen gerekçe yine “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” oldu ve kararın 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesine dayandırıldığı bildirildi.
Ortaya çıkan tablo, artık yalnızca “hangi paylaşım yasaklandı?” sorusunu değil, Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğünün dijital alanda hangi hukuki araçlarla sınırlandırıldığı sorusunu gündeme getiriyor.
Hukuki Dayanak 5651’in 8/A Maddesi
Son dönemdeki çok sayıda kararın ortak noktalarından biri, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 8/A maddesi.
Madde; yaşam hakkı, kişilerin can ve mal güvenliği, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi veya genel sağlığın korunması gibi gerekçelerle internet içeriklerinin çıkarılması veya erişimin engellenmesine imkân tanıyor.
Gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda BTK Başkanı tarafından verilen erişim engelleme kararının 24 saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulması, hâkimin de kararını 48 saat içinde açıklaması gerekiyor. Kararın onaylanmaması halinde tedbirin kalkması öngörülüyor. Anayasa Mahkemesi’nin 8/A uygulamasına ilişkin kararlarında bu mekanizmanın önemli usul sorunları barındırdığı da belirtiliyor.
Bugünkü tartışmanın düğümlendiği yer tam da burası.
Çünkü “millî güvenlik” ve “kamu düzeni” gibi oldukça geniş kavramlar, hangi içeriğin hangi somut nedenle bu iki kategoriye girdiği açıklanmadığında, ifade özgürlüğüne müdahale alanını genişletebiliyor.
Nitekim Anayasa Mahkemesi, 2023 yılında verdiği Artı Media GmbH kararında, 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesine dayanılarak yapılan erişim engellemesinde ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine hükmetti. Mahkeme, 8/A’nın mevcut haliyle kamu makamlarının takdir yetkisini keyfî uygulamalara karşı yeterince sınırlandırmadığını ve demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ifade özgürlüğü arasında adil denge kurulmasını güvence altına alan yeterli mekanizmalara sahip olmadığını belirtti.
Bu, bugünkü tartışmanın en önemli hukuki ayrıntılarından biri.
Çünkü ortada yalnızca “bu hesaplar engellendi” şeklinde siyasi bir değerlendirme bulunmuyor. Anayasa Mahkemesi, 8/A maddesinin uygulanma biçimi konusunda daha önce doğrudan ifade ve basın özgürlüğü ihlali tespit etmiş durumda.
“Millî Güvenlik” Gerekçesi Genişliyor
Eylül ayındaki uygulamalara bakıldığında gerekçelerin de oldukça farklılaştığı görülüyor.
Bir grup LGBTİ+ örgütü ve aktivistin hesabı, aile ve çocukların korunmasıyla ilişkilendirilen soruşturmalar kapsamında engellendi. Daha sonra Evrensel gazetesi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye, Barış Akademisyenleri, MLSA ve çeşitli hak örgütlerinin hesapları “millî güvenlik ve kamu düzeni” gerekçesiyle erişime kapatıldı. Ardından gazeteciler, kadın örgütleri ve siyasi yapılar aynı erişim engeli dalgasının içine girdi.
22 Eylül’deki yeni dalganın gerekçesi ise sermaye piyasalarına ilişkin “yatırımcıda korku ve paniğe neden olabilecek spekülasyon” iddiasıydı. İFÖD’e göre bu hesaplar da 8/A kapsamında ve yine “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle engellendi.
Böylece aynı hukuki mekanizma, toplumsal cinsiyet, basın, insan hakları, siyaset ve finans piyasalarına ilişkin birbirinden oldukça farklı içeriklere uygulanmış oluyor.
Bu durumun kendisi, 8/A’nın kapsamı ve uygulanma sınırları konusunda ciddi bir hukuk tartışmasını beraberinde getiriyor.
Bir Hesabın Tamamını Görünmez Kılmak Ne Anlama Geliyor?
Burada daha önemli bir ayrım bulunuyor.
Bir paylaşımın kaldırılması ile bir kişinin veya kurumun bütün X hesabının Türkiye’den görünmez hale getirilmesi aynı şey değil.
Birinci durumda belirli bir içerik hedef alınırken, ikinci durumda hesabın geçmişteki ve gelecekteki bütün paylaşımlarına erişim Türkiye’deki kullanıcılar açısından kesiliyor.
Üstelik bazı örneklerde engellenen hesapların gazetecilere, haber kuruluşlarına veya hak örgütlerine ait olması, meselenin yalnızca tek bir içeriğin hukuka uygun olup olmadığı tartışmasının ötesine geçtiğini gösteriyor. Cumhuriyet’in aktardığı üzere Evrensel gazetesinin X hesabı, Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 13 Eylül 2026 tarihli ve 2026/9112 sayılı kararıyla 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişime engellendi.
Bu noktada temel hukuk sorusu şu:
Bir paylaşım hukuka aykırı görülüyorsa neden bütün hesap cezalandırılıyor?
Ve daha önemlisi:
Bir hesabın tamamını Türkiye’deki milyonlarca kullanıcı açısından görünmez kılmak, ifade özgürlüğüne getirilen müdahalenin ölçülü olup olmadığı bakımından ayrıca inceleniyor mu?
Anayasa Mahkemesi’nin 8/A içtihadı tam da bu ölçülülük ve gerekçelendirme sorunlarına dikkat çekiyor.
X Gerçekten “Sorgulamadan” Mı Uyguluyor?
Burada X açısından da ayrı bir parantez açmak gerekiyor.
X’in Türkiye’deki uygulamalarına bakıldığında, platformun kendisine iletilen her talebi otomatik olarak reddettiğini söylemek mümkün olmadığı gibi, her talebi sorgusuz sualsiz kabul ettiği sonucuna ulaşmak da mevcut verilerle mümkün değil.
X’in kendi şeffaflık raporlarında, hükümetlerden gelen içerik kaldırma taleplerinin mahkeme kararları ve diğer hukuki talepleri kapsadığı belirtiliyor. Şirket, talep edilen içerikleri önce kendi kuralları bakımından değerlendirdiğini, ardından yerel hukuk kapsamında erişimin kısıtlanıp kısıtlanmayacağına baktığını söylüyor.
Dahası, X’in geçmiş şeffaflık raporlarında Türkiye’den gelen bazı taleplere uyum sağlamadığı ve daha sonra Türkiye’de erişimi yeniden açılan hesaplar bulunduğu açıkça yer alıyor. X, 2021 tarihli raporunda Türkiye’de 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesine dayanan iki hesap engellemesinin, Türkiye’deki mahkemelerin X’in itirazlarını kabul etmesinin ardından kaldırıldığını açıklamıştı.
Dolayısıyla mesele “X hiçbir zaman itiraz etmiyor” kadar basit değil.
Ancak bugünkü tablo açısından daha kritik soru başka:
X, Türkiye’den gelen her yeni erişim engeli kararının ifade özgürlüğü ve ölçülülük bakımından bağımsız bir değerlendirmesini yapıyor mu?
Kamuoyuna açık bilgiler, bütün güncel kararlar bakımından bu soruya olumlu bir yanıt vermeye yetmiyor.
X’in Kendi Rakamları Türkiye İçin Başka Bir Hikâye Anlatıyor
X’in yayımladığı son şeffaflık verileri de Türkiye’den gelen hukuki taleplerin ölçeğini gösteriyor.
X’in 2024 yılının ilk yarısına ilişkin küresel şeffaflık raporunda Türkiye’den 9 bin 364 içerik kaldırma talebi geldiği ve bunların 6 bin 332’sinde işlem yapıldığı belirtiliyor. Bu, söz konusu rapor döneminde Türkiye kaynaklı talepler için yaklaşık yüzde 68’lik bir işlem oranına karşılık geliyor.
Bu rakam yalnızca X’in tüm hesapları kapattığı anlamına gelmiyor; X’in tanımında “işlem” hesabın tamamının erişime engellenmesi, belirli gönderilerin engellenmesi veya başka platform kuralları kapsamında işlem yapılmasını kapsayabiliyor. Bu nedenle yüzde 68’i doğrudan “hesap kapatma oranı” olarak okumak doğru değil.
Ancak sayı başka bir gerçeği ortaya koyuyor:
Türkiye, X’in hukuki içerik kaldırma talepleri bakımından uzun süredir en yoğun talep gönderen ülkelerinden biri.
X’in 2021 ikinci yarı raporunda Türkiye, küresel hukuki içerik kaldırma taleplerinde en fazla talep gönderen ilk beş ülke arasında yer alırken, Türkiye’den talep edilen hesap sayısının o dönemde 8 bin 496’ya ulaştığı ve bunun 2019’dan bu yana Türkiye açısından en yüksek rakam olduğu belirtilmişti. Aynı raporda Türkiye’den gelen talepler arasında doğrulanmış gazeteci ve haber kuruluşlarına ait hesapların da bulunduğu kaydedilmişti.
Türkiye’de Sorun Artık Sadece Sansür Kararı Değil
Bugün ortaya çıkan tabloya yalnızca “X hesapları engellendi” cümlesiyle bakmak eksik kalıyor.
Asıl mesele, devletin erişim engelleme yetkisi ile özel bir küresel platformun bu taleplere verdiği karşılığın kesiştiği yerde ortaya çıkıyor.
Bir devlet, kendi yasalarına dayanarak bir içeriği sınırlandırabilir. Fakat demokratik hukuk düzenlerinde bu yetkinin sınırları; kanunilik, meşru amaç, gereklilik, ölçülülük, yargısal denetim ve etkili başvuru güvenceleriyle çevreleniyor.
Anayasa Mahkemesi’nin 8/A’ya ilişkin kararları da bu noktada önem taşıyor. Mahkeme, erişim engelleme mekanizmasının mevcut haliyle keyfî müdahalelere karşı yeterli güvence sağlamadığı sonucuna ulaşmış durumda.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Türkiye’de internet ortamındaki toplu erişim engellemeleri konusunda daha önce ihlal kararları verdi. Cengiz ve Diğerleri/Türkiye kararında YouTube’a erişimin geniş biçimde engellenmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesiyle güvence altındaki ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirdi.
Bu nedenle bugün yüzlerce hesabın Türkiye’den görünmez hale gelmesi, yalnızca teknoloji şirketlerinin içerik politikası olarak ele alınabilecek bir mesele değil.
Düşüncenin Önüne Dijital Bir Duvar Çekiliyor
Bir gazetecinin hesabı kapatıldığında yalnızca gazetecinin konuşma imkânı daralmıyor.
O gazetecinin geçmişte yazdığı haberler, yaptığı açıklamalar, kamuoyuna sunduğu belgeler ve gelecekte yapacağı paylaşımlar da aynı anda görünmez hale geliyor.
Bir akademisyenin hesabı engellendiğinde yalnızca bir sosyal medya hesabı kapanmıyor; bilimsel tartışmanın yürütüldüğü kamusal alanlardan biri de daralıyor.
Bir hak örgütünün hesabı engellendiğinde ise örgütün kendisini anlatma, kamuoyunu bilgilendirme ve gönüllülerine ulaşma kanallarından biri ortadan kalkıyor.
İşte bu nedenle mesele yalnızca “X’te bir hesap kapatıldı” meselesi değil.
Mesele, kamusal tartışmanın hangi kurumların kararıyla ve hangi ölçütlerle daraltılabileceği meselesidir.
Türkiye’de son haftalarda farklı gerekçelerle art arda gelen kararların ortak hukuki zemininin 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesine dayanması, bu maddeye ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin daha önce ortaya koyduğu sakıncaları yeniden gündeme getiriyor. X’in de bu kararları Türkiye’de uygulaması, platformun kendi “ifade özgürlüğünü savunma” iddiası ile yerel hukuka uyma yükümlülüğü arasındaki gerilimi büyütüyor.
Sonuçta ortaya çıkan tablo şu:
Türkiye’de devlet erişim engelleme yetkisini kullanıyor, X ise önemli ölçüde bu kararları Türkiye’de uyguluyor. Arada kalan ise kullanıcının düşüncesi, gazetecinin haberi, akademisyenin sözü ve toplumun bilgiye erişim hakkı oluyor.
Ve asıl sorgulanması gereken nokta tam da burada başlıyor:
Bir düşüncenin hukuka aykırı olduğuna kim karar veriyor, bu kararın gerekçesini kim denetliyor ve milyonlarca insanın o düşünceye erişimini engelleyen platform, kendisine gönderilen kararın gerçekten özgürlüklerle bağdaşır olup olmadığını ne ölçüde sorguluyor?
Çünkü ifade özgürlüğü yalnızca devletin sansür uygulamaması anlamına gelmiyor.
Düşüncenin dolaşımını sağlayan dijital platformların da özgürlüğün taşıyıcısı olduklarını hatırlamaları gerekiyor.
Bugün Türkiye’de yaşananlar, devletin internet üzerindeki müdahale kapasitesinin genişlemesi kadar, küresel teknoloji şirketlerinin bu müdahaleler karşısında hukukun şekli varlığıyla yetinip yetinmediği sorusunu da dünyanın önüne koyuyor.
Ve bu soru artık yalnızca Türkiye’nin değil, X’in de demokrasi ve ifade özgürlüğü anlayışının sınandığı bir soruya dönüşmüş durumda.
İstersen bunu bir sonraki adımda daha sert bir “Nokta Haber Yorum” manşetiyle, 2026 Eylül ayındaki engellemeleri 12 Eylül’den 24 Eylül’e kronolojik bir sansür haritası halinde de genişletebilirim.








