Avrupa Konseyi’nin yolsuzlukla mücadele organı GRECO, Türkiye’nin milletvekilleri, hâkimler ve savcılarla ilgili 22 tavsiyeden yalnızca 6’sını tam olarak uyguladığını açıkladı. Dokuz tavsiyenin kısmen uygulandığı, yedisinin ise hâlâ hayata geçirilmediği raporlanırken, milletvekillerine ilişkin yedi tavsiyenin hiçbirinin tam olarak uygulanmaması ve yargının bağımsızlığı konusunda temel sorunların sürmesi dikkat çekti.
Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun (GRECO) Türkiye’ye ilişkin Altıncı Ara Uyum Raporu’nun özeti 29 Eylül’de yayımlandı. Mart 2026’da kabul edilen raporun tamamı Türkiye tarafından yayımlanmasına izin verilmediği için kamuoyuna yalnızca özet sunuldu.
GRECO’nun yayımladığı tabloya göre Türkiye, Dördüncü Değerlendirme Turu kapsamında milletvekilleri, hâkimler ve savcılarla ilgili 22 tavsiyeden 6’sını tatmin edici biçimde uyguladı. Dokuz tavsiye kısmen uygulanırken, yedi tavsiye ise hiç uygulanmadı. GRECO, Türkiye’nin uyum düzeyinin artık “genel olarak tatmin edici olmayan” kategorisinde bulunmadığına karar verdi ve bu nedenle özel uyumsuzluk prosedürünün sürdürülmemesine hükmetti. Ancak bu karar, tavsiyelerin büyük bölümünün yerine getirildiği anlamına gelmiyor.
Tam tersine, 22 tavsiyenin 16’sının ya kısmen uygulanmış ya da hiç uygulanmamış olması, Türkiye açısından hâlâ kapsamlı bir reform alanının bulunduğunu ortaya koyuyor.
Meclis’te Etik Ve Şeffaflık Açığı Sürüyor
GRECO raporundaki en çarpıcı başlıklardan biri TBMM’ye ilişkin tavsiyeler.
Milletvekillerine yönelik yedi tavsiyenin hiçbirinin tamamen uygulanmadığını belirten GRECO, yasama sürecinin şeffaflığı konusunda bazı adımlar atıldığını kabul ediyor. Ancak kamu istişarelerinin hâlâ büyük ölçüde takdire bağlı olduğunu vurguluyor.
Başka bir ifadeyle, Meclis’te yasa yapım sürecine ilişkin bazı prosedürler açıklığa kavuşturulmuş olsa da toplumun, uzmanların ve ilgili kesimlerin yasama sürecine düzenli ve etkili katılımını güvence altına alan bağlayıcı bir mekanizma hâlâ oluşturulmuş değil.
GRECO ayrıca milletvekilleri için kapsamlı bir davranış kuralları oluşturulmasını, göreve başlayan ve görevdeki milletvekillerine etik ve yolsuzlukla mücadele eğitimi verilmesini ve etik sorunlarda başvurabilecekleri gizli danışmanlık mekanizmasının kurulmasını istiyor.
Ancak sorun bununla sınırlı değil.
Milletvekillerinin Meclis çalışmaları sırasında ortaya çıkabilecek kişisel veya mali çıkar çatışmalarını açıklamalarını zorunlu kılan bir düzenleme bulunmadığına dikkat çekilen raporda, milletvekillerinin ek faaliyetlerinin çıkar çatışması yaratıp yaratmadığının denetlenmesine ilişkin çerçevenin de yeterince güçlendirilmediği belirtiliyor.
Daha kritik başlıklardan biri ise mal bildirimleri.
GRECO’ya göre milletvekillerinin mal bildirimlerini düzenli biçimde doğrulayan bir sistem hâlâ bulunmuyor. Bildirimler kural olarak kamuya açık değil; yalnızca bazı milletvekilleri kendi iradeleriyle mal bildirimlerini yayımlıyor. Parlamento dokunulmazlığı sistemi de GRECO tarafından yeniden gözden geçirilmesi gereken alanlar arasında sayılıyor.
Dolayısıyla Türkiye’de siyasi etik açısından mesele yalnızca milletvekilinin mal bildirimi yapması değil; bu bildirimin doğruluğunun kim tarafından denetlendiği, kamuoyunun bu bilgilere ulaşıp ulaşamadığı ve çıkar çatışmalarının nasıl yönetildiği sorularında düğümleniyor.
Yargıda Bazı Adımlar Atıldı, Fakat Bağımsızlık Sorunu Masada
GRECO, hâkim ve savcılar bakımından önceki değerlendirmelere kıyasla daha fazla ilerleme kaydedildiğini belirtiyor.
Ekim 2025’te Yargı Etiği Beyanı Rehberi’nin kabul edilmesi, hâkim ve savcı adaylarına meslek öncesi eğitim verilmesi ve görevdeki yargı mensuplarına etik ve yolsuzlukla mücadele konusunda düzenli eğitimler yapılması olumlu gelişmeler arasında gösteriliyor.
Ayrıca Türkiye Adalet Akademisi’ne ilişkin Şubat 2025 tarihli yasanın da ilerleme olarak kaydedildiği görülüyor.
Ancak raporun asıl kritik bölümü hemen ardından geliyor.
GRECO, Adalet Akademisi’nin yönetimi ve liderliği üzerindeki yürütme etkisinin hâlâ endişe kaynağı olduğunu açıkça belirtiyor.
Bunun yanında Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun bağımsızlığının güçlendirilmesi, yargı mensuplarının görev güvencesinin sağlanması ve Adalet Bakanlığı’nın hâkim ve savcı adaylarının seçimi, geçici görevlendirmeler ve disiplin süreçlerindeki bazı yetkilerinin kaldırılması gerektiği vurgulanıyor.
Bu tespitler, Türkiye’de yargı reformu tartışmasının neden yalnızca yeni etik kurallar veya eğitim programlarıyla çözülemeyeceğini de gösteriyor.
Yargı mensuplarına etik eğitimi verilmesi başka bir mesele; yargıç ve savcıların görevlerini yürütürken siyasi ve idari etkilerden ne ölçüde bağımsız olduğunun güvence altına alınması başka bir mesele.
GRECO’nun raporu, ikinci başlığın hâlâ çözülmediğini ortaya koyuyor.
Dokuz Yıl Sonra Değişen Tablo
GRECO’nun Türkiye’ye ilişkin Dördüncü Tur değerlendirmesi 2015 yılına dayanıyor.
Dolayısıyla söz konusu tavsiyelerin önemli bir bölümü yaklaşık dokuz yıldır Türkiye’nin önünde bulunuyor. 2025’te Türkiye’ye gelen GRECO heyeti, o tarihte 22 tavsiyeden yalnızca üçünün tam olarak uygulandığını belirtmiş, milletvekillerine ilişkin yedi tavsiyenin hiçbirinin tamamen yerine getirilmediğine dikkat çekmişti.
2026 raporunda tam uygulanan tavsiye sayısının 3’ten 6’ya çıkması, önceki döneme göre somut bir ilerleme bulunduğunu gösteriyor.
Ancak dokuz yıllık süreç sonunda 22 tavsiyenin 16’sının hâlâ ya kısmen uygulanmış ya da uygulanmamış olması, reformların hızına ilişkin başka bir tablo ortaya koyuyor.
Nitekim GRECO, Türkiye’nin artık “genel olarak tatmin edici olmayan” kategorisinde bulunmadığını belirtse de uygulanmamış ve kısmen uygulanmış tavsiyeler için yeni bir ilerleme raporu istedi.
Türkiye’nin 31 Mart 2027’ye kadar yeni bir rapor sunması gerekiyor.
Yolsuzlukla Mücadele Sadece Ceza Soruşturması Değil
GRECO raporunun Türkiye açısından belki de en önemli mesajı burada ortaya çıkıyor.
Yolsuzlukla mücadele, yalnızca yolsuzluk iddiası ortaya çıktığında soruşturma açılması veya kişilerin yargılanması anlamına gelmiyor.
Asıl mesele, yolsuzluğun ortaya çıkmasını kolaylaştıran siyasi, idari ve kurumsal alanların önceden daraltılması.
Milletvekilinin çıkar çatışmasını açıklaması, mal varlığının denetlenmesi, yasama sürecinin şeffaf olması, siyasi karar alma süreçlerine kamuoyunun katılabilmesi, yargının yürütmeden bağımsız olması ve hâkim ile savcıların görev güvencesinin bulunması bu nedenle yolsuzlukla mücadele mekanizmasının doğrudan parçaları.
GRECO’nun Türkiye raporu tam da bu nedenle yalnızca teknik bir uyum raporu değil; devletin siyasi ve hukuki karar alma mekanizmalarının ne kadar şeffaf ve denetlenebilir olduğuna ilişkin uluslararası bir fotoğraf niteliğinde.
İkinci GRECO Raporunda Daha Ağır Tablo
29 Eylül’de yayımlanan özet yalnızca milletvekilleri, hâkimler ve savcılarla ilgili Dördüncü Tur raporundan ibaret değil.
GRECO aynı gün Türkiye’nin merkezi hükümet ve kolluk makamlarındaki üst düzey yürütme görevleriyle ilgili Beşinci Tur uyum raporunun özetini de yayımladı.
Buradaki tablo daha dikkat çekici.
Türkiye’ye yöneltilen 32 tavsiyeden yalnızca 4’ü tamamen uygulanmış, 7’si kısmen uygulanmış, 21’i ise uygulanmamış durumda.
Böylece iki rapor birlikte okunduğunda, Türkiye’de yolsuzlukla mücadele açısından meselenin birkaç münferit düzenlemenin ötesinde, devlet yönetiminin farklı katmanlarına yayılan yapısal bir sorun olduğu görülüyor.
Bir tarafta milletvekillerinin mal bildirimlerinin etkin biçimde denetlenmemesi ve siyasi etik kurallarının eksikliği; diğer tarafta yürütme ve kolluk alanındaki 32 tavsiyenin 21’inin uygulanmamış olması bulunuyor.
Bu tablo, yolsuzlukla mücadeleyi yalnızca “yolsuzluk yapanı bulma” meselesine indirgemeyen GRECO yaklaşımının neden kurumların kendisine odaklandığını da açıklıyor.
Türkiye’ye Bir Değil, Birden Fazla Tarih Verildi
GRECO, Türkiye’nin hâlâ tamamlaması gereken tavsiyeler için 31 Mart 2027’ye kadar yeni ilerleme raporu sunmasını istedi.
Ancak bunun yanında Türkiye’ye yönelik daha temel bir çağrı da yaptı: Mart 2026’da kabul edilen Altıncı Ara Uyum Raporu’nun tamamının yayımlanmasına izin verilmesi ve Türkçeye çevrilerek kamuoyuna sunulması.
GRECO, rapor özetinin yayımlanmasının tam raporun yayımlanmasının yerine geçmediğini özellikle vurguladı.
Burada ortaya çıkan tablo oldukça açık:
Türkiye, dokuz yıl önce önüne konulan 22 tavsiyenin altısını bugün itibarıyla tam olarak yerine getirmiş durumda. Milletvekillerine ilişkin yedi tavsiyenin tamamı hâlâ tam uyum dışında. Yargının bağımsızlığına ilişkin temel başlıklar ise GRECO’nun gündeminden çıkmış değil. Merkezi hükümet ve kolluk alanındaki 32 tavsiyenin ise 21’i hâlâ uygulanmamış durumda.
Dolayısıyla “uyumsuzluk prosedüründen çıkıldı” cümlesi, raporun tamamını anlatmıyor.
GRECO’nun kararı, Türkiye’nin hiçbir ilerleme göstermediği anlamına gelmediği gibi, yolsuzlukla mücadele ve kurumsal bütünlük alanındaki sorunların çözüldüğü anlamına da gelmiyor.
Tam tersine rapor, bazı alanlarda ilerleme kaydedildiğini kabul ederken, siyasi etik, mal varlığı denetimi, milletvekili dokunulmazlığı ve yargının kurumsal bağımsızlığı gibi başlıklarda reform ihtiyacının sürdüğünü açık biçimde kayda geçiriyor.
Ve belki de raporun Türkiye açısından en çarpıcı cümlesi burada yatıyor: Yolsuzlukla mücadelede asıl mesele, soruşturma sayısını artırmak değil; siyasetçiyi, bürokrasiyi ve yargıyı denetlenebilir kılacak kurumları gerçekten işler hale getirmek.
- TB / Avrupa Konseyi GRECO, GRECO Altıncı Ara Uyum Raporu, TBMM Tutanakları, Avrupa Konseyi Türkiye GRECO değerlendirmeleri












