Arayüz Kampanyası’nın 18-30 yaş arasındaki bin 255 gençle yaptığı araştırma, Türkiye gençliğinin ekonomik sıkışmışlık, yoğun stres ve kurumlara güvensizlik arasında sıkıştığını ortaya koydu. Ancak aynı gençler siyasetten tamamen kopmuş değil: Yüzde 74’ü sandığa gitmek istediğini söylerken, yüzde 80’i Meclis ve yerel yönetimlerde daha fazla genç siyasetçi görmek istiyor. Son yıllardaki araştırmalar birlikte okunduğunda, gençlerin ortak sorusunun “ülkeden vazgeçmek” değil, “bu ülkede nasıl bir gelecek kurulabileceği” olduğu görülüyor.

Arayüz Kampanyası’nın 27-31 Temmuz 2026 tarihleri arasında Türkiye genelinde 18-30 yaş grubundan bin 255 gençle gerçekleştirdiği “Arayüz Gençlik Araştırması: Siyasi Eğilimler, Sosyal Konumlanma ve Mobilizasyon Araştırması 2026”, gençlerin ülkenin bugünü ve geleceğine ilişkin duygu durumunu çarpıcı biçimde ortaya koydu. Araştırmaya göre gençlerin yüzde 40’ı geçinemiyor, yüzde 39’u ise geçinebildiği halde birikim yapamıyor. Ekonomi ve işsizlik, gençlerin Türkiye’de karşılaştıkları en önemli sorunların başında geliyor.

Bu tablo yalnızca bugünün gelir kaybına ilişkin değil. Barınma, evlilik, gelecek planı yapamama ve bağımsız bir hayat kuramama gibi başlıkların da ekonomik koşullarla birlikte değerlendirilmesi, gençlerin yetişkinliğe geçişinin giderek daha fazla ekonomik güvenceye bağlandığını gösteriyor. Özellikle işsiz ve mavi yakalı gençlerde geçinemeyenlerin oranının yüzde 50 bandına yaklaşması, ekonomik sıkışmanın sınıfsal boyutunu da görünür kılıyor.

Ekonomik Sıkışma, Gelecek Kaygısına Dönüşüyor

Arayüz araştırmasında gençlerin en yoğun hissettiği duygu 10 üzerinden 6,4 puanla stres ve kaygı oldu. Öfke 5,5, çaresizlik ise üçüncü sırada yer aldı. Stresin 22-25 yaş grubunda 6,7 puana yükselmesi de dikkat çekiyor. Bu yaş aralığı üniversiteden mezuniyet, iş arama ve çalışma hayatına geçiş dönemine denk geliyor.

Araştırmanın ekonomik durum ile duygu durumu arasındaki ilişkisi de belirgin. Rahat geçindiğini ve birikim yapabildiğini söyleyen gençler en düşük stres ve en yüksek umut düzeyine sahipken, geçinemediğini belirtenler en yüksek stres ve en düşük umut grubunda bulunuyor. Yani ekonomik mesele, gençlerin yalnızca cüzdanını değil, geleceğe bakışını da belirliyor.

Bu sonuçlar yeni değil. İstanPol’ün 2020 tarihli “Türkiye’de Gençlerin Güvencesizliği” araştırmasında da gençlerin eğitim ve istihdam durumundan bağımsız biçimde geçim sıkıntısı yaşadığı, ailelerin temel ekonomik güvenceye dönüştüğü ve kredi kartı, konut ve KYK borçlarının gelecek planlarını etkilediği ortaya konulmuştu. Aynı araştırmada gençlerin güvencesizlik ve belirsizlik nedeniyle endişe, kaygı ve stres yaşadığı belirtilmişti.

Aradan geçen yıllar, sorunun ortadan kalkmadığını; ekonomik güvencesizliğin gençlerin hayat deneyiminin kalıcı unsurlarından birine dönüştüğünü gösteren yeni araştırmaların ortaya çıkmasına yol açtı.

Kötümserlik Artıyor, Fakat Umut Tamamen Kaybolmuyor

Friedrich-Ebert-Stiftung’un 2024 Türkiye Gençlik Araştırması, 14-29 yaş arasındaki bin 233 gençle gerçekleştirildi. Araştırmada Türkiye’deki gençlerin yaşam memnuniyeti ve gelecek beklentileri açısından araştırmaya dahil edilen ülkeler arasında en kötümser gruplardan biri olduğu saptandı. İşsizlik, toplumsal eşitsizlik ve iklim değişikliği başlıca kaygılar arasında yer aldı. Türkiye, gençlerin yurtdışına gitme arzusunun en yüksek olduğu ülkelerden biri olarak da öne çıktı.

Araştırmanın bir başka çarpıcı sonucu, gençlerin yaklaşık yarısının Türkiye toplumunun geleceğinin bugünden daha kötü olacağını düşünmesiydi. DW’nin araştırma üzerinden aktardığı verilere göre bu oran yüzde 49,4 iken, geleceğin daha iyi olacağını düşünenlerin oranı yüzde 20,3’te kaldı. Gençlerin yalnızca yüzde 21,1’i yurtdışına gitmek istemediğini söyledi.

Ancak burada önemli bir karşı veri bulunuyor. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nin 2025 yılında 155 üniversiteden 2 bin 141 öğrenciyle gerçekleştirdiği araştırmada, ekonomik kaygı ve yüksek strese rağmen gençlerin yüzde 56,2’si hayatını yüksek düzeyde anlamlı buldu. Orta düzeyde anlamlı bulanlar da eklendiğinde bu oran yaklaşık yüzde 80’e çıktı. Gençlerin yüzde 73’ü ise karşılaştığı zorlukların üstesinden gelebileceğine inandığını belirtti.

Dolayısıyla Türkiye gençliğinin fotoğrafı yalnızca “umutsuz gençlik” olarak okunamıyor. Daha doğru ifade, geleceğinden kaygı duyan ama kişisel ve toplumsal dayanıklılığını bütünüyle kaybetmemiş bir gençlik olabilir.

Güven Krizi Sandığa Küsmek Anlamına Gelmiyor

Arayüz araştırmasının en dikkat çekici başlıklarından biri kurumlara duyulan güven. Gençlerin yüzde 43’ü TBMM’ye güvendiğini belirtirken yargıya güven yüzde 32, medyaya güven yüzde 26 ve siyasi partilere güven yüzde 23 seviyesinde kaldı. Gençlerin yüzde 37’si ise hiçbir kuruma güvenmediğini söyledi.

Friedrich-Ebert-Stiftung’un 2024 araştırması da yargıya güven konusunda benzer bir kırılmaya işaret ediyor. Araştırmada gençlerin yüzde 30,34’ü yargıya “oldukça” veya “tamamen” güvendiğini belirtirken yüzde 46,22’si mahkemelere az ya da hiç güvenmediğini ifade etti. Güven düzeyinin siyasi tercihlere göre ciddi biçimde farklılaştığı da görüldü.

2025 tarihli CATS araştırmasında da gençlerin kurumlara güveninin düşük seviyede olduğu görüldü. Araştırmanın kurumlara güven bölümünde medya ve kamu kurumları alt sıralarda yer aldı; gençlerin güven haritasında bilim, güvenlik ve bazı uluslararası kurumların siyasi kurumların önüne geçtiği görüldü.

Buradaki asıl çelişki ise şu: Kurumlara güven düşük, fakat siyasal katılım isteği tamamen ortadan kalkmış değil.

Arayüz araştırmasında gençlerin yalnızca yüzde 22’si siyasetle ilgilendiğini söylerken yüzde 34’ü “biraz ilgilendiğini” belirtiyor. Buna karşın yüzde 74’ü bir sonraki seçimde oy kullanmayı düşünüyor. Siyasetle ilgilenmeyen gençlerde bile sandığa gitme niyetinin yüzde 65 seviyesinde olması, “siyasete ilgisizlik” ile “siyasal katılımdan vazgeçmek” arasındaki farkı açıkça ortaya koyuyor.

Gençler Siyasete Girmekten Çok Temsil Edilmek İstiyor

Araştırmanın belki de en önemli sonuçlarından biri, gençlerin siyasi temsil talebiyle siyasete doğrudan girme isteği arasındaki fark.

Gençlerin yüzde 80’i TBMM’de ve yerel yönetimlerde daha fazla genç siyasetçi görmek istiyor. Ancak uygun koşullar ve maddi imkânlar sağlansa bile siyasete girmek istediğini söyleyenlerin oranı yüzde 31’de kalıyor. Bu sonuç, gençlerin siyaseti bütünüyle reddetmesinden çok, mevcut siyasal alanın kendilerini temsil etmediği yönündeki algıya işaret ediyor.

Bu sonuç 2020 İstanPol araştırmasıyla da dikkat çekici biçimde kesişiyor. O araştırmada gençler mevcut siyasetçilerden hoşnutsuzluklarını dile getirirken, sorunların çözümünün yine siyasetten geçtiğini düşünüyordu. Gençlerin önemli bir bölümü, mevcut aktörlerin sorunları çözmekten uzak olduğunu düşünmesine rağmen yeni siyasi aktörlere ihtiyaç olduğunu ifade etmişti.

Yani yıllar içinde değişmeyen temel meselelerden biri şu: Gençler siyasetten tamamen çekilmiyor, fakat kendilerini siyasetin mevcut dili ve temsil biçimleri içinde bulamıyor.

19 Mart Sonrası Sokak, Bu Çelişkinin Başka Bir Yüzü

2025’teki 19 Mart protestoları da bu tabloyu anlamak açısından önemli bir veri oluşturdu. Arayüz Kampanyası’nın 20 üniversite öğrencisiyle yaptığı nitel araştırmada, gençlerin eylemliliğinin arkasında güvencesizlik, barınma sorunu, üniversite özerkliğinin aşınması, ifade özgürlüğüne yönelik baskılar ve dışlanmışlık duygusunun biriktiği belirtildi. Araştırma, gençlerin klasik hiyerarşik örgütlenmelerden çok dijital ağlar ve yatay dayanışma biçimleri üzerinden harekete geçtiğini ortaya koydu.

Bu açıdan bakıldığında 2026 araştırmasındaki yüzde 74’lük sandığa gitme niyeti ile 2025’teki sokak eylemliliği birbirinin zıddı değil. Her ikisi de gençlerin siyasal alanla bağını farklı kanallardan sürdürdüğünü gösteriyor.

Güvenin En Altında Medya Ve Siyaset Var

Gençlerin medyaya yalnızca yüzde 26 oranında güvenmesi, siyasi partilere güvenin yüzde 23’te kalması ve yüzde 37’lik “hiçbir kuruma güvenmiyorum” oranı, klasik temsil mekanizmaları açısından ciddi bir kopuş alanı oluşturuyor.

Bu güvensizlik, 2024 FES araştırmasında ortaya çıkan liyakat algısıyla da birleşiyor. Araştırmada gençlerin yüzde 58’i iş bulmak için güçlü kişilerle bağlantı sahibi olmak gerektiğini düşünürken yüzde 42,7’si siyasi parti üyeliğinin iş bulmada önemli olduğunu belirtti. Bu sonuç, ekonomik güvencesizlik ile kurumlara duyulan güven arasındaki ilişkinin yalnızca gelir meselesi olmadığını, adalet ve fırsat eşitliği algısına da uzandığını gösteriyor.

Genç açısından mesele yalnızca “iş bulabilecek miyim?” sorusu değil. Aynı zamanda “emeğim karşılığını bulacak mı, önümde adil bir yol var mı, siyaset beni görecek mi, kurumlar bana eşit davranacak mı?” sorularına dönüşüyor.

Tablo Karamsar Ama Gençlik Siyasetten Çekilmiş Değil

Farklı yıllarda, farklı örneklemlerle ve farklı yöntemlerle yapılan araştırmaların tamamını birebir karşılaştırmak metodolojik olarak doğru değil. Arayüz araştırması 18-30 yaş grubunda bin 255 kişiyle CATI yöntemiyle yapılırken, FES 2024 araştırması 14-29 yaş grubunda bin 233 kişiyle, MAKÜ araştırması ise üniversite öğrencileri arasında 2 bin 141 kişiyle gerçekleştirildi. Bu nedenle rakamlar doğrudan bir zaman serisi gibi okunmamalı.

Fakat araştırmaların ortaklaştığı çizgi oldukça belirgin: Ekonomik güvencesizlik, gelecek kaygısı, liyakat sorunu ve kurumlara duyulan güven kaybı gençlerin hayatında birbirinden bağımsız başlıklar değil.

Buna rağmen gençlerin tamamı umudunu kaybetmiş değil. Bir bölümünün yurtdışına yönelmesi, başka bir bölümünün sandığa gitmek istemesi, yüzde 80’inin daha fazla genç temsilci talep etmesi, 19 Mart sonrasında sokağa çıkması ve üniversite gençliğinin önemli bölümünün hayatını anlamlı bulması aynı tablonun farklı yüzleri.

Türkiye’nin gençleri bir taraftan “bu koşullarda yaşamak zor” diyor, diğer taraftan “değişim mümkün mü?” sorusunu sormaya devam ediyor.

Asıl kırılma da burada ortaya çıkıyor. Gençlerin önemli bir bölümü siyasete güvenmiyor ama siyasetten vazgeçmiyor; kurumlara güvenmiyor ama oy kullanmayı düşünüyor; ülkenin geleceğinden kaygı duyuyor ama kendi kuşağının sorunları değiştirebileceğine dair inancını tümüyle yitirmiyor.

Bu nedenle 2026 araştırmasının ortaya koyduğu gençlik tablosu yalnızca bir umutsuzluk fotoğrafı değil, ertelenmiş bir gelecek talebinin fotoğrafı. Ekonomik güvence, adil temsil, liyakat ve söz hakkı talebi karşılık bulmadığı ölçüde güvensizlik derinleşiyor; karşılık bulduğu alanlarda ise gençlerin yeniden siyasal ve toplumsal özneleşme eğilimi belirginleşiyor.


  • TB / Arayüz Kampanyası, Arayüz Gençlik Araştırması 2026, 30 Eylül 2026
    Friedrich-Ebert-Stiftung Türkiye Temsilciliği, Türkiye Gençlik Araştırması 2024
    İstanPol, Türkiye’de Gençlerin Güvencesizliği: Çalışma, Geçim Ve Yaşam Algısı, 2020
    Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Gençlerde Mutluluk Ve Yaşam Değerlendirmesi Araştırması 2025
    CATS / CORE, Gençlerin Tolerans, Kapsayıcılık Ve Çoğulculuk Sınırları, 2025
    Arayüz Kampanyası, Türkiye’de Gençlerin Eylemselliği: 19 Mart Eylemleri, 2025
    DW Türkçe, Türkiye’de Gençler Neden Ayakta?, 27 Mart 2025