İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, 31 Mart 2024’te CHP’nin adayı olarak aldığı yaklaşık yüzde 49 oyla oturduğu koltukta artık AKP’li bir belediye başkanı. Siyasette insanların düşünceleri değişebilir, yollar ayrılabilir, dün doğru bilinen bugün yanlış bulunabilir. Fakat birkaç ay içinde söylenmiş birbirinden kesin sözlerin tam tersini yapmak düşünce değiştirmekten başka bir şeydir. Hele o makam kişiye değil, belirli bir siyasal tercih üzerinden oy veren milyonların iradesine dayanıyorsa mesele yalnız parti değiştirmek olmaktan çıkar; sözün, siyasal ahlakın ve seçmenin verdiği yetkinin anlamı tartışmaya açılır. Cemil Tugay’ın bugün AKP rozeti takması tam da böyle bir tartışmanın ortasında duruyor.
“Partimden Ayrılırsam Başkanlıktan Da Ayrılırım”
Cemil Tugay’ın bugünkü kararını tartışmayı güçleştiren şey, geçmişte AKP’ye geçiş konusunda susmuş ya da muğlak konuşmuş olması değil. Tam tersine, oldukça kesin ifadeler kullanmış olması.
Kasım 2025’te gazeteci Saygı Öztürk’e AKP’ye geçeceği iddiaları sorulduğunda yalnız böyle bir ihtimali reddetmemiş, parti değiştiren bir belediye başkanının görevinden de ayrılması gerektiğini söylemişti. Sözü son derece açıktı: Partisinden ayrılırsa aynı gün belediye başkanlığından da ayrılacağını, parti değiştiren bir başkanın İzmir’de sokağa çıkamayacağını söyleyecek kadar ileri gitmişti.
Aradan yedi ay geçti.
Haziran 2026’da CHP’den ayrılırken bu kez “AKP’ye geçmem mümkün değil” dedi. Özgür Özel’in dışında başka bir grupla hareket etmeyeceğini, Özel ve arkadaşlarının kuracağı yapı dışında başka bir partiye gitmesinin “asla söz konusu olmadığını” söyledi.
Temmuzda bağımsız devam edeceğini açıkladı.
Ağustosta AKP’ye geçeceği iddialarını yeniden reddetti; “Şu an bir partiye geçme gibi bir durumum yok, bağımsız kalacağım” dedi.
Ve ekim geldi.
7 Ekim 2026’da Ankara’ya gitti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğindeki AKP’ye katıldı.
Burada tartışılması gereken artık bir insanın fikir değiştirme hakkı değil. Soru daha basit: Siyasette söylenen sözün herhangi bir ağırlığı kaldı mı?
İnsan Fikrini Değiştirebilir, Peki Verdiği Sözü Ne Yapacağız?
Bir insan yirmi yaşında savunduğu düşünceyi elli yaşında savunmak zorunda değildir. Hayat değişir, dünya değişir, insan değişir. Bunun utanılacak bir tarafı yoktur. Hatta düşüncesini hiçbir zaman değiştirmeyen insan bazen yaşadığı dünyayı düşünmekten vazgeçmiş insandır.
Ama burada bundan farklı bir durum var.
Bir yıl önce söylediğiniz sözün tam tersini yaptığınızda, bunun gerekçesini toplumun önüne koymanız gerekir. Birkaç ay önce “mümkün değil” dediğiniz bir partiye katılıyorsanız, yalnızca “koşullar değişti” demek yetmez. Çünkü değişen yalnız sizin siyasi tercihiniz değildir; sizin sözünüze güvenerek oy vermiş insanların iradesinin üzerinde de yeni bir sonuç doğar.
Cemil Tugay 31 Mart 2024’te seçmenin karşısına bağımsız aday olarak çıkmadı. AKP’nin adayı olarak hiç çıkmadı.
CHP’nin adayıydı.
Seçmen oy pusulasında yalnız Cemil Tugay’ın adına değil, onun temsil ettiği siyasal hatta da oy verdi. Tugay’ın yüzde 49 dolayındaki oyuyla belediye başkanı olduğu seçimde AKP’nin adayı yüzde 37 civarında kaldı.
Bugün ortaya çıkan tablo bu nedenle sıradan bir parti üyeliği değişikliği sayılamaz. AKP’nin sandıkta kazanamadığı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin başındaki isim, seçimden yaklaşık iki buçuk yıl sonra iktidar partisinin saflarına geçmiş durumda.
Sandık değişmedi.
Oylar yeniden sayılmadı.
Seçmen yeniden karar vermedi.
Değişen yalnız başkanın yakasındaki rozet oldu.
Ama o rozetle birlikte belediyenin siyasal konumu da değişti.
Siyaset İnanç Mıdır, Meslek Midir?
Belki insanın midesini asıl bulandıran da burasıdır.
Siyaseti yalnız iktidara yakın durmanın, makam korumanın, kaynaklara daha kolay ulaşmanın veya kişisel geleceği güvenceye almanın bir yolu olarak görmeye başladığınızda ideolojinin bir anlamı kalmaz. Parti programının, seçim meydanında söylenen sözlerin, “biz” diye başlayan cümlelerin de ağırlığı giderek azalır.
O zaman siyaset bir düşüncenin toplumsal mücadelesi olmaktan çıkar, profesyonel bir kariyer alanına dönüşür.
Bir gün sosyal demokrat olunur.
Ertesi gün bağımsız.
Birkaç ay sonra muhafazakâr iktidar partisinin rozeti takılır.
Her durakta da yapılan tercihin “hizmet” olduğu söylenir.
Oysa hizmet sözcüğü siyasetin bütün çelişkilerini temizleyen sihirli bir bez değildir.
Bir belediye başkanının Cumhurbaşkanıyla, bakanlarla görüşmesi son derece doğaldır. Hatta görevinin gereğidir. Kentin metrosu, kredisi, altyapısı, yatırımı için devlet kurumlarıyla görüşmeyen başkan görevini eksik yapar.
Fakat bir kente hizmet etmek için iktidar partisine üye olmak gerekiyorsa, o zaman daha ağır bir soru ortaya çıkar:
Muhalefet partisinden seçilmiş bir belediye başkanının kentine hizmet edebilmesi için iktidar partisine geçmesi mi gerekir?
Eğer yanıt evetse mesele Cemil Tugay’dan çok daha büyüktür.
Eğer yanıt hayırsa, “İzmir’e hizmet” açıklaması parti değiştirmeyi tek başına açıklayamaz.
Dün Söylediği Söz Bugün Önünde Duruyor
Tugay’ın önünde bugün başka bir siyasetçinin sözü değil, kendi sözü duruyor:
Partisinden ayrılan belediye başkanının başkanlıktan da ayrılması gerektiğini kendisi söyledi.
Bunu ona bugün muhalifleri hatırlatmıyor yalnızca.
Geçmişteki Cemil Tugay, bugünkü Cemil Tugay’a hatırlatıyor.
Siyasetin en acımasız arşivi budur zaten. İnsan bazen rakibinin değil, kendi eski cümlesinin karşısında yenilir.
Bugün “koşullar değişti” denilebilir. “İzmir için yaptım” denilebilir. “Hizmetlerin önünü açmak istiyorum” denilebilir.
Fakat bir zamanlar, “Ayrılırsam belediye başkanlığından da ayrılırım” diyen kişi yine kendisidir.
Şimdi o cümlenin gereğini yerine getirip getirmeyeceği de onun siyasi ahlak anlayışının sınavıdır.
İzmir Bir Belediye Başkanından Daha Büyük
AKP açısından gelişmenin sembolik değeri açık. Parti, kuruluşundan bu yana İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığını sandıkta kazanamadı. 2024 seçiminde de kazanamadı. Şimdi ise CHP’nin adayı olarak seçilmiş belediye başkanının katılımıyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ilk kez AKP’li bir ismin yönetimine geçmiş oldu.
Ancak burada İzmir’i bir siyasi partinin “kalesi” olarak anlatmak da yeterli değil.
Mesele herhangi bir partinin kalesinin düşmesi ya da korunması değildir.
Mesele seçmenin iradesidir.
Bir insan belediye başkanlığı seçiminde yalnız kişinin yüzüne, diplomasına ya da mesleğine oy vermez. Onun temsil ettiği programa, siyasi geleneğe, kadrolara ve dünya görüşüne de oy verir. Belediye başkanı elbette partisinin malı değildir; fakat seçmenden aldığı yetkinin siyasal bağlamından tamamen bağımsız da değildir.
Bu nedenle parti değiştirmek hukuken mümkün olsa bile demokratik bakımdan tartışmasız bir işlem değildir.
Belki de en temiz yol çok basittir:
Bir siyasetçi, seçildiği siyasal kimliğin tam karşısındaki partiye geçmek istiyorsa geçer.
Ama ardından seçmenin karşısına yeniden çıkar.
Rozetini takar, düşüncesinin neden değiştiğini anlatır ve şöyle der:
“Ben artık burada duruyorum. Beni hâlâ belediye başkanınız olarak istiyor musunuz?”
Cevabı da sandıktan alır.
İşte demokrasi denen şey biraz da budur.
Rozet Küçüktür, Gölgesi Büyük
Cemil Tugay’ın yakasına takılan şey birkaç santimetrelik bir parti rozeti olabilir.
Ama arkasında çok daha büyük bir soru bırakıyor.
Türkiye’de siyaset hâlâ düşünceler, ilkeler ve toplumsal tercihler üzerinden mi yapılıyor; yoksa partiler giderek insanların gelip geçtiği, makamların ve güç ilişkilerinin belirlediği geçici duraklara mı dönüşüyor?
Ben bu tür saf değiştirmeyi insanlığın dibi olarak görüyorum.
Çünkü insan düşüncesini değiştirebilir; bunda utanılacak hiçbir şey yoktur. Ama dün karşısında durduğunu söylediği yere bugün hiçbir ciddi hesaplaşma yaşamadan geçiyor, üstelik bunu seçmenin verdiği makamı da yanında taşıyarak yapıyorsa mesele yalnız düşünce değişikliği değildir.
Sözün değeriyle ilgilidir.
İnsanın kendisiyle kurduğu ilişkiyle ilgilidir.
Siyasette güven denen şeyle ilgilidir.
Bir toplum siyasetçisinin her söylediğinin birkaç ay sonra tersine çevrilebileceğini öğrenirse yalnız o siyasetçiye güvenini kaybetmez. Siyasetin kendisine inanmaktan vazgeçmeye başlar.
İşte asıl kayıp da budur.
Cemil Tugay bugün bir parti değiştirdi.
Ama İzmir’de bundan sonra uzun süre konuşulacak şey, hangi partiye geçtiğinden çok arkasında bıraktığı sözler olacaktır.
NHY / Reuters, Sözcü, T24, Cumhuriyet, Anadolu Ajansı, DW Türkçe, Euronews Türkçe
- Bir Rozetten Daha Fazlası: Cemil Tugay’ın Ardında Bıraktığı Sözler - 7 Ekim 2026
- Fonlarda Para, Belediyelerde Seçmen İradesi: Yolsuzluğun İki Yüzü - 27 Eylül 2026
- ABD’nin Demokrasi Aynası Kendi Hapishanelerinde Kararıyor - 11 Eylül 2026












