Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020’de Dersim’de kaybolmasının üzerinden yaklaşık yedi yıl geçerken, yıllarca “intihar” ihtimali ve Uzunçayır Baraj Gölü’ndeki aramalar etrafında yürütülen soruşturma 2026’da bütünüyle farklı bir yöne evrildi. Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin tutuklandığı dosyada, Sonel’in telefonundan elde edilen dijital materyaller yeni soruşturmalara ve gözaltılara yol açtı; savcılık delillerin silinmesi, gizlenmesi veya değiştirilmesi iddialarını, dijital kayıtları ve finansal hareketleri araştırmaya başladı. Doku ailesinin avukatı Ali Çimen ise altı yıl boyunca kamu gücünün kullanıldığı “organize bir örtbas” yaşandığını ileri sürüyor. Bu iddia henüz yargı kararıyla kesinleşmiş değil; ancak soruşturmanın bugün ulaştığı nokta, Gülistan’ın kaybolduğu ilk günlerde neden izlerin barajda arandığı, kritik dijital verilerin nasıl kaybolduğu ve bazı kamu görevlilerinin dosyadaki rolünün neden yıllar sonra araştırılabildiği sorularını yeniden gündeme taşıyor.

Altı Yıl Sonra Dosyanın Yönü Değişti

Gülistan Doku, Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü ikinci sınıf öğrencisiydi. 5 Ocak 2020’de Dersim’de kaybolduğunda 21 yaşındaydı. Ailesinin 6 Ocak’ta yaptığı kayıp başvurusunun ardından başlatılan soruşturma uzun süre Doku’nun Uzunçayır Baraj Gölü’ne atlamış olabileceği ihtimali üzerinde yoğunlaştı. Günler, haftalar ve aylar boyunca barajda aramalar yapıldı; ailesi ise başından itibaren intihar ihtimaline itiraz ederek Gülistan’ın kaybolmadan önce görüştüğü Zaynal Abakarov ve çevresindeki ilişkilerin daha ayrıntılı araştırılmasını istedi.

Dosyanın ilk yıllarında Abakarov’un Gülistan’la kaybolmasından önce tartıştığını gösteren görüntüler, ifadelerdeki çelişkiler ve soruşturma bilgilerinin üçüncü kişilerin eline nasıl geçtiğine ilişkin sorular gündeme geldi. Abakarov’un üvey babası ve o dönem polis memuru olan Engin Yücer’in soruşturma dosyasındaki bir bilgiyi sosyal medyada paylaşması üzerine hakkında ayrıca işlem yapıldı ve Yücer daha sonra polislikten ihraç edildi. Buna rağmen Gülistan bulunamadı ve dosya yıllarca sonuçlandırılamadı.

2026’ya gelindiğinde ise soruşturmanın seyri değişti. Nisan ayında gerçekleştirilen operasyonlarla aralarında eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in de bulunduğu kamu görevlileri ve diğer şüpheliler gözaltına alındı. Sonel hakkında Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığından Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazıda, “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçuna ilişkin yeterli şüphe bulunduğu belirtildi. Sonel daha sonra tutuklandı.

Gülistan’ın SIM Kartı Ve Silinen Veriler

Soruşturmanın kırılma noktalarından biri Gülistan Doku’nun telefonuna ait SIM kartla ilgili iddialar oldu. Ailenin avukatı Ali Çimen, Gülistan’a ait SIM kartın daha sonra polislikten ihraç edilen Gökhan Ertok’un telefonuna takıldığını ve Gülistan’ın dijital verilerinin silindiğini açıkladı. Bu iddia soruşturmanın yalnız kaybolma anına değil, olaydan sonra delillere kimlerin eriştiğine yönelmesine yol açtı.

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının Sonel’in dijital materyalleri üzerinde yaptırdığı incelemelerde de Sonel ile Gökhan Ertok arasındaki yazışmalar tespit edildi. Anadolu Ajansı’nın soruşturma makamlarına dayandırdığı bilgilere göre bu yazışmalar; suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, kasten yaralama, yağma ve bilişim sistemindeki verileri yok etme veya değiştirme gibi bir dizi suç şüphesi kapsamında değerlendirildi.

Bu dijital incelemelerin ardından soruşturma daha da genişledi. Temmuz ayında Sonel’in telefonundan elde edilen bulgular üzerine yeni şüpheliler gözaltına alındı; Sonel ve iki eski polis hakkında farklı suçlardan yeni tutuklama kararları verildi. Böylece yıllarca Gülistan’ın nerede olduğuna odaklanan dosya, aynı zamanda Gülistan kaybolduktan sonra delillere ne yapıldığı ve kimlerin bu süreçte rol aldığı sorusunun araştırıldığı bir soruşturmaya dönüştü.

Eski Valinin Telefonu Dosyanın Merkezinde

Sonel’in dijital materyallerinin incelenmesiyle ortaya çıktığı ileri sürülen yeni kayıtlar, soruşturmanın en dikkat çekici bölümünü oluşturuyor. Doku ailesinin avukatı Ali Çimen, eylül ayında Sonel’in Gökhan Ertok’la yaptığı bazı WhatsApp yazışmalarında “Turgay Kılıç” adını kullandığının tespit edildiğini açıkladı. Çimen’in kamuoyuyla paylaştığı dijital inceleme görüntülerinde söz konusu mesajların 18 Ocak 2020’ye, yani Gülistan’ın kaybolmasından 13 gün sonrasına ait olduğu görülüyor.

Çimen’in paylaştığı kayıtlarda Ertok’a ait olduğu belirtilen hesaptan “Sayın valim” ve “Arz ederim, müsait misiniz?” ifadelerinin ardından bir SIM kartın PUK bilgilerinin bulunduğu görüntünün gönderildiği ileri sürülüyor. Bu materyallerin Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla doğrudan bağlantısının hangi ölçüde kurulabileceği soruşturmanın sonunda ortaya çıkacak; ancak savcılığın Sonel’in dijital materyalleri üzerinden yeni operasyonlar gerçekleştirmiş olması, telefon incelemesinin dosyada tali değil önemli bir delil alanına dönüştüğünü gösteriyor.

5 Ekim’de kamuoyuna yansıyan başka yazışmalarda ise Sonel ile Ertok arasında 300 kilogram uyuşturucu madde ve yüz milyonlarca liralık gayrimenkul konusunda mesajlaşmalar bulunduğu ileri sürüldü. Bunların Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla doğrudan bağlantısı henüz ortaya konulmuş değil. Ancak Çimen, bu nedenle Sonel’in mal varlığının ve finansal ilişkilerinin de ayrıntılı biçimde araştırılmasını istiyor.

Çimen: “Telefon Suç Makinesi Gibi”

Dosyanın avukatı Ali Çimen, 6 Ekim’de yaptığı son açıklamada Sonel’in telefonundan yeni bulgular çıkmasını beklediklerini belirterek telefonu “suç makinesi gibi” sözleriyle niteledi. Çimen, dijital materyallerden ortaya çıkan suç iddialarının “devlet sırrı” olarak değerlendirilmemesi ve soruşturmanın izin verdiği ölçüde kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini söyledi.

Çimen’in en ağır iddiası ise Gülistan Doku soruşturmasının ilk altı yılına ilişkin. Avukata göre dosyada yalnızca ihmaller zinciri yaşanmadı; kamu gücünün kullanıldığı organize bir örtbas gerçekleştirildi. “262 gün boyunca baraj oyunu oynanıyordu” diyen Çimen, soruşturmanın bilinçli biçimde yanlış yöne sevk edildiğini ileri sürdü.

Bu noktada hukuki ayrımı korumak gerekiyor. Savcılık soruşturması henüz tamamlanmadı ve Çimen’in “organize örtbas” iddiası kesinleşmiş bir mahkeme kararı değil. Buna karşılık eski vali ve bazı eski kolluk görevlilerinin delillerin yok edilmesi veya değiştirilmesi dahil çeşitli suçlamalar kapsamında tutuklanmış olması, geçmişte aile ve avukatların dile getirdiği delil karartma kuşkularının bugün adli soruşturmanın da konusu haline geldiğini gösteriyor.

Yirmi Beş Kamu Görevlisi İçin Araştırma Talebi

Soruşturmanın genişlemesiyle Doku ailesinin avukatları yalnızca olayın doğrudan şüphelilerinin değil, ilk soruşturmanın yürütülmesinde görev alan kamu görevlilerinin de incelenmesini istedi. Ali Çimen haziran ayında aralarında dört üst düzey kamu görevlisinin bulunduğunu söylediği 25 kişilik bir listeyi savcılığa sundu ve bu kişilerin şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alınmasını talep etti.

Çimen bu kişilerin tamamını baştan suçlu ilan etmediklerini özellikle belirterek, bazı kamu görevlilerinin yanlış yönlendirilmiş olabileceğini de söyledi. Bu ayrım önemli; çünkü soruşturmanın bugünkü genişliği, geçmişte dosyada görev alan herkesin suç işlediği anlamına gelmiyor. Savcılığın önündeki mesele, hangi işlemin ihmal, hangisinin yanlış değerlendirme, hangisinin ise bilinçli delil karartma niteliği taşıdığını ortaya çıkarmak.

Soruşturma kapsamında dönemin Tunceli Emniyet Müdürü Yılmaz Delen’in de tanık sıfatıyla ifadeye çağrılması, araştırmanın idari ve kolluk hiyerarşisine doğru genişlediğini gösteren adımlardan biri oldu.

Bir Zamanlar Arananlar Şimdi Soruşturuluyor

Dosyanın altı yıllık seyri içindeki en çarpıcı çelişki burada ortaya çıkıyor. 2020’de kamu kurumları Gülistan’ı bulmak için barajda yüzlerce gün arama yaparken, 2026’da savcılık aynı dönemde görev yapan bazı kamu görevlilerinin dijital materyallerini, haberleşmelerini ve finansal ilişkilerini inceliyor.

Bu durum geçmişte yapılan bütün aramaların bilinçli bir örtbasın parçası olduğunu tek başına kanıtlamıyor. Ancak bugünkü soruşturma, yıllardır Doku ailesinin sorduğu bir soruyu artık görmezden gelinemez hale getiriyor: Gülistan’ın izleri gerçekten doğru yerde mi aranmıştı?

Ailenin ve avukatlarının yıllardır “intihar” tezine itiraz etmesinin temelinde de bu soru vardı. Gülistan’ın kaybolmadan kısa süre önce gelecek planları yaptığı, ailesine götürmek üzere hediyeler aldığı ve ikinci bir üniversite okumaktan söz ettiği aile tarafından dile getirildi. Buna karşılık ilk soruşturmanın önemli bölümü, telefon sinyalinin Uzunçayır Baraj Gölü çevresinde kesilmesi üzerinden intihar ihtimaline yoğunlaştı.

Bir Ailenin Altı Yılı Aramakla Geçti

Dosyanın adli boyutunun arkasında ise altı yıldan uzun süredir kızlarının ne olduğunu öğrenmeye çalışan bir aile var. Bedriye Doku ve Aygül Doku yalnızca savcılık kapılarında beklemedi; Dersim’de, Ankara’da ve farklı kentlerde Gülistan’ın bulunması için eylemler yaptı. Ailenin bazı eylemleri polis müdahalesi ve gözaltılarla karşılaştı.

Bugün soruşturmanın genişlemiş olması geçmişte kaybedilen zamanı geri getirmiyor. Çünkü kayıp vakalarında ilk saatler ve ilk günler yalnız arama bakımından değil, dijital ve fiziksel delillerin korunması açısından da belirleyici. Gülistan Doku dosyasında ise bugün araştırılan bazı işlemler olaydan altı yıldan fazla süre sonra dijital adli incelemelerle yeniden kurulmaya çalışılıyor.

Teknolojinin gelişmesinin kendilerine yardımcı olduğunu söyleyen Ali Çimen’in “örtbas sistemi çöktü” değerlendirmesi de buradan kaynaklanıyor. Savcılığın yaptığı dijital, teknik, finansal ve saha incelemelerinin sonunda bu iddianın ne ölçüde doğrulanacağı ise henüz bilinmiyor.

Gülistan Doku Hâlâ Kayıp

Bütün operasyonlara, tutuklamalara, telefon incelemelerine ve yeni delil iddialarına rağmen dosyanın en temel sorusu 5 Ocak 2020’den beri değişmedi:

Gülistan Doku nerede?

2026’da başlatılan yeni aramalarda kadavra köpekleri, yer altı görüntüleme cihazları ve uzman ekipler kullanıldı; bazı araçlar DNA incelemesi için Ankara’ya gönderildi. Ancak 6 Ekim itibarıyla Gülistan’ın bedenine ulaşıldığına ilişkin resmî bir açıklama bulunmuyor.

Bu nedenle dosyanın bugün ulaştığı aşamayı bir “çözülme” olarak tanımlamak için henüz erken. Tutuklananların suçluluğu ancak yargılama sonunda kesinleşebilir; telefonlardan elde edilen kayıtların Gülistan’ın kaybolmasıyla bağlantısının da delillerle ortaya konulması gerekiyor.

Fakat artık bir başka gerçek de dosyanın dışında tutulamıyor: Altı yıl boyunca ağırlıklı olarak kayıp bir genç kadının nerede olduğu araştırılırken, bugün soruşturma aynı zamanda onu aramakla ve dosyayı soruşturmakla görevli kamu mekanizmasının bazı unsurlarının ne yaptığına yönelmiş durumda.

Bu değişim Gülistan Doku dosyasını yalnızca bir kayıp kadın soruşturması olmaktan çıkarıyor. Eğer savcılığın araştırdığı delil karartma ve kamu görevlilerinin müdahalesi iddiaları yargılama sonunda doğrulanırsa, cevaplanması gereken soru yalnız “Gülistan’a ne oldu?” olmayacak.

Gülistan’ın başına ne geldiğinin neden altı yıl boyunca ortaya çıkarılamadığı da aynı dosyanın sorusu olacak.

Ve Doku ailesinin istediği, bütün bu büyük soruşturmanın ortasında hâlâ son derece yalın: Kızlarının bulunması, gerçeğin açıklanması ve yıllardır ertelenen yaslarını tutabilecekleri bir mezarın olması.


NHY / Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı, Anadolu Ajansı, Bianet, Medyascope, Dersim Gazetesi, Mezopotamya Ajansı, TRT Haber, Artı Gerçek, Ekmek ve Gül