Cumartesi Anneleri/İnsanları, 1128. hafta buluşmasında 13 Kasım 1994’te Diyarbakır’da kaybolan yedi çocuk babası Ali Tekdağ’ın akıbetini sordu. Galatasaray Meydanı’nda yapılan açıklamada, ailesinin 32 yıldır sürdürdüğü hakikat ve adalet mücadelesine rağmen olayın aydınlatılmadığı vurgulandı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2004 yılında etkili soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle Türkiye hakkında ihlal kararı verdiği dosyada, sorumluların belirlenmesi ve yargılanması için yeniden çağrı yapıldı.
Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini öğrenmek ve sorumluların yargılanmasını sağlamak amacıyla sürdürdükleri eylemlerin 1128’incisinde, 7 Kasım Cumartesi günü İstanbul Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Kayıpların fotoğraflarını ve karanfilleri taşıyan aileler ile insan hakları savunucuları, bu hafta 1994 yılında Diyarbakır’da kaybolan Ali Tekdağ’ın dosyasını yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı.
Polis bariyerlerinin önünde, sınırlı sayıda katılımcıyla gerçekleştirilen buluşmaya DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek de katıldı. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Tekay Dişli tarafından okunan açıklamada, gözaltında kaybetme iddialarının etkili biçimde soruşturulmamasının cezasızlığı derinleştirdiği belirtildi.
Diyarbakır’da Bir Gün Kayboldu, 32 Yıldır Haber Alınamadı
Yedi çocuk babası Ali Tekdağ, Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde babası Hamit Tekdağ ile birlikte pastane işletiyordu. Halkın Emek Partisi (HEP) içinde siyasal faaliyet yürüten Tekdağ, ailesinin anlatımına göre daha önce defalarca gözaltına alınmış ve ağır kötü muameleye maruz kalmıştı.
13 Kasım 1994’te eşi Hatice Tekdağ ile birlikte alışveriş yapmak üzere dışarı çıktı. Ailenin anlatımına göre Dağkapı’da, Şekerbank yakınlarında telsizli ve silahlı sivil giyimli kişiler tarafından takip edildi. Ardından yaşanan silahlı olayın sonrasında sivil polis oldukları belirtilen kişilerce beyaz bir minibüse bindirilerek götürüldü. Hatice Tekdağ, eşini o günden sonra bir daha göremedi.
Aile, Tekdağ’ın nerede tutulduğunu öğrenmek için emniyet birimlerine, savcılıklara ve başka kamu makamlarına başvurdu. Ancak başvurularından sonuç alamadı. Tekdağ’ın gözaltına alındığı resmî makamlarca kabul edilmedi.
İHD’nin bu haftaki açıklamasında, S.D. olarak anılan bir tanığın Tekdağ’ı kaybolmasından yaklaşık 45 gün sonra Diyarbakır Çevik Kuvvet Merkezi’nde gördüğünü ileri sürdüğü hatırlatıldı. Tanığın anlatımına göre Tekdağ, ailesine öldürüleceği yönündeki korkusunu iletmesini istemişti. Bu iddia, dosyada araştırılması gereken önemli tanıklıklardan biri olarak yer aldı.
İşkenceyle Öldürüldüğü İddiası da Aydınlatılmadı
21 Ocak 1996 tarihli Evrensel gazetesinde yayımlanan ve bir JİTEM mensubunun anlatımlarına dayandırılan haberde, Ali Tekdağ’ın uzun süre işkence gördükten sonra öldürüldüğü, bedeninin yakılarak Silvan-Diyarbakır karayolundaki bir dere yatağına gömüldüğü ileri sürüldü.
Bu ağır iddialar, Tekdağ’ın akıbetinin belirlenmesi bakımından soruşturulması gereken bilgiler arasında bulunmasına rağmen, ölümünün koşulları ve kendisine ne yapıldığı kesin biçimde ortaya çıkarılamadı. Haberde yer alan anlatımların yargı kararıyla kanıtlanmış olgular değil, soruşturma konusu yapılması gereken iddialar olduğu da önem taşıyor.
Ailenin başvurularıyla yürütülen soruşturmalar farklı savcılıklar arasında gidip geldi; yetkisizlik ve kovuşturmaya yer olmadığı kararları verildi. Böylece kaybolmanın ardından geçen yıllar, olayın aydınlatılmasını sağlamadı.
AİHM: Etkili Soruşturma Yürütülmedi
Ali Tekdağ’ın eşi Hatice Tekdağ, iç hukuk yollarından sonuç alamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurdu. Mahkeme, 15 Ocak 2004 tarihli Tekdağ/Türkiye kararında, ulusal makamların olayın koşullarını ortaya çıkarabilecek yeterli ve etkili bir soruşturma yürütmediğine hükmetti.
AİHM kararında, savcılıklar arasında gerekli eşgüdümün sağlanmadığı, önemli tanıkların araştırılmadığı ve başvurucunun sunduğu bilgilerin yeterince takip edilmediği belirtildi. Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin soruşturma yükümlülüğü bakımından ve etkili başvuru hakkını güvence altına alan 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi.
Bununla birlikte AİHM, mevcut delillerin Ali Tekdağ’ın devlet görevlileri tarafından kaçırılıp öldürüldüğünü makul şüphenin ötesinde kanıtlamaya yeterli olmadığı sonucuna ulaştı. Dolayısıyla karar, devlet görevlilerinin öldürme fiilini işlediğini kesinleştirmiyor; devletin olay hakkında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmediğini ortaya koyuyor.
Bu ayrım, dosyanın insan hakları bakımından taşıdığı önemi azaltmıyor. Tam tersine, devletin görevinin yalnızca doğrudan sorumlu olduğu kanıtlanan ölümlerle sınırlı olmadığını, ciddi yaşam hakkı ihlali iddialarını da etkili ve bağımsız biçimde soruşturmak zorunda olduğunu gösteriyor.
Bir Ailenin 32 Yıllık Adalet Arayışı
Ali Tekdağ’ın kaybolmasının ardından eşi Hatice Tekdağ, annesi Arife Tekdağ ve çocukları yıllarca onun akıbetini öğrenmeye çalıştı. Ailenin başvuruları, tanıklıklar ve uluslararası yargı süreci, olayın kamuoyunda unutulmamasını sağladı. Ancak Tekdağ’ın nerede olduğu, öldürülüp öldürülmediği ve iddialarda adı geçen kişilerin sorumluluğu hâlâ açıklığa kavuşturulamadı.
Cumartesi Anneleri/İnsanları, Galatasaray Meydanı’ndaki açıklamada dosyanın karanlıkta bırakılmasını kabul etmediklerini belirterek yetkililerden hakikati bütün yönleriyle ortaya çıkaracak bir soruşturma yürütülmesini istedi. Açıklamada, sorumluların tespit edilmesi ve yeterli delil bulunması halinde yargı önüne çıkarılması çağrısı yapıldı.
Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllarda yaşanan zorla kaybetme iddiaları, yalnızca kaybolan kişilerin yaşam hakkıyla ilgili değil, ailelerin hakikate ulaşması, etkili başvuru yollarına erişmesi ve kamu görevlilerinin hesap verebilirliğiyle de ilgili bir insan hakları sorunu oluşturuyor. Soruşturmaların sonuçsuz kalması, ailelerin yıllarca belirsizlik içinde yaşamasına neden olurken cezasızlık tartışmalarını da sürdürüyor.
Galatasaray Meydanı’nda Bitmeyen Soru
Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 1128 haftadır sürdürdüğü mücadele, her buluşmada başka bir kayıp dosyasını görünür kılıyor. Galatasaray Meydanı, bu yönüyle yalnızca bir protesto alanı değil, yıllardır yanıtlanmayan soruların ve sonuçlandırılmayan adalet taleplerinin kamuoyuna taşındığı bir yer olmayı sürdürüyor.
Ali Tekdağ dosyasında 2004 yılında verilen AİHM kararına rağmen ailesinin temel sorusunun yanıtlanmamış olması, etkili soruşturma yükümlülüğünün neden yalnızca geçmişe ilişkin bir hukuki tartışma olmadığını gösteriyor. Aradan geçen 32 yıl, kaybolmanın koşullarını aydınlatma ve sorumluluğu ortaya çıkarma gerekliliğini ortadan kaldırmıyor.
Bu haftaki buluşma, katılımcıların kayıplar için taşıdıkları karanfilleri Galatasaray Meydanı’na bırakmasıyla sona erdi.
Ali Tekdağ’ın ailesi 32 yıldır aynı sorunun yanıtını bekliyor: Bir insanın akıbeti hakkında etkili soruşturma yürütülmediği uluslararası yargı kararıyla saptanmışken, hakikatin ortaya çıkarılması ve sorumluların hesap vermesi için daha kaç yıl geçmesi gerekiyor?












