Tutuklu bulunan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, cezaevinden yaptığı paylaşımda Türkiye’nin siyasal, ekonomik ve toplumsal tablosunu “12 metrekarelik” hücresinden değerlendirdi. Yolsuzluk iddialarından siyasal baskılara, gençlerin umutsuzluğundan Meclis’te bekleyen barış sürecine kadar geniş bir tablo çizen Şahan, siyasete “Herkesin sığabileceği bir siyaset lazım bize” çağrısında bulundu.

Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, sosyal medya hesabından yaptığı uzun paylaşımda cezaevindeki yaşamından hareketle Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal tabloyu değerlendirdi. “Sığamıyorum… On iki metrekare” sözleriyle başlayan paylaşımda Şahan, hücresinin dört duvarına değil, bu duvarların dışındaki ülkeye baktığını söyledi.

Şahan, ülkedeki ekonomik ve toplumsal sorunları kişisel hikâyeler üzerinden anlatırken, bir emeklinin “onuru için” yaşamına son vermesi ile Şişli’de genç bir kişinin hayatını kaybetmesini iki farklı kuşağın ortak çaresizliği olarak değerlendirdi. “Biri onurunu, öbürü geleceğini kaybettiğine yanan iki insan. İki kuşak, iki çaresizlik” ifadelerini kullandı.

“Asıl Soru Sorulmadı”

Şahan’ın paylaşımındaki en dikkat çekici başlıklardan biri ise son dönemdeki finansal ve siyasal tartışmalara ilişkin değerlendirmesi oldu. Türkiye’nin “tarihimizde görülmemiş ölçekte bir yolsuzlukla, fonlarla soyulduğunu” öne süren Şahan, siyasetin de bu tablonun ortasında kaldığını savundu.

Ancak Şahan’a göre asıl mesele birkaç kişinin sorumluluğunun ortaya çıkarılması değil, bu düzenin nasıl kurulduğu ve nasıl sürdürülebildiği.

“Üç beş isim gözden çıkarılmış, arınıyoruz denmiş. Sanki böyle hesap sorulurmuş gibi…” diyen Şahan, sorunun kişisel suçlamaların ötesinde sistemin işleyişinde aranması gerektiğini savundu.

Bu yaklaşım, son dönemde kamuoyuna yansıyan yolsuzluk ve finansal skandalların yalnızca tek tek aktörlerin eylemleri üzerinden değil, bu aktörlerin güç kazanmasını mümkün kılan siyasal ve ekonomik ilişkiler ağı üzerinden tartışılması gerektiği yönündeki eleştirileri yeniden gündeme getiriyor.

“Hizmet Korkunun Kılıfı Olmuş”

Şahan, paylaşımında siyasetçilerin ve kamu görevlilerinin siyasal baskılar karşısındaki tutumuna da sert eleştiriler yöneltti.

Bir milyondan fazla sosyal medya hesabının kapatıldığını, gazetecilerin ve sanatçıların susturulduğunu ileri süren Şahan, bunun yanında herhangi bir doğrudan baskıya maruz kalmadan susmayı tercih edenleri de eleştirdi.

Şahan’a göre bu kesimlerin sığındığı ortak ifade “Ben yalnızca kentime hizmet peşindeyim” cümlesi.

“Doğrusu, hizmet korkunun kılıfı olmuş” diyen Şahan, siyasal sorumluluktan uzaklaşmanın zaman içinde yalnızca siyaseti değil, siyasetçilerin temsil ettiği toplumsal kesimlerle bağlarını da zayıflattığını savundu.

Şahan’ın bu bölümdeki en sert ifadesi ise şu oldu:

“‘Başıma bir şey gelmesin’ diye susan insan her gün biraz daha eksildiğinin farkına bile varmamış.”

Şahan, bu suskunluğun yalnızca bireysel bir tercih olmadığını, gençlerin geleceğe ilişkin umutlarını da aşındırdığını belirtti.

“Sandıktan Çıkan Umut, Seçilmeyenlerin Elinde”

Paylaşımın bir başka bölümünde seçilmiş siyasetçilerin tutukluluğu ve siyasal temsil meselesine değinen Şahan, “Susmayanlarsa tutsak. Onlarla birlikte milletin iradesi de” ifadelerini kullandı.

Şahan, seçilmişlerin yerine atananların zamanla kendilerini seçilmişlerin yerine koyduğunu savunarak, siyasal temsil ile makam arasındaki ayrımın ortadan kaldırıldığını öne sürdü.

“Sandıktan çıkan umut, seçilmeyenlerin eline geçmiş” diyen Şahan, seçilmişlerin yerine geçenlerin sahip oldukları makamları geçici bir görev olarak değil, “anasının ak sütü gibi helal” gördüğünü belirtti.

Bu değerlendirme, Türkiye’de seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyum atanması ve tutuklu seçilmişlerin temsil yetkisinin fiilen kullanılamaması tartışmasını yeniden gündeme taşıyor.

Barış İçin “Yedinci Madde” Vurgusu

Şahan’ın mesajının en önemli siyasi başlıklarından biri ise barış süreci oldu.

“Hiçbir duvarın ardına sığmayan o umut: Barış…” ifadelerini kullanan Şahan, barış ihtimalini Türkiye’nin önündeki “en önemli eşiklerden biri” olarak tanımladı.

Ancak sürecin “iç cephe” ve “ortak gelecek” gibi ifadelerle ötelenmemesi gerektiğini savunan Şahan, özellikle Kürt meselesi üzerinden yürütülen siyasete eleştiri yöneltti.

“Kürt’ü yok sayıp Kürt adına konuşmak” ve barış umudunu bir “yönetme aracına” dönüştürmekle suçladığı anlayışa karşı çıkan Şahan, barış isteyen toplumun yalnızca yönetilmesi değil, sürecin gerçek öznesi olması gerektiği mesajını verdi.

Şahan ayrıca Meclis’in açılmasıyla birlikte barış sürecine ilişkin raporun yeniden gündeme geldiğini belirterek özellikle “Yedinci madde. İmzalar.” ifadesini öne çıkardı.

Bu maddenin siyasi partilerin imzasıyla millete verilmiş bir söz olduğunu savunan Şahan, siyasetin hâlâ “eski ezberlerin, eski kavgaların” içinde çıkış aradığını söyledi.

“Camın Öbür Yanında Bir Kuşak Bekliyor”

Şahan’ın mesajında gençlere ilişkin bölüm, ekonomik ve siyasal sorunların toplumsal sonuçlarına dikkat çekmesi bakımından öne çıktı.

“Camın öbür yanında kendine yer arayan koca bir kuşak bekliyor” diyen Şahan, siyaset ile genç kuşak arasında giderek büyüyen mesafeye dikkat çekti.

Burada ortaya koyduğu temel soru ise siyasetin mevcut kalıplarının bu kuşağı içine alıp alamayacağı:

“Peki camın iki yanı nasıl buluşacak? Dar ve eskimiş siyasetin ötesine nasıl geçeceğiz?”

Şahan’a göre artık yalnızca mevcut düzenin çürümüş olduğunu anlatmak yeterli değil. Asıl mesele, onun yerine nasıl bir siyasal düzen kurulacağı.

“Çürüyeni anlatmak kolay. Mesele, yerine ne koyacağımızda” diyen Şahan, bunun için “herkesin sığabileceği bir siyaset” gerektiğini savundu.

“Herkesin Sığabileceği Bir Siyaset”

Şahan’ın önerdiği siyasal çerçeve; sandıkta ortaya çıkan iradenin korunması, gençlerin siyasete katılması, barışın bir seçim vaadi olmaktan çıkarılarak ortak gelecek anlayışına dönüştürülmesi ve korkunun yerine çoğulluğun geçirilmesi üzerine kuruluyor.

Şahan, bunun yalnızca bir parti meselesi olmadığını, demokratik düzenin birlikte kurulması gerektiğini belirtti. Ancak böyle bir düzenin kolay kurulamayacağını da vurgulayarak siyasetçilerin kendi partilerinin ve siyasi mahallelerinin dışına çıkabilmeleri gerektiğini söyledi.

“Bize anlatılan her hikâyeye razı olmayan, sessizliği sağduyu sanmayan bir cesaret” gerektiğini belirten Şahan, siyasetçilerin kendi gelecekleriyle ülkenin geleceğini birbirinden ayırmaları gerektiğini savundu.

Paylaşımın sonunda ise sorumluluğu tek bir partiye veya siyasi aktöre bırakmadı.

Ali’nin onuru, Batuhan’ın yarım kalan hayatı, ailelerin evlat özlemi, tutuklu seçilmişler ve bürokratlar, barış umuduyla bekleyen Kürtler ve ortak gelecek konusunda yanıt bekleyen milyonları aynı siyasal sorumluluk alanının içine yerleştirdi.

Şahan bu tabloyu, “Bu yük Meclis’in, bütün siyasetin, hepimizin omzunda” sözleriyle özetledi.

Ve mesajını şu soruyla tamamladı:

“Ya bu yükü kaldıracağız ya da hep birlikte bu meydana dar çıkacağız.”

Şahan’ın cezaevinden yaptığı paylaşım, böylece yalnızca tutukluluk koşullarına ilişkin kişisel bir anlatı olmaktan çıkarak Türkiye’nin mevcut siyasal düzenine, muhalefetin tutumuna, barış sürecine ve seçilmişlerin temsil hakkına ilişkin kapsamlı bir siyasi çağrıya dönüştü.

On iki metrekarelik bir hücreden başlayan söz, sonunda Türkiye’nin tamamına yöneltilmiş bir soruya dönüştü:

Bu ülkeye gerçekten herkes sığabilecek mi?