back to top
Ana Sayfa Haber Fon Krizinde Yeni Soru: Para Kimin, Sızıntı Kimden?

Fon Krizinde Yeni Soru: Para Kimin, Sızıntı Kimden?

Fon krizinde soruşturmanın büyüklüğü, 455 bin 758 yatırımcı ve yüzlerce milyar liralık fon varlığı tartışılırken, Ankara’daki AKP kulislerinde gündemin giderek başka bir soruya kaydığı görülüyor: Kamuoyuna yansıyan bilgileri kim sızdırdı, sızıntı nereden geldi ve bu bilgi kimin çıkarına çalıştı? Gazeteci Nergis Demirkaya’nın İlke TV’de dile getirdiği “Asıl merak edilen iktidar cephesinde bu sızıntı kimden, nereden?” sorusu, fon krizinin artık yalnızca finansal boyutuyla değil, iktidar içindeki güç mücadeleleri ve bilgi akışı üzerinden de tartışıldığını ortaya koyuyor.

Fon krizinde bugüne kadar kamuoyunun önüne çıkan tablo oldukça ağır. Sermaye Piyasası Kurulu, yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi ve bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcının bulunduğunu açıkladı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma genişlerken tutuklu sayısı da 50’nin üzerine çıktı.

Ancak soruşturma derinleştikçe tartışmanın ekseni de değişiyor. Başlangıçta “Kim ne yaptı, hangi hisse ne kadar yükseldi, kim ne kadar kazandı?” soruları öne çıkarken, son günlerde özellikle Ankara kulislerinde ve medya yorumlarında “Bu bilgiler iktidar çevrelerinden nasıl dışarı çıktı?” sorusu daha görünür hale geliyor.

Soruşturmanın Gizli Yazısı Nasıl Sızdı?

Bu sorunun havada kalmasının nedeni yalnızca siyasi kulislerde dolaşan söylentiler değil. Fon soruşturmasının geçmişine ilişkin yayımlanan haberlerde somut bir sızıntı iddiası da yer alıyor.

T24’ün ulaştığı 19 Ağustos 2026 tarihli Başsavcılık müzekkeresine göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Borsa İstanbul’da bazı hisselerde fonlar üzerinden gerçekleştirildiği değerlendirilen olağan dışı işlemlerle ilgili SPK’den bilgi istedi ve soruşturmanın gizli yürütülmesi gerektiğini bildirdi. Ancak haberlerde, bu yazının Pusula Finans Holding’e sızdığı ve yazının ardından Pusula Finans Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan ile Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız’ın yurt dışına yüksek miktarlı para transferleri yaptığı ileri sürüldü.

T24’te aktarılan bilgilere göre Turhan’ın 24 Ağustos’ta İsviçre’deki bir hesaba 1 milyar 198 milyon lira, Yarız’ın ise 1 Eylül’de 2 milyar 889 milyon lira gönderdiği öne sürüldü. Sözcü’de yer alan daha sonraki haberde ise Yarız’ın 4 Eylül’de ayrıca 970 milyon 360 bin liralık bir transfer yaptığı iddiası gündeme taşındı.

Dolayısıyla bugün sorulan “Sızıntı kimden?” sorusu, yalnızca siyasi dedikodu düzeyinde ele alınabilecek bir başlık olmaktan çıkıyor. Çünkü soruşturmanın gizli tutulması gereken bir yazısının sızdığı iddiası ile sonrasında gerçekleştiği öne sürülen milyarlarca liralık para hareketleri arasında dikkat çekici bir zamanlama bulunuyor.

Demirkaya: Asıl Merak Edilen Sızıntının Kaynağı

Gazeteci Nergis Demirkaya’nın İlke TV’de yaptığı değerlendirme tam da bu noktaya işaret ediyor. Demirkaya, “Asıl merak edilen iktidar cephesinde bu sızıntı kimden, nereden?” sorusunu gündeme getirirken, bilginin şirket üzerinden sızmış olabileceğini ya da parti içerisindeki güç odaklarının mücadelesi sırasında dışarı çıkmış olabileceğini belirtiyor.

Demirkaya’nın değerlendirmesinde dikkat çeken başka bir unsur da “kontrol edemedikleri bir şeyle karşı karşıyalar” vurgusu. Bu yaklaşım, fon krizinin iktidar açısından yalnızca ekonomik ve hukuki bir dosya olmadığını, aynı zamanda bilginin kimde olduğu ve kimin kontrolünde bulunduğu sorusunu da gündeme getirdiğini gösteriyor.

İlke TV’nin arşivinde Demirkaya’nın “Güncel Yorum” programlarına katıldığı görülüyor.

Bu çerçevede Ankara kulislerinde dolaşan farklı söylentilerin ortak noktasının giderek “kim ne kadar kazandı?” sorusundan “kim neyi, kime sızdırdı?” sorusuna kaydığı görülüyor.

İktidar Kulislerinde “Kim Göz Yumdu?” Sorusu

Fon krizinin AKP çevrelerindeki yansıması da bu değişimi destekliyor. Cumhuriyet’in 24 Eylül tarihli kulis haberinde, AKP çevrelerinde tartışmanın yalnızca mali kayıplar üzerinden değil, devlet kurumlarına duyulan güven ve denetim sorumluluğu üzerinden de yürüdüğü aktarıldı. Haberde AKP kulislerindeki kaynakların fon yöneticilerinin olası siyasi ve bürokratik bağlantılarının araştırılmasını istediği belirtildi.

İktidara yakınlığıyla bilinen gazeteci Abdulkadir Selvi de 28 Eylül’de AKP milletvekilleriyle yaptığı görüşmeler üzerinden fon krizinin parti içinde ciddi rahatsızlık yarattığını yazdı. Selvi, soruşturmanın henüz derinleşmediğini ve yeni tutuklamaların gündeme gelebileceğini öne sürdü.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik ise 26 Eylül’de yaptığı açıklamada fon krizine ilişkin bütün iddiaların araştırılacağını, sorumluluğu bulunanlardan hesap sorulacağını ve usulsüzlüklerin ortaya çıkarılacağını söyledi.

Bu açıklamalarla birlikte iktidar cephesindeki tartışmanın önemli bir ayağı artık “Bu düzenek nasıl çalıştı?” sorusuna dönüşmüş durumda.

Yolsuzluk İddiası İkinci Plana mı İtiliyor?

Tam burada fon krizinin siyasi iletişim boyutu ortaya çıkıyor.

Kamuoyunun önündeki temel mesele, yüz binlerce yatırımcının parasının akıbeti, milyarlarca liralık para hareketleri, şirket ve fon ilişkileri, denetim mekanizmaları ve kimlerin bu süreçten ne ölçüde yararlandığı olmalı. Ancak iktidar cephesindeki bazı tartışmaların giderek “Yolsuzluk veya usulsüzlük nasıl gerçekleşti?” sorusundan “Bu bilgiler muhalefete kim tarafından sızdırıldı?” sorusuna kayması, krizin başka bir boyutunu görünür hale getiriyor.**

Başka bir ifadeyle, ortadaki para trafiğinin kendisi kadar, o para trafiğine ilişkin bilgilerin neden ve nasıl kamuoyuna ulaştığı tartışılıyor.

Bu durum özellikle Fatma Betül Sayan Kaya’nın adının fon krizinde gündeme gelmesinden sonra daha da belirginleşti. Kaya, hakkındaki iddiaların ardından AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden ayrılırken, sürecin bağımsız ve sağlıklı biçimde yürütülebilmesi için siyasi sorumluluk aldığını açıkladı. Reuters da Kaya’nın istifasını, fon krizinin ortasında kendisi ve eşi hakkında gündeme getirilen 163 milyon liralık yatırım ve yaklaşık 2,17 milyar liralık satış geliri iddialarıyla birlikte haberleştirdi.

Böylece tartışma iki ayrı hatta ilerliyor: Birinci hat paranın nasıl kazanıldığı, ikinci hat ise bu bilginin muhalefetin eline nasıl geçtiği.

Muhalefetin Elindeki Bilgi Nereden Çıkıyor?

Ankara kulislerinde asıl merak edilen sorulardan biri de burada ortaya çıkıyor.

Eğer kamuoyuna yansıyan bilgiler gerçekten iktidar bürokrasisi içerisindeki soruşturma süreçlerinden, şirketlerden veya AKP içindeki güç mücadelelerinden dışarı çıkıyorsa, bunun anlamı yalnızca bir “sızıntı” meselesi değil.

Bu durum, iktidar içerisindeki farklı güç odaklarının fon krizine aynı pencereden bakmadığını da gösterebilir.

Demirkaya’nın işaret ettiği şirket ihtimali de bu nedenle önem taşıyor. Fon krizinin merkezindeki şirketlerin, portföy yönetim kuruluşlarının, borsa işlemlerinin ve bunlarla bağlantılı isimlerin sayısı arttıkça, bilgiye erişebilen aktörlerin çevresi de genişliyor.

Üstelik 19 Ağustos tarihli gizli yazının sızdırıldığı iddiası, bu tartışmanın somut bir örneğini oluşturuyor. Soruşturmanın gizli yürütülmesi gerektiği belirtilen bir yazının soruşturmanın merkezindeki şirketlere ulaştığı iddiası, “Bilgi kimdeydi?” sorusunu beraberinde getiriyor.

Fon Krizinde Yeni Cephe: Para Değil, Bilginin Savaşı

Fon krizinin bugün geldiği noktada dikkat çeken şey, dosyanın yalnızca finansal büyüklüğü değil, bilginin iktidar içerisindeki dolaşımı.

Bir tarafta 131 fon, 455 bin 758 yatırımcı ve yüzlerce milyar liralık varlık bulunuyor. Diğer tarafta soruşturma kapsamında tutuklanan yöneticiler, şirket bağlantıları ve yurt dışına çıkarıldığı öne sürülen milyarlarca liralık para hareketleri var.

Bunun üzerine bir de siyasi isimler ekleniyor. Fatma Betül Sayan Kaya’nın istifası, AKP kulislerinde yükselen “kim göz yumdu, kim korudu?” soruları ve iktidara yakın gazetecilerin soruşturmanın derinleşeceğine ilişkin kulis aktarımları, dosyanın siyasi ağırlığını artırıyor.

Fakat bütün bunların üzerinde başka bir soru beliriyor:

Muhalefetin eline ulaşan bilgiler gerçekten soruşturmanın doğal sonucu olarak mı ortaya çıkıyor, yoksa iktidar içerisindeki bir güç mücadelesinin ürünü olarak mı dışarı sızıyor?

Nergis Demirkaya’nın sözleri bu nedenle önem taşıyor. Çünkü tartışmanın yönünü değiştiren soru artık sadece “Kim ne yaptı, ne kadar kazandı?” değil.

“Kim biliyordu, kim sızdırdı ve neden sızdırdı?”

Eğer ikinci soru birinci sorunun önüne geçiyorsa, ortada yalnızca bir fon krizi değil, aynı zamanda iktidar içerisindeki güç dengelerini görünür hale getiren bir bilgi savaşı da var demektir.

Ve tam bu noktada daha büyük soru havada kalıyor:

Fon krizine ilişkin bilgiler muhalefetin eline, yolsuzluk iddialarını kamuoyuna taşımak için mi sızdırıldı, yoksa iktidar içerisindeki bir hesaplaşmanın sonucu olarak mı?

Bu sorunun yanıtı, kimin ne kadar para kazandığından daha fazlasını anlatabilir.


  • NHY / T24, Cumhuriyet, Reuters, İlke TV, Sözcü, SPK/AA