İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, 414 sanıklı İBB davasının 80’inci gününde mahkemenin duruşmaları geç saatlere kadar sürdürmesine tepki gösterdi. Kaboğlu, adil yargılanma ve etkili savunma hakkı açısından duruşmaların saat 19.00’da, en geç 19.30’da sona ermesi gerektiğini belirterek, avukatların savunmalarını önceden planlayabilmesi için duruşma sıralamasının da önceden açıklanmasını istedi.
Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı İBB davasının 80’inci duruşması, Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde oluşturulan yeni duruşma salonunda İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sürdürüldü. Duruşmanın akşam arasının ardından tutuksuz sanıklar Ebru Yılmazlar, Nihat Karahan ve Mete Mağden savunmalarını yaptı.
Duruşmayı İstanbul Barosu yöneticileriyle birlikte izleyen Baro Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, savunma makamının karşı karşıya kaldığı sorunlara ilişkin mahkeme heyetine hitap etti. Kaboğlu’nun açıklamasının merkezinde, uzun süren duruşmaların savunma hakkının etkin kullanılmasını güçleştirdiği yönündeki itiraz yer aldı.
“Saat 22.00 insani değil”
Kaboğlu, mahkemenin önceki hafta saat 22.00’ye kadar süren duruşmayı “insani saat” olarak nitelendirdiğini hatırlatarak bu yaklaşımın İstanbul Barosu açısından kabul edilebilir olmadığını söyledi.
“Malum siz geçen hafta saat 10’a 10 kala ‘insani saat’ demiştiniz. Bizce İstanbul Barosu yönetimi olarak saat 22.00 de insani değil. Bu saatler makul süre değildir. Akşam saat 19.00 makul bir süredir, maksimum 19.30’dur.”
Kaboğlu, meselenin yalnızca duruşmanın kaçta sona erdiğiyle sınırlı olmadığını, uzun yargılama saatlerinin savunmanın hazırlanması ve etkili biçimde sunulmasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı. Baro yönetiminin davayı başından bu yana düzenli biçimde izlediğini ve yaşanan sorunları raporladığını belirten Kaboğlu, üç başlık üzerinde özellikle durdu: aleniyet ve saydamlık, savunma hakkı ve çelişmeli yargılama.
Baro Başkanı, avukatlardan gelen şikâyetlerde özellikle “birlik, ölçülülük ve öngörülebilirlik” ilkeleri bakımından sorunlar bulunduğunun aktarıldığını söyledi.
Avukatların duruşma sırasını önceden bilmesi istendi
Kaboğlu’nun mahkeme heyetine yönelik bir diğer önemli itirazı ise duruşma programının öngörülebilir olmamasıydı. Avukatların hangi sanığın ne zaman dinleneceğini önceden bilmesinin, savunmaya hazırlanabilmeleri açısından zorunlu olduğunu belirten Kaboğlu, sıralamanın önceden açıklanmasını istedi.
Kaboğlu, “Gerçekten bu sıralamaya riayet edilmesini, özellikle sıralamanın avukatlar tarafından bilinebilmesini, önceden bunu duyurmanızı ve ona göre etkin savunma hazırlayabilmelerini” talep etti. Sanıkların ve avukatların mesai ve hazırlıklarını duruşma programına göre planlayabilmesinin adil yargılanma hakkının bir parçası olduğunu ifade etti.
Bu itiraz, yüzlerce sanığın ve çok sayıda avukatın bulunduğu davada yargılamanın yalnızca hızlı ilerletilmesi değil, her sanık açısından savunma hakkının fiilen kullanılabilir olması sorununu da gündeme getiriyor.
“İddia, savunma, hüküm üçlüsü hep eşittir”
Kaboğlu, savunma makamının mahkeme tarafından değerlendirilme biçimine ilişkin de dikkat çekici bir uyarıda bulundu. Avukatların yalnızca duruşmada bulunmalarının, savunma görevlerini gereği gibi yerine getirdikleri anlamına gelmeyeceğini belirten Kaboğlu, avukatların mesleki konumlarının ve savunma faaliyetlerinin sorgulanmasının ciddi bir mesele olduğunu söyledi.
“İddia, savunma, hüküm üçlüsü hep eşittir” diyen Kaboğlu, bu eşitliğin anayasal ve yasal temele sahip olduğunu belirterek, savunma makamının yargılamanın tali bir unsuru olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çekti.
Kaboğlu, İstanbul Barosu’nun davadaki varlığını yalnızca bir gözlem faaliyeti olarak değil, adil yargılanma hakkının takip edilmesi olarak tanımladı. “Adil yargılanma hakkının izleyicisiyiz, bunu izleyeceğiz” diyen Kaboğlu, mahkeme heyetinden de yargılama pratiğini gözden geçirmesini istedi.
414 sanıklı davada yargılama pratiği tartışması
İBB davasında 80’inci güne gelinirken savunmaların önemli bir bölümü hâlâ devam ediyor. Duruşmalarda sanıkların isnatların niteliğine, bilirkişi raporlarına, görev ve sorumluluklarına ilişkin savunmaları sürerken, yargılamanın yürütülme biçimi de davanın hukuki tartışmalarından biri haline gelmiş durumda.
İstanbul Barosu’nun itirazı tam da bu noktada önem kazanıyor. Adil yargılanma hakkı yalnızca mahkemenin kararının hukuka uygun olup olmadığıyla değil, kararın oluştuğu yargılama sürecinin taraflara gerçek ve etkili bir savunma imkânı sağlayıp sağlamadığıyla da ilgili. 414 sanıklı bir davada süre, program ve savunma hazırlığı arasındaki dengenin kurulması bu nedenle yargılamanın usulüne ilişkin tali bir ayrıntı değil, doğrudan adil yargılanma hakkının parçası.
Kaboğlu, İstanbul Barosu olarak yargılama sürecinin adil biçimde yürütülmesi için katkı sunmaya devam edeceklerini belirterek sözlerini mahkeme heyetinin değerlendirmesine sundu.
İBB davasında 80’inci günün öne çıkan tartışması böylece yalnızca sanıkların neyle suçlandıkları ya da hangi delillerin dosyaya girdiğiyle sınırlı kalmadı. Duruşmanın nasıl yürütüldüğü, savunmanın hangi koşullarda yapıldığı ve tarafların yargılama sürecini ne ölçüde öngörebildiği de davanın kendisi kadar önemli bir başlık olarak mahkemenin önüne geldi.











