Uluslararası raporlar, Türkiye’de son beş yılda ultra zengin sayısının neredeyse iki katına çıktığını ortaya koyarken; aynı dönemde geniş toplum kesimlerinin yoksullaşması, gelir dağılımındaki uçurumun yapısal bir krize dönüştüğünü gösteriyor.
Servet Artışı Ve Eşitsizliğin Anatomisi
The Wealth Report 2026 verilerine göre Türkiye’de net serveti 30 milyon doların üzerinde olan kişi sayısı son beş yılda yüzde 93,5 artarak 2.174’ten 4.208’e yükseldi. Bu artış oranıyla Türkiye, ultra zengin sayısının en hızlı arttığı üçüncü ülke konumuna yerleşti.
Veriler, servet birikiminin hızlandığını ancak bu birikimin toplumun geneline yayılmadığını açık biçimde ortaya koyuyor. Zira aynı dönemde yüksek enflasyon, reel ücret kaybı ve artan yaşam maliyetleri geniş kesimlerin alım gücünü aşındırırken; sermaye birikimi belirli bir kesimde yoğunlaşmaya devam etti.
Küresel Eğilimler Ve Türkiye’nin Ayrışan Tablosu
Rapora göre Polonya ve Katar’ın ardından Türkiye’nin üçüncü sırada yer alması, küresel ölçekte de dikkat çekici bir eğilime işaret ediyor. Ancak Türkiye’nin farkı, bu servet artışının eş zamanlı olarak derinleşen yoksulluk ve sosyal kırılganlıklarla birlikte gerçekleşmesi.
Kuzey Amerika hâlâ küresel servetin merkezi olmayı sürdürürken, Asya-Pasifik bölgesi hızlı bir yükseliş sergiliyor. Avrupa’da ise daha sınırlı bir artış gözleniyor. Türkiye bu tabloda, servet artışının hızına karşın gelir dağılımı adaletsizliğinin en belirgin hissedildiği ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.
Büyüme Kimin İçin?
Uzmanlara göre ultra zengin sayısındaki artış tek başına ekonomik büyümenin göstergesi olarak değerlendirilemez. Asıl belirleyici olan, bu büyümenin toplumun geneline nasıl yansıdığıdır. Türkiye’de ise mevcut veriler, büyümenin kapsayıcı olmaktan uzaklaştığını ve gelir dağılımındaki makasın giderek açıldığını ortaya koyuyor.
Öngörüler, 2031 yılına kadar ultra zengin sayısının yüzde 13 artarak 4.772’ye ulaşacağını gösterirken; bu artışın mevcut ekonomik modelde herhangi bir değişiklik olmaması halinde eşitsizliği daha da derinleştirebileceği ifade ediliyor. Bu tablo, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve siyasal sonuçlar doğurabilecek bir yapısal dengesizliğe işaret ediyor.












